Köşe Yazıları

Hep birlikte bağıralım bakalım ne olacak

 

Ekonomik sıkıntı hepimizin yaşadığı bir şey. “İşlerimi tam olarak ben yönetiyorum” diyen kişiye denk gelmedim.

Hangi malı kaça mâl ettiğinizi çoğunca hesap dahi edemiyorsunuz. Sadece son alıcı değil, esnaf da durumdan mağdur. Ürünü satsa mı kâr edecek, satmasa mı belli değil!

Demir satan adamı düşünelim. Adam demiri dünden farklı fiyata satmak durumunda kalıyor. Çünkü dünden farklı fiyata alıyor. Üreten kişi maliyet hesabını günlük olarak gözden geçirmek durumunda. Aksi halde zarar etmeye, orta vadede de batmaya başlar.

Pazara gittiğinizde artık fiyatların çok yükseldiğini fark ediyorsunuz. Markete gittiğinizde artık ürün fiyatlarını daha dikkatli okumak zorunda olduğunuzu görüyorsunuz.

Her esnaf bir başka esnafın müşterisi aynı zamanda. Dolayısıyla kimsenin kimseye söyleyeceği bir şey yok.

İnternette sıklıkla durum tespitinden başka bir anlam ifade etmeyen ve “Adam doğru söylüyor” demenin dışında bir işe yaramayan gönderiler defalarca yeniden paylaşılıyor.

İnsanların duyarlı olması, acılarını ya da yaşadıklarını paylaşması gayet normal. Hatta demokrasinin de gereği. Eleştiride bulunma hakkımız da var. Hatta kısmen suçlamada da bulunabiliriz. Sorumlu gördüklerimizi dile getirebiliriz.

Bunlar güzel şeyler de…

Bu yaptıklarımızın sorunun çözümüne olan katkısı ne?

Felsefede “Çözüme faydası olmayan söylemlerin soruna katkısı olur” diye bir düşünce vardır. Bu yukarıda saydıklarımızın hangisinin çözüme ne faydası var? Bunları alkışlamanın getirisi mi fazla götürüsü mü?

 

Biz virüsten bıktık o bizden bıkmadı

Bir dönem haber merkezlerinde haberi uzatmak için “Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan ve tüm dünyayı etkisi altına alan” diye giriş yapılırdı. Şimdi bu cümle neredeyse hiç kullanılmıyor.

Bunun iki nedeni var. Birincisi vatandaş artık virüs haberi görmek istemiyor (muhtemelen yazının başlığını gören pek çok kişi de bu yazıyı okumuyor).

Aslında yazıda belirtmek istediğim konu şuydu: Bundan sonraki süreçte kapanma olur mu? Hayat yeniden durur mu?

Sokağa çıkma yasağı ya da diğer adıyla tam kapanma gelir mi?

Şunu gördük ki aslında tam kapanma virüsün yayılma hızını azalttığından daha çok ekonomiye ve sosyal hayata zarar verdi. İnsan hayatından daha mühim bir şey yok ama… İnsan da nefes alıp verince yaşadım sayamıyor. Pek çok maddi ve psikolojik ihtiyacınız oluyor.

Maddi kazanım elde etmezseniz yaşam standardınız düşüyor. Sosyal imkanlardan istifade etmezseniz de psikolojiniz bozuluyor.

Dolayısıyla bundan sonra kapanma ya da kısıtlama en son alınacak tedbirler arasında yer alacaktır.

Zaten tam kapanmanın getirdiği ekonomik maliyetler halen tam manası ile karşılanabilmiş değil. Onun için piyasaya korku düşse de ben kısıtlama ya da kapanmanın daha büyük sorunlar getireceğini düşünüyorum. Eğer hiçbir tedbir kalmazsa kapanma düşünülmeli. Yoksa asla gündeme dahi gelmemeli. Zira kapanma lafı dahi ekonomik hayata yeterince zarar veriyor.

 

Okullar tatile giriyor

Neredeyse hiçbir gün sınıf mevcudu tam yazılmadı. Pandemi dönemi sona erdikten sonra tadilata alınan okullar oldu. Daha geçen ay bazı okullar kışın ortasında doğalgaza geçti. Çocuklar elektrikli soba ile ısıtıldı.

İki kişi pozitif çıkarsa sınıf tatil edildi. Öğretmenler PCR testi olmak durumunda kaldı.

Atari oyunu gibi düşünürsek, “Tek canla buraya kadar iyi geldik” dense yeridir.

Bu hafta okullar yarı yıl tatiline giriyor. İki hafta boyunca çocuklar evde.

Her karne döneminde “Çocuklarınıza karnelerindeki kırıklardan dolayı yüklenmeyin” falan denirdi. Bu dönem bu yönde açıklama yapan çıkmayacaktır. Zira çocuklarımızın notlarını değil sağlıklarını önemsiyoruz.

Umarız bu tatil süreci sonunda vaka sayılarında yeterli düşüş gerçekleşir, aşılar işe yarar da şu beladan kurtulup eski günlerde olduğu gibi çocuklarımızın karnelerindeki notlara bakarız.

 

Ateist ile kısa sohbet

Gençler arasında ateizm çok yaygın falan deniyor. Aslında değil. Bizim ülkemizde ateistle İslam düşmanı da çok karıştırılıyor. Aslında çatışma da buradan çıkıyor. Herkes Müslüman olmak zorunda değil de… Müslüman düşmanı olursan sana yanıt vermek gerekiyor elbette.

Neyse uzatmayayım. Bir gençle sohbet ediyoruz. Kendisini ateist olarak tanımladığını söyledi.

Kendi bileceği iş.

Ama merak işte. “Neden kardeşim” diye sordum.

“Abi aslına bakarsan çok ilgi çektiği için” dedi. “Ateist olduğumu söyleyince herkes daha zeki olduğumu falan düşünüyor. Daha bilge duruyorum. Bu kadar ilgi çekmesi cezbediyor” dedi.

Doğru. İlgi çekiyor.

“Sence neden ilgi çekiyor” dedim.

“Bilmiyorum”  dedi.

“Kardeş! Ben din alimi değilim. Ama şurada bir kişi kendi üstüne benzin döküp yaksa ilgi çeker mi” dedim. “Çeker. Herkes etrafında toplanır ve izler” dedi.

“Şimdi senin yaptığın da ahiretini yakmak. Dünyada kendini yakan da ilgi çeker, ahiretini yakan da. İnsanların sana gösterdiği ilgi seni cezbetmesin. Eğer ateist olacaksan ol. Ki bundan bana ne! Ama başkalarının ilgisini çekmek için ahiretini yakmaya değer mi, ona da sen karar ver” dedim.

Netice şu ki, sosyal medya, televizyon veya diğer kitle iletişim araçları ilgi çekmeyi, ne pahasına olursa olsun popüler olmayı pazarlıyor.

Sonuçta çocuklarımız ilgi çekmeyi başarılı olmak sayıyor.

Dikkatli olsak iyi olur.