KÜBRA ARICI DEMİRKOL KÖŞE YAZISI

Algının gücü

Sosyal medya artık hayatımızın öyle bir parçası oldu ki gün içerisinde kaç reklam gördüğümüzün farkında bile değiliz. Bir hikâyeyi geçiyoruz, bir videoyu izliyoruz, birkaç paylaşım aşağı kaydırıyoruz… Ama bütün bunların arasında bazı markalar ve bazı reklamlar bir şekilde aklımızda kalıyor.
Ben de işim gereği sosyal medyanın ve reklam dünyasının içinde oldukça fazla zaman geçiriyorum. Bu yüzden zaman zaman şunu düşünüyorum: Bir şeyi gerçekten beğendiğimiz için mi satın almak istiyoruz, yoksa sürekli karşımıza çıktığı için mi zamanla beğenmeye başlıyoruz?
Aslında reklamın psikolojik tarafı tam olarak burada devreye giriyor.
Bir markayı ilk gördüğümüzde hiçbir şey hissetmeyebiliriz. İkinci kez gördüğümüzde tanıdık gelir. Birkaç kez daha karşımıza çıktığında ise farkında olmadan o markayı biliyormuşuz gibi hissetmeye başlarız. Hatta hiç alışveriş yapmamış olsak bile “Ben bu firmayı biliyorum” deriz.
Bu yüzden bana göre reklam, sadece “satın al” demek değildir. Bazen iyi bir reklamın yaptığı en önemli şey, doğru zamanda hatırlanmaktır.
İşin bir de duygusal tarafı var.
Örneğin bir ev reklamı hazırlarken aslında sadece odaları, metrekareyi veya binayı göstermiyoruz. O balkonda içilecek kahveyi, bahçede geçirilecek bir akşamı, çocukların oynayacağı alanı da göstermeye çalışıyoruz. Çünkü insanlar yalnızca bir ev satın almıyor. Kendilerini o evin içerisinde hayal ediyorlar.
Aynı durum birçok sektörde geçerli. Bir araba reklamında özgürlük, bir kahve reklamında keyif, bir tatil reklamında huzur görüyoruz. Ürün değişiyor ama anlatılmak istenen duygu çoğu zaman ürünün kendisinden daha güçlü oluyor.
Tam da bu noktada reklamcılığın ince bir çizgisi olduğunu düşünüyorum.
İnsanların duygularına dokunmak başka, onların korkularını ve eksikliklerini kullanmak başka. “Son fırsat”, “kaçırmayın”, “herkes bunu kullanıyor” gibi ifadeler bazen gerçekten bir kampanyayı anlatırken bazen de insanda geride kalıyormuş hissi oluşturmak için kullanılabiliyor.
Sosyal medya sayesinde reklam artık hayatımızın hemen her anında karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle reklamı hazırlayanların da eskisinden daha büyük bir sorumluluğu var.
Belki de iyi reklamcılık, insanı ne pahasına olursa olsun satın almaya ikna etmek değildir.
Bence iyi reklamcılık; doğru ürünü, doğru insana, doğru duyguyla anlatabilmektir.
Çünkü bazen bir reklamı birkaç saniye görüyoruz ama bizde bıraktığı his, o birkaç saniyeden çok daha uzun sürüyor.

Exit mobile version