
Kuyumcullu Mahallesi’nin 98 yaşındaki bilge çınarı Cemalettin Ata, bir asra yaklaşan yaşamından süzülen köy hatıralarını ve emekle şekillenen günlerin izlerini içten bir dille paylaştı
Bir asra yaklaşan tanıklık
Ata; çocukluğunun karanlık sokaklarından, ev önlerinde oynanan saklambaçlara; yokluk içindeki köylü dayanışmasından, emeğin en yüce değer olarak anlamlandırıldığı yıllara uzanan anılarını aktardığı sohbette, “o dönemlerde çalışmak hem zorunluluk hem de köy yaşamının doğal bir parçasıydı; tarlada geçen uzun günler ve güçlü komşuluk bağları hayatın merkezini oluşturuyordu” ifadesini kullandı.
Hayatın merkezi emekti
Bir asra merdiven dayayan Cemal dede, sabahları orman işçiliğiyle başlayan, öğlen ekin işleriyle süren ve akşamları hayvan bakımıyla tamamlanan o yorgun yılları anlatırken zorlukları ve yaşanan günlerin değerini şöyle vurguladı: “Devasa direkler sakin havalarda sandallarla Zonguldak’a taşınırdı, düğünlerde öküz arabası gelin arabasına dönüştürülürdü, değirmende sıra beklerken kurda karşı nöbet tutardık” diye konuştu.
Doktor bile yoktu
Fındığın 1950’lerden sonra köye geldiğini hatırlatan Ata, “o dönem, köyde meyve ağacı bile azdı, birçok ihtiyacımızı el emeğiyle karşılardık. Bırakın köyü, Karasu’da bile doktorun bulunmadığı yıllardı. Hastalıklar evlerde hazırlanan basit ilaçlarla atlatılmaya çalışılırdı. Sofralarımızı kara lahana, bulgur ve fasulye ile kurardık. Çarık, kara lastik ve tahta oyuncaklar gündelik hayatımızın bir parçasıydı” dedi.
İncitme karıncayı
Uzun ömrünün sırrını yürümek, ölçülü beslenmek, bol su içmek ve hayatın sorunlarını gereğinden fazla ciddiye almamak şeklinde özetleyen Cemalettin dede, gençlere dünya malının geçiciliğini unutmamaları gerektiğini anımsatıyor ve ekliyor: “Dünya malı dünyada, incitme karıncayı!







