Önce Urfa, ardından Maraş, okul, öğretmen, öğrenci ve can yakan ölüm sahneleri, doğal olarak ortada yürek yakan bir hikâye var.
Her toplumun akıllısı da delisi de vardır. Doğru idare, bunları iyi yönetme sanatıdır. Yönetim hataları, beklenmedik olaylarla karşılaşma oranını artırır. Potansiyel suç ve suçluyu bularak bunların üzerine eğilmek, onları doğru yönetmek liyakat gerektirir. Ahlak gerektirir.
Emniyet birimlerini yöneten, onlara yol gösteren, düzenleyen, denetleyen kişiye emniyet müdürü denir. Psikolojik sorunları olan 14 yaşındaki oğlunu atış poligonuna götürerek talim yaptıran birisi, nasıl emniyet müdürü olabilir. Sorunlu çocuğun olduğu bir evde, nasıl olur da yedi tane silah olabilir. Evindeki sorunu çözemeyen bir müdür, geniş kitlelerin yaşadığı sorunları nasıl çözecek. Emniyeti yönetecek kişinin evinde, insanların yüreğini yakacak bir seri katil, adeta yetiştiriliyor.
Tunceli’de altı yıl önce, üniversite öğrencisi bir genç kız öldürülüyor. Suçlu bulunamıyor. Sonra, Ebru Cansu isimli bir başsavcı dosyayı yeniden açıyor. Cinayet zanlısı olarak, o dönemin Tunceli valisinin oğlu karşımıza çıkıyor. Vali de bir otelde yakalanarak gözaltına alınıyor. Ortaya dökülen bilgiler, vatandaşın emniyetini koruması gereken polislerin, valinin çocuğunu korumak için, suçun üstünün kapanmasına yardımcı olduklarını gösteriyor.
Vatandaş, valiye güvenemeyecekse, emniyet müdürüne güvenemeyecekse kime güvenecek. Geçmiş dönemde Ordu valiliği sırasında, Ordu kaynaklı haberlere göre, Boztepe’de silahlı çatışmaya da giren vali çocuğu, bu defa Tunceli’de bir genç kızın canına kıymakla suçlanıyor. Ordu’da korunmasa, kollanmasa, cezalandırılsa, terbiye edilse, Tunceli’de yaşananlar da olmayacak.
Aynı yıllarda Tunceli Devlet Hastanesinde Başhekimlik yapan doktor da tutuklananlar arasındadır. Suçluyu korumak için hastane kayıtlarında silme yapmakla suçlanıyor. Ortada bir üniversite öğrencisinin öldürülmesi varken, bu yapılanların adı nedir?
Halka hizmet için atanan, bu doğrultuda projeler üretmesi gereken, insanların güven içerisinde olmalarını sağlayacak, sözüm ona bürokratların haline bakın. Tam anlamıyla yüz karası bir durum yaşıyoruz. Peki! Bu atamaları yapanların hangi referansı kullanarak görevlendirme yaptıklarını sorgulamayalım mı?
Kader öyleydi, öyle olacaktı, öyle oldu mu diyelim. Ahlak nerede, adalet nerede.
Bir ilin valisinin çocuğunu korumak için, emniyet müdürlüğü, hastane başhekimi seferber oluyor. Bu mudur sizin insanlığınız? Bu mudur sizin adalet anlayışınız? Sapık bir çocuğun günahına ortak olmak bu kadar kolay mı? Kim bilir bu güne kadar, ne kadar çok yanlış yaptınız ve günaha girdiniz.
Toplum, kayırma, kollanma hastalığından kurtulacak. Suç varsa cezayı da kabul edecek. Sınav sorularını çalarak makam dolduranlar, hiç okul görmediği halde diploma sahibi olanlar var. Bunlar da bulunarak kenara çekilmelidir. Her yerden çürümüşlük akıyor.
Vatandaşımıza mesajım şudur. Hangi mevki ve makam olursa olsun, hiçbirisinin önünde eğilmeyin. Eğer eğilmenizi bekleyen makam olursa, o makama, saygı da göstermeyin. Bütün makamların esas görevi halka hizmet etmektir. Seçilmişin de atanmışın da değerini, halka verdiği hizmet oluşturur. Bunun dışındakiler teferruattır. Suç varsa, adaletli olarak, ceza da olmalıdır.
Bir başsavcının uygulamaları ile adeta nefes alıyoruz. Bu konuda, daha gidilecek çok yol, yapılacak çok iş olduğu açıktır. Görevini hakkı ile yapan kurumlarımızı yıpratmadan, sistemin yanlışlarla savaşması gerektiği açıkça görünmektedir.
