MEVLANA’YI DOĞRU ANLAMAK

 

Kur’an, “İşte onlar gerçek müminlerdir” diyerek gerçek müminlerden bahseder, demek ki gerçek mümin olmayan kimseler de olabiliyor. Yüce Rabbimiz, şu gerçeği insanlara ilan etmesini Peygamberimize emrediyor: “Ben olduğundan başka türlü görünenlerden/yapmacık davrananlardan değilim. “Biz Müslümanlar kadar kendi değerlerine yabancı olan yahut değerlerinin kıymetini bilmeyen ve yerli yerince onları kullanarak layıkıyla değerlendiremeyen toplum yoktur desek, yeridir. Bu gerçeğin tabii bir sonucu olarak pek çok değer gibi Hz. Mevlana da kimi çevrelerce istismar konusu yapılabilmektedir. Şöyle ki onu doğru bir şekilde tanımama, onu ve mesajını anlayamama, onunla ilgili olmayan söylem ve davranışları ona mal etme sonucuna götürmüştür. Bu, ya ona ve söylemlerine bütüncül bir yaklaşımla yaklaşmamaktan kaynaklanmaktadır yahut da herkes kendi bakış açısına göre ona bakıp kendi Mevlana’sını onda bulmaktadır. Sonuçta Mevlana’yı istismar eden, kendi emelleri doğrultusunda onu kullanan, Mevlana’daki ilahi aşkı aşk-ı hımariye dönüştüren, onu ve mesajını buharlaştıran güruhlar zuhur etmiştir. İşte biz bu yanlış anlamalara dikkat çekebilmek için Hz. Mevlana ile ilgili birkaç tespitle konuya ışık tutmaya çalışacağım. Bunu yaparken de öncelikle onun kendi hikmetli sözlerinden yararlanacağız. Hz. Mevlana, her şeyden önce bir kuldur. O da bizim gibi bir insandır, hatası ve sevabıyla bu dünyada yaşamış, sosyal ve siyasal bakımdan en sıkıntılı ve zorlu bir dönemde yaşayıp bu dünyadan ayrılıp gitmiştir. O bunu şöyle seslendirir: “Ben kul oldum, ben kul oldum. Ben zayıf bir kul olduğumu ve kulluğumun gereğini ifade edemediğim için utanıp başımı önüme eğdim. Her köle azat edilince sevinir. İlahi, bense sana kul/köle olduğum için seviniyorum.” Hz. Mevlana, düşünce ve hayat anlayışını oluştururken Kur’an ve Sünneti kendisine rehber edinmiş ve gücü nispetinde bu ölçülerde yaşamış bir insandır. Mevlana’yı Mevlana yapan İslam’dır, Kur’an ve Sünnettir. Bu yüzden onun ünlü eseri Mesnevi için ‘Mağz-ı Kur’an” (Kur’an’ın özü) denmiştir. Mevlana, bunu şöyle ifade eder: “Allah ve Peygamberinin sözüne sarıl. Niçin Kur’an’ın ilk harfi ba, son harfi sin’dir. Çünkü iki harften ‘Bes’ kelimesi oluşur. Bunun anlamı ise ‘yeter’ demektir. O halde Kur’an sana yeter. “Ben sağ olduğum müddetçe Kur’an’ın kölesiyim. Ben Muhammed Muhtarın yolunun tozuyum. Benden bu sözden başkasını nakleden kimse benden uzak, ben de ondan uzağım. “Vahye dayanmayan söz, heva ve hevestendir. O, toza toprağa benzer, havada uçup yok olur gider. “Olaylara ibretle bakıp ders çıkarma ile ilgili olarak Kur’an kıssalarını anlatırken şunları söyler: “Eyvahlar olsun, bu anlatılanlar hep senin hallerindi. Hayalin Firavuna gitti, ona ait sandın. Sana senden bahsedilince sıkılır, başkasının hikayesinden ise hoşlanırsın. Oysa Musa da Firavun da sende; bu ikisini de sen nefsinde ara. “Ey inatçı, sende yukarı çıkmak arzusu olmayınca Allah’ın habl-i metini (kopmaz ipi) olan Kur’an’ın ne suçu var!” Son olarak Mevlana denilince hemen akla gelen sema ile ilgili olarak da şunları söylememiz gerekir: Sema, ruhsuz bir folklorik gösteri değildir. Sema, cezbe halindeki dervişin ayakta ve kendinden geçerek Yüce Allah’ı zikretmesidir. Sema, Hz. Mevlana’yı bir bütün olarak anlamak, onu yaşamak ve başkalarına onu anlatabilmektir. Semada sağ el Allah’a açık, sol el ise insanlara dönüktür. Bunun anlamı Allah’tan alıp kullara vermektir. Tam da Mevlana türbesinin kapısına yazılmayı hak eden şu Mevlana sözü ile yazımızı bağlayalım:

“Vefatımızdan sonra bizim türbemizi yerde arama! Bizim mezarımız ariflerin gönlüdür. “Öyleyse din önderlerimizi iyi ve doğru tanıyıp, onların izinde gidelim. Zira onlar, edebiyat yapılarak, folklorik yaklaşımlarla, yüzeysel kutlamalarla geçiştirilmeyecek kadar çok değerli ve önemli şahsiyetlerdir. Bu bağlamda Hz. Mevlana’yı doğru anlamak da onun eserlerini bir bütün olarak okuyup değerlendirmek ve onun hayatına bütüncül bir yaklaşımla bakıp günümüze taşıyabilmekle mümkündür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.