Milliyetçilik ve globalizm

Aynı topraklar üzerinde yaşayan, ortak bir tarihleri, kültürleri, gelenekleri olan, çoğu kez de aynı dili konuşan insanlardan oluşan topluluğa millet denir.
Bugün milleti oluşturan unsurlara öncelik vermede iki yaklaşım söz konusudur. Bunlardan biri milleti oluşturan bireylerin aynı soydan gelmesi gerektiği üzerinde duran daha ziyade ırk birliğine öncelik veren yaklaşımdır. Daha çok kabul gören ise geçmişte bir arada yaşamış, gelecekte de bir arada yaşama azim ve kararında olan insanların oluşturduğu birimdir. Günümüzde saf, homojen aynı ırktan müteşekkil insanlardan oluşan bir millet bulmak imkânsızdır. Özellikle bizim gibi sürekli yeni toprakları kendilerine yurt edinmiş, imparatorluklar kurmuş bir ecdadın torunlarının katışıksız olduğunu kabul etmek fazla hayalî olur. İstiklal marşı şairimizin Arnavut olması bu durumun apaçık bir örneğidir.
Bu durum bizim milli duyguları bir tarafa atmamızı gerektirmez ya da birbirimize kenetlenmemize engel değildir. Bugün dünya hegemonyasına oynayan ABD insanları arasında aslında var olmayan ortak değerler oluşturmaya bir Amerikancılık duygusu türetmeye çalışmaktadır.
Dünyada milliyetçiliğin karşısında yükselen yeni bir kavram var. Globalizm. Tartışılması gereken literatürde yeni olan bu kavramdır. Bu yeni akımın değerleri, normları nelerdir. Bu değer yargılarını belirleyen güç nedir?
Bu tartışmaya girmeden önce kültür, kültürel etki, kültürel asimilasyon vb. kavramların tartışılması gerekir. Peşinde koştuğumuz, üyesi olmak için çabaladığımız uluslararası birlikteliklere biz hangi değerlerimizi verebildik. Biz bu oluşumlarda etkileyen mi ya da etkilenen miyiz?
Milleti millet yapan değerlerin başında dil gelir. Dil tüm kültürel değerleri içerisinde barındırır. Bu konuda şu haber ilginçtir. “AB zirvesinde Avrupa işverenler federasyonu başkanı Fransız Ernent Antonio Seillieri’nin anadili olan Fransızca yerine İngilizce konuşmasına kızan Fransa Cumhurbaşkanı Jacyes Chiraç toplantıyı terk etti.”
Biz bu haber çerçevesinde birey olarak, toplum olarak, devlet olarak aynaya baktığımızda acaba ne görürüz. Biz çocuklarımıza anadilinden önce yabancı dili öğretmeyi maharet sayarız. Okullarımızda bir dilden vazgeçtik ikincisinin özentisini yaşarız. Yabancı dil öğrenmek yanlış değildir fakat önce kendi dilimizi ve kültürümüzü benimsemeye ihtiyacımız var. Asimile olmayan, kaybolmayan bir gençlik inşa etmeliyiz bunun önemli bir yolu da dilimize sahip çıkmaktır. Çünkü dil, kültürü taşıyan en önemli araçtır.
Atatürk, ulus olmada dilin önemine şu şekilde dikkat çekiyor: “Türk Milleti’nin dili, Türkçedir. Türk dili, dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk Milleti için mukaddes bir hazinedir. Çünkü Türk Milleti, geçirdiği nihayetsiz badireler içinde, ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, elhasıl bugün, kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk Milleti’nin kalbidir, zihnidir.”
Globalleşmeyi savunanlar dünyanın giderek büyük bir köy haline geldiğini savunuyorlar. Doğrudur, dünya her geçen gün birbirine daha çok benzeyen insanlardan müteşekkil oluyor. Ancak bu benzeşen değerlerde bizden hiçbir şey yok. Biz daha çok bu süreçte kendinden olanları dışlayan, özenti kuran, etkilenen konumdayız.
Tarihte bu şekilde yükselen hiçbir uygarlık olmamıştır. Bu şekilde yurdumuz sömürge alanı olur.

Exit mobile version