Köşe Yazıları

Kenan Tiryaki, “Gizli sorunun cevabı”

Bütün yazılarımda ağzımda dilim de tüy biterek yazıyorum ama ilgililer yetkililer yahut hasbelkader bir göreve “atanarak” gelmiş, hayatı boyunca o makamda ve mevkiyi rüyasında bile göremeyecek bir takım kişiler kendilerine adeta hediye edilen o işgal ettikleri koltuklarda oturup ve nokta kadar anlamadıkları konularda bir şeyler yapmaya, o işi yönetmeye kalkıyorlar güya ve tabi ki ağızlarına gözlerine bulaştırıyorlar…
Hangi alan olursa olsun, azıcık dikkatinizi verin o kişilerin oturdukları makam ve mevkilerle ilgili ne kadar ilgisiz alakasız olduklarını hemen
Fark edersiniz.
O yüzden yırtınıp duruyorum sadece Ehliyet, liyakat, adalet diye diye…
Olmadı, olmadı, olmuyor, olmuyor olmayacak da.
Üzerimize vazife değil, umarım ve dilerim ki kısacık belirteceğim sözler yanlış değerlendirilip suç ve halkı yanıltıcı sözler kapsamına girmez. Çünkü neyin girip neyin girmediğini toplum olarak ve gazetecilik mesleğini icra eden kişiler olarak bilemiyoruz, yani eski tabirle muğlak bir durum.
30 ağustostan beri gündemden düşmeyen ve bana göre sonucu belli olan ve ülke gündeminde olan genç teğmenlerimizin kritik durumu var.
Hepiniz zaten ezberlediniz ve biliyorsunuz malum konuyu.
Yüz yıldır askeri okul olan Harbiye’de, ülkenin savunmasını ve güvenliğini emanet ettiğimiz çocuklarımız var. Bu çocuklar mezuniyet törenin de, resmi geçit bittikten sonra ve orada resmi görevliler de yokken kendi aralarında bir yemin ediyorlar ve Bu ülkenin kurucusu Atatürk’e bağlılıklarını yeminle belirterek ve sonun da her zaman yaptıkları gibi kılıçlarını tokuşturuyorlar.
Bu bir gelenek.
Ve üstelik ilk defa üç kızımız okul birincisi olarak mezun olmuş ve kutlamaya çok daha bir anlam katılmış durum da. Yemini yaptıranda işte bu birinci olan teğmen kızımız.
Aman Tanrım neler yazılıp çizilmedi neler.
Ne disiplinsizlikleri kaldı ne de adı sanı olmayan her hangi bir oluşuma mesaj verdikleri falan. Hepsi içi boş şeyler tabi.
Ama bu pırıl pırıl Atatürk milliyetçisi yani Türk milliyetçisi gençlere disiplinsizlik yaptınız diye ceza verecekler bu belli, bellide inşallah bu ceza ordudan “ihraç” olmaz…
İşte o yüzden yazımın başında hangi alan olursa olsun ehliyetli liyakatli ve en önemlisi Adaletli yöneticilere bu ülkenin acilen ihtiyacı var mesajını bir kere daha verdim.
Gelelim futbola.
Ülkemizdeki futbolu kim ya da kimler yönetiyor.
Buna cevap vermeden önce Dünyada ki futbolu kim yönetiyor sorusunu sormak lazım.
Tabi ki dünyada futbolu bilenler hem akademik hem bizdeki tabiri ile alaylılar yönetiyor.
Eee biz de?
Değerli okuyucular bizde futbolu güya göstermelik bir seçim yapılmış ve kazanmış daha doğrusu kazandırılmış kişilerin yönettiğini sanıyorsunuz değil mi?
Maalesef…
Bizde, bütün kulüplerde dahil, hadi bütün demeyelim yüzde doksanını siyasi temsilciler ve menacerler yönetiyor.
Örnek mi?
Alın Beşiktaş futbol A.Ş’yi. Bir süper lig kulübü ve Türkiye’nin en ilk kulüplerinden birisi. Hatta o öyle birisi ki milli takımı tek başına temsil etmiş ve ay yıldız arması kulüp armasının içinde olan tek kulübümüz.
İşte o kulübümüzü bile Beşiktaşlılar yönetecek diye seçildiler ve yola çıktılar.
Ama gelin görün ki hiç öyle değilmiş.
Geçtiğimiz futbolu bilen ve benimde meslektaşım Samet Aybaba görevinden istifa etti ve bir kaç gün sonra bir basın toplantısı düzenledi.
Aman Tanrım neler neler…
Kulübün yönetiminden tutun da, transferlerini, kasasını basından ve medyayla olan ilişkilerini ve özetle milyon milyon avroların nasıl ve kimlere, buna kulüpte çalışan personellerinin de dahil olduğu kişilere, prim adı altın da dağıtıldığını belgelerle kamuoyu önünde paylaştı.
Tek tek belgeleri  sundu ve Beşiktaş’ı kimlerin ve nasıl iş bilmez insanların yönettiğini, üstelik de hiç bir özelliği olmayan futbolu bilmeyen ehliyetsiz kişilerin olduğunu gözler önüne serdi.
Millette sanıyordu ki Beşiktaş’ı başkan Hasan Arat ve futbol şubeyi de futbolu çok iyi bilen ve ekibinde yer alan Samet Aybaba ve Feyyaz Uçar yönetiyor değil mi?
Kısa geçiyorum çünkü az derinine inecek olursak ve diğer kulüpleri de kapsayacak şekil de bligi ve belge sunmaya kalkacak olursak,işin içinden çikamayiz ve bunları yazmaya ömür yetmez ömür….
Zaten çoğu futbolu takip eden bilinçli okurlar biliyorlar gerçekte olup bitenleri. Biz bilmeyenleri aydınlatmak için çaba gösteriyoruz yıllardır, ama biliyorum ki nafile …
Geçen haftaki futbol da görünmeyen ve üstü kapalı bir yazı yazmıştım. O yazıda da belirttiğim gibi “çok hayır duası aldım” mesaj ve yorumlarla.
Buradan bir kere daha belirtiyorum.
Ben ne GS ne FB ne BJK ne TRABZON nede başka bir kulüplüyüm.
Benim derdim ülkem ve ülke futbolu.
Bu ülkede oldu bitti bir gizli yapılanma var ve istediği takımı şampiyon yapıyor istediği takımı küme düşürüyor ve kulüpler üzerinden ve futbolcular üzerinden ve HAKEMLER üzerinden öyle bir rant oluşturmuşlar ki bunlar yasadışı ve yasa içi bahis çeteleridir ve bunları yönetenlerdir.
Yoksa hangi takım şampiyon olmuş kendi taraftarları hariç, futbolu bilen ve bilerek izleyen bilerek yorum yapan spor futbol ve futbol otoritelerinin çokta umurun da değil.
İşte çetelerle baş edebiliyorlar mı? Kocaman bir hayır tabi ki.
Bitmedi bitmiyor ve bitmeyecekte.
Peki çözüm ne mi, bana mı soruyorsunuz?
Tabi ki cevabını hem de kesin cevabını biliyorum. Ama yazmayacağım. Yazıyı içselleştirerek  okursanız cevabımı zaten bulacaksınız…
Sağlık ve esenlikle…