Hükümet Konağı sağlam mı

Karasu’da özellikle kentsel dönüşüm konusunda bir hassasiyet yaşanıyor. Bu bir seferberliğe de dönüştü. Ki güzel bir durum.
Bir yandan binaların sağlamlaştırılması ve dönüştürülmesi için gayret gösterilirken, diğer yandan da kamu kurumlarının şekillenmesi noktasında planlamaya gidiliyor. Mesela Karasu’da Merkez İnönü İlkokulu’ndan karot alınıyor, binanın yerine otopark yapılması gündeme geliyor.
Benzer şekilde Merkez Sağlık Ocağı’nın yıkımı gündeme geliyor, bunun yerine Karasu Belediyesi kültür evi projesi getiriyor.
E bu sırada da belli aksaklıklar olacağı öngörülüyor. Zira alışılagelmiş yapılar yer değiştirmek zorunda kalıyor ve kurumlar arası çatışmalar yaşanıyor. (Kimse kurumlar arası çatışma yok demesin, herkes her şeyin farkında.)
Deprem sonrasında güçlendirilen Merkez İnönü İlkokulu sağlam mı sakat mı bilmiyoruz, deprem sonrasında inşa edilen Merkez Sağlık Ocağı sağlam mı değil mi fikrimiz yok da…
Karasu Kaymakamlığı olarak kullanılan eski Hükümet Konağı sağlam mı? Eğer biraz merak ediyorsanız gidin Hükümet Konağı’na bakın altındaki boydan boya devam eden kiriş ve kolon çatlaklarına.
Deprem olsa kriz merkezi kurulacak olan yer Kaymakamlık olması lazımken, kaymakamlığın kendisi kriz merkezi olabilir.
Kaymakamlık’tan da karot alın. Sağlam çıkmayacağına göre acilen kaymakamlığı tahliye edin. Yeni bir bina ve kampüs inşa ettirin ki Karasu’nun çok daha modern bir kaymakamlık binasına ihtiyacı olduğu gün gibi ortada…
Tam da bu esnada, şehrin göbeğinde size mis gibi bir alan kalır. O alanı da verin milli eğitime. Merkezde hem ilkokul hem ortaokul sıkıntısı var. Yanında Sosyal Gelişim Merkezi de bulunan bir kampüs inşa edin.
Çok da lazımsa arkada bulunan ve şimdi İlçe Tarım Müdürlüğü olarak kullanılan alanı da göz önüne alınca ortaya büyük bir alan çıkar. Ondan sonra İnönü’nün yerine otopark mı yaparsınız, rezidans mı yaparsınız kimse o konu ile ilgilenmez bile…
İşçiler gidecektir
Geride kalan hafta yazdım, bu hafta bir kez daha yazıyorum. Önümüzdeki hafta ise “olan oldu” diye yazarız…
Okulların 1 Eylül’de açılacak olması fındıkla uğraşan vatandaşları zora sokacak. Eylül başında fındığa başlamaya hazırlanıyoruz diğer yanda da çocuklarımızın okula gitmesi gerekiyor. Sadece fındık üreticisinin değil fındık işçisinin de çocukları var.
Sadece ana sınıfları ve ilkokul öğrencileri değil, ortaokul ve lise birinci sınıflar da intibak haftasına eylül birde giriyor.
Haliyle okulların erken açılması fındıkçıya büyük darbedir. Üreticiye de işçiye de eziyettir. Eğer bir şekilde okulların açılması ertelenmezse fındık toplama işi aksayacaktır. Gelen işçiler gidecektir ve fındığın büyük kısmı da yerde kalacaktır.
Sesimizi duyan da umursayan da yoktur.
Depremi umursamamak
17 Ağustos Depremi’nin üstünden 26 yıl geçti. Kentsel dönüşümle ilgili adım atılırken öncelenen şey binanın sağlamlığı değil de getireceği kâr. Hissedarların beklentileri veya yeni yapılacak evin getireceği bedel.
Ancak depremin ne zaman olacağını ve şiddetinin öngörülmesi mümkün değil. İlimizde ortalama 30 yılda bir büyük deprem oluyor. Geçtiğimiz hafta da deprem meydana geldi. Depremde uyarı sistemi çalıştı. Telefonlara mesaj geldi. Bazı arkadaşların “Kilometresi uzak, bu deprem bize bir şey yapmaz” umursamazlığında olduğunu da duyduk.
Yemin ederim ki depremin bizi salladığı kadar biz depremi sallamıyoruz…
Kendiliğinden çözülecek gibi
Karasu ve Kocaali’deki susuzluk sorunu azalmaya başladı. Öncelikle tatilciler geriye gitmeye başladı. Gelecek olanlar da su olmadığına ilişkin haberleri erken aldı. Dolayısıyla nüfus kendiliğinden geriye gitti.
E bu arada havalar da inceden serinlemeye başlayınca insanların su ihtiyacı azaldı. Bir de susuzlukla yaşamaya alıştık.
Ama benim kafama takılan başka bir şey var.
Karasu, Kocaali ve Sapanca’da su sorunu yaşanıyor.
Bu üç ilçenin de suyun içinde yaşadığını unutuyoruz. Karasu’nun dibinde Akgöl, yanında Acarlar, içinde Sakarya, berisinde Demirli, ötesinde Okça, kenarında Küçükboğaz ve daha bir sürü irili ufaklı göl var. Kocaali’nin ötesi Melen, berisi Maden… İçinde elli tane irili ufaklı su kaynağı ve dere, göl var…
Atalarımızın “Suyun başında susuz kalmak” deyiminin vücut bulmuş haliyiz yemin ederim.
Sadece etrafımızdaki su kaynaklarımızdan istifade etsek yedi sülalemize yetecek kadar suyun içinde susuz kalmak da büyük bir başarı. Alkışlayalım kendimizi…
Yalnız iyi zamlandı
Karasu-Adapazarı arasındaki yolcu taşıma ücretleri uzun süre zamlanmadı ama sonunda beklenene değdi. Bir yılı aşkın bir süreden bu yana sabit tutulan ücretler neredeyse yüzde 50 oranında arttı.
Atalarımızın dediği gibi yayı ne kadar gerersen ok o kadar uzağa gider. Uzun süre baskılanan fiyatlar da birden patlamış gibi oldu.
Okulların açılması öncesinde yaşanan bu zam vatandaşı üzse de araç sahiplerinin uzun süredir devam eden beklentisi yerine gelmiş oldu.
Zaten bunca zaman zam yapılmaması Yusuf Alemdar’ın dolmuşçulara kızgın olduğu şeklinde yorumlanıyordu. Yapılan zamla dolmuş şoförlerine olan kızgınlık geçmiş gibi. Bakalım bu barış ne kadar sürecek…








