Köşe Yazıları

İyi antrenör mü iyi sistem mi

Batı dediğimiz ülkelerde ve bizdeki Antrenör gerçekliği…

“Aynı isim iki ayrı dünya” Batıda takım çalıştırıcılarına antrenör denir bizde de.Ama futbol dünyamız çok ayrı kompartımanlarda seyrediyor…

Bu gün internette gezinirken İstanbul’da TFF’nin C kursunun devam ettiğini ve çok başarılı geçtiğini yakında mezun olacaklarının haberini paylaşmıştı.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Ülkemizdeki işsiz sendikasız ve sahipsiz antrenör ordusuna yenilerinin eklenecek olması demektir…

Dünya değişiyor insanlar gelişiyor amma biz her alanda olduğu gibi spor ve futbol alanında da her gün geriye gidiyoruz ve gelişemiyoruz.

Dünya bizi konuşuyor fakat başarılarımızla değil, bahis ve şike olaylarıyla anılıyoruz.

Antrenör tarifimiz bile çok çok farklı. Bizde, modern sporda antrenörlük mesleğinin nasıl aşırı yüklenmiş ve sistem boşluklarını kapatamayan bir role dönüştürüldüğünü yaşıyoruz.

Antrenör; teknik uzman, psikolog, sosyolog, ebeveyn figürü, yönetici, stratejik, kondisyoner ve performans analisti olarak tek bir bedende tanımlanıyor. Gelişmiş spor sistemlerinde bu tablo, paylaşılmış sorumlulukların bir özeti olarak okunur.

Bizim ülkemiz de ise aynı tablo, yalnız bırakılmış bir antrenörün gerçeğine işaret eder.

Sporu gelişmiş ülkeler de ise şunu anlatır.

Antrenör, tüm bu alanları bilmek zorunda değildir, ancak bu alanları yönetecek liderlik kapasitesine sahip olmalıdır.

Psikolog vardır, antrenör onunla çalışır. Performans analisti vardır, antrenör veriyi yorumlar. Kondisyoner vardır, yük yönetimi ekip işidir. Yönetici vardır, politik baskıları filtreler.

Yani antrenör, Her şeyi yapan değil, her şeyin doğru yapılmasını sağlayan kişidir.

Türkiye’de durum ne peki? Türkiye’de bu görsel bir idealden çok, zorunlu bir hayatta kalma rehberidir.

Bizim ülkemiz de Antrenör: Psikolog yoksa, psikolog olur. Kondisyoner yoksa, yüklemeyi tek başına yapar. Performans analizi yoksa, “göz kararı”yla analiz eder. Yönetici rolünü de üstlenir.

Veliyle, kulüple, federasyonla tek başına mücadele eder. Bizde antrenörler, sistemi yöneten değil, sistem eksiklerini telafi eden kişidir.

İdeal sistemlerde; Rol paylaşımı vardır, uzmanlık derinleşir, antrenör liderlik eder.

Türkiye’de: Rol yığılması vardır. Uzmanlık yüzeyselleşir. Antrenör her şeye yetişmeye çalışır

Sonuçta ortaya çıkan şey. Tükenmiş antrenörler, kontrolcü liderlik, ben olmazsam sistem çöker algısı, gelişime kapalı, savunmacı bir koçluk kültürü…

Dünyada antrenör güçlü, dik duran, her şeyi kontrol eden bir figürdür. Bizde ise bu duruş çoğu zaman zorunlu bir savunma refleksidir.

Çünkü, bizdeki spor ve futbol otoriteleri hatayı sisteme değil, antrenöre yazar. Başarı

bireyselleştirilir, başarısızlık kişiselleştirilir, Sistem kendini sorgulamaz, ilk işi antrenörü değiştirmek olur.

Yıllardır yazıp çiziyorum, bu yüzden Türkiye’de antrenörlük “Meslekten çok, bir dayanıklılık testidir bizim ülkemizde.” Tabi dayanmak nereye kadar ve sonuç antrenörün pes etmesi ile neticelenir.

Yıllardır yine sorduğum soru şu; Daha iyi antrenör mü, daha iyi sistem mi? İyi antrenör de olsa, iyi sitem de olsa, bizde antrenörlerin yükünü paylaşan sistemler yok maalesef. Çünkü: İyi antrenör sistemi iyileştirir ama kötü sistem, en iyi antrenörü bile kötü gösterir. Fenerbahçe’yi ve dünyaca ünlü antrenör Mourinho’yu hatırlayın. Fazla uzağa gitmeye gerek yok.

Sonuç olarak ülkemiz de sorun, antrenörlerin yetersizliği değil, antrenörlerden her şeyi bekleyen ama onlara hiçbir şey sunmayan yapıdadır.

Gerçek yüksek performans ve başarı kültürü, kahraman antrenörler değil, Akıllı, adil ve sürdürülebilir sistemler üretir. Ve şu cümleyle özetlenir: Antrenör ne kadar güçlü olursa olsun, sistem zayıfsa başarı tesadüftür.

Şimdi bu yazıyı İstanbul’daki C kursu antrenörlük kursundaki, antrenör yetiştirici hocalarımız okusa, eminim bana çok kızarlar. Ve derler ki; olur mu canım “bizim bilgimiz bir ayda antrenör yetiştirmek için çok bile…”

Şimdi bizim ülkemizde bir ayda niye kabak (pardon) antrenör yetişmediğini anlamışsınızdır sanırım.

Sağlık ve esenlikle…