Hanginize inanalım

Malumunuz şu günlerde gündemde yer tutan birçok olay var ama hiç kuşkusuz toplumumuzun tamamını kapsayan en önemli olanı Terörsüz Türkiye süreci. Nitekim MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin o tarihi konuşmasıyla başlayan süreçte geçtiğimiz hafta terör örgütü pkknın fesih kararı açıklamasıyla yeni bir aşamaya geçilmiş oldu.
Önceki yazılarımdan birinde bu konuda fikrimi aktarmış ve yaklaşık 50 yılımızın heba olmasına, on binlerce Şehidimize neden olan kanlı dönemin kazasız belasız atlatılması için herkesin hassasiyet göstermesi gerektiğini söylemiştim. Tabi sade vatandaş olarak bizler elimizden geldiği kadar dikkat edeceğiz ama bölge siyasileri bizden daha fazla dikkat etmek zorunda.
Mesela geçtiğimiz hafta sonu Kocaali’de bir ziyaret programı gerçekleşti. Saadet Partisi Genel Sekreteri Cafer Güneş, yurt genelinde eş zamanlı yapılan saha programı kapsamında Kocaali’ye geldi. İlçe teşkilatını, esnafları, ziraat odasını ve Kocaali Belediyesi’ni ziyaret etti.
Teşkilat tarafından yapılan davete icabeten programa katılıp genel sekreter Güneş’in ziyaretinin, teşkilat toplantısından sonraki kısmını takip ettim.
Yaklaşık yarım saati aşkın bir süre heyetle birlikte merkezde esnaf dolaştık. Sokaktaki, kahvedeki vatandaşla sohbetler edildi. Velhasıl gündem de ağırlıklı olarak az önce söylediğim gibi Terörsüz Türkiye süreci oldu. Güneş, hemen her girdiği birebir diyalogda konuyu sürece getirdi, vatandaşın düşüncesini sordu. Sordu ama üslubu az önce yaptığımız tarife pek de uygun değildi. Ben mevzu geçtiği yerde özellikle kulak verip dinledim.
Bizim siyasetçilerden beklentimiz ortamın nabzına uygun davranmalarıdır. Şahsi olarak bir yere gidiyor veya görüş beyan ediyorsanız biraz daha esnek olabilirsiniz belki ama girdiğiniz yerde kendinizi tanıtırken veya teşkilattan bir yetkili sizi halka takdim ediyorken ‘Siyasi partimizin genel sekreteri’ unvanıyla velhasıl partinin genel başkandan sonraki ikinci adamı olarak takdim ediyorsa o zaman söyledikleriniz şahsı aşar ve parti politikası beyanı olarak algılanır. Buna çok dikkat etmek gerekir.
Açık konuşayım Sayın Genel Sekreter süreci objektif yorumlamaktan ziyade süreçten suçlu çıkartmaya çalışır gibi davrandı. Efendim geçtiğimiz iki seçim sürecinde Dem Parti ile seçim ittifakı yapılınca terörle suçlanmışlar ama şimdi şimdi Cumhur İttifakı Dem Parti ile iş birliği yapıyormuş. Pazarlıklar yapılıyormuş, gizli görüşmeler yapılıyormuş. O zaman Cumhur İttifakı şu anda terörle iç içeymiş. Yani ‘Bakın bizi zamanında terörle işbirliği diye suçladılar şimdi kendileri işbirliği yapıyorlar’ demeye getirdi ve özellikle üzerine basa basa söyledi. Hemen hemen hiçbir yerde sürece dair olumlu cümle kullanmadı diyebiliriz. Güneş’in bu tavrı kendince haklı mıdır? Haklıdır. Daha sert eleştirebilir miydi? Elbette eleştirebilirdi. Ama bu kadarı bile bence yeterli geldi. Bazı vatandaşlar sohbete dahil olurken, farklı düşünen süreçten umutlanan bazı vatandaşlar da sohbete dahil olmamayı tercih etti. İlçe yönetiminden de bu duruma herhangi bir müdahale gelmedi.
Genel Sekreter Sayın Cafer Güneş Kocaali’de böyle bir tutum sergilerken aynı saatlerde Şanlıurfa’da Saadet Partisi’nin il kongresi vardı. Genel Başkan Mahmut Arıkan Urfa’da terörden canı yanan insanların tam da göbeğindeydi. Ve konuşma yapıyordu. Gündeminde Terörsüz Türkiye süreci vardı. Bütün ulusal ajanlar, yerel ulusal bütün haber siteleri konuşmasını yayınladı. Haberlerin birçoğunu inceledim. Ama en doğrusunu görmek için Saadet Partisi’nin resmi Youtube hesabından yapılan 47 dakikalık canlı yayını inceledim. Genel Başkan Arıkan’ın konuşmasını transkrip olarak indirdim.
Bakınız Genel Sekreter Cafer Güneş Kocaali’de sürece ve Cumhur İttifakı’na karşı katı tavır sergiliyorken, Genel Başkan Mahmut Arıkan aynı dakikalarda Şanlıurfa’da nasıl konuşuyordu. Arıkan Şanlıurfa’da “50 yıldır süren bir acının 50 yıldır süren bir ayrışmanın ardından bugün yeni bir sayfa açmanın fırsatı doğmuştur. Bu coğrafyada Türk, Kürt, Arap, Fars savaşmadan çatışmadan yüzlerce yıldır beraber yaşayabilmişiz. Ancak hakkı üstün tutmaktan vazgeçip çıkar odaklı düşünmeye başlandığındaysa kaos ve çatışmaların ardı arkası kesilmemiştir. 1071’de Sultan Alparslan’ın ordusunda Kürt kardeşlerimizin olduğunu biliyoruz. Bu toprakların Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı olduğunu da biliyoruz. Değerli Şanlıurfalılar bizim için, akan kanın durmasına şiddetin son bulmasına, siyasetin alanının genişlemesine, hak ve özgürlükler üzerindeki kısıtlamaların kalkmasına vesile olacak her adım, ‘altını çizerek söylüyorum’ kıymetlidir. Biz iktidarın, şiddetin önüne geçmeye yönelik şiddeti bitirmeye yönelik samimi çalışmalarını çabalarını desteklemekten hiçbir zaman imtina etmeyiz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gerçekten bir müzakere zeminine dönüştürülmesi aynı şekilde olumlu bir gelişme olacaktır. Her zaman söylediğimiz gibi, dün olduğu gibi bugün de yaşanabilir bir Türkiye için değil elimizi, vücudumuzu taşın altına koymaktan bir an bile tereddüt etmeyiz” şeklinde konuşuyor. (Yazımı kısa tutmak için cümleleri çekerek kullandım) Arıkan aynı zamanda sürece dair endişelerini de paylaşıyor ancak vurgusu, üslubu, duruşu, ses tonuna kadar bütünüyle siyaset üstü ve kendisinden beklenen şekilde takdir edilecek bir davranış.
Ben şimdi konuyu bütünüyle objektif yorumluyorum. Bir tarafıma Genel Sekreter Güneş’in Kocaali’deki konuşmalarını diğer tarafıma da Genel Başkan Mahmut Arıkan’ın Şanlıurfa’daki konuşmasını alıyorum. Sade ve net olarak soruyorum? Partinizin Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin tutumu doğuda başka, batıda başka mı? Şanlıurfa ile Sakarya arasında bu kadar net fark varsa diğer illerle ne kadar fark var? Ve son sorum hanginize inanalım? Sağlıkla kalın…






