Fırıncı Mehmet Özkarataş

Herkesin amcası ya da dayısı gibiydi.
Çocukluk yıllarımın Fırıncı Mehmet Amcası…
Bazen “Dayı mı desem acaba!” diye düşündüğüm de olurdu.
Öyle yakın gelirdi bana.
Herkese…
Kalender bir meşrebi vardı.
Çocukları da öyle…
Eşi Hepimizin Annesiydi
Hele eşi! Hepimizin annesi gibiydi.
Tanıdık birini gördüğünde, tebessümü tonton yanaklarına ne kadar da yakışırdı.
Bana göre uyumlu bir aile idiler.
Fırınları, Kocaali Dörtyol Mevkiinden Büyük Camiye doğru giderken yolun sağında idi.
Tabelasında Özkarataş Fırını yazıyordu.
Yoldan 1 ya da 2 basamak daha aşağıdaydı fırın.
Veresiyecilik Vardı
O zamanlar veresiye işi çoktu.
Köylerden de gelip Fındık Veresiye ekmek alanlar olurdu.
Herkes fındığını topladıktan sonra gelip ekmek borcunu öder, sonra veresiye defterinde tekrar ayrı bir sayfa daha açtırırdı.
Hiç aksama olmaz mıydı ödemelerde?
Olurdu elbette.
Ödeme Yapılamazdı Bazen
Aksilikler insanoğlu için.
Hemşerilerimizden birinin başına bir hal gelir.
İşi düzelene kadar Kocaali’ye uğrayamaz adam.
Aradan 4-5 yıl geçer. Bu seferde cezaevine düşer…
10 yıldan fazla bir süre hapiste yatar.
Gecikmeli de Olsa Ödenirdi borçlar
Çıkar çıkmaz da ilk işi borcunu ödemek için Fırıncı Mehmet’in yanına gelmek olur ve borcunun kaç lira olduğunu sorar.
Mehmet abimiz de adama ‘Geçmiş olsun’ dedikten sonra adamı başka birkaç esnafa daha yönlendirir.
Ki eskiyen borcun şimdiki karşılığı tam ve doğru olarak bulunsun da gönüller rahat etsin.
Hakkım Helaldir Sana
Öbür esnafların yaptığı hesaplara göre 15 bin lira ve üzerinde bir rakam çıkar.
Adamın yüzünün kızarmasından anlar durumu Mehmet Usta ve sorar: Kardeşim senin kaç liran var?
Adam cebindeki 4 bin 500 lirayı çıkarır ve Mehmet Ustaya uzatır.
Mehmet Özkarataş da 4 bin lirayı alıp, 500 lirayı ‘Harçlık yaparsın’ diyerek adama iade eder.
Kabir Ziyaretlerinde Unutulmayanlar
Adamın kuş gibi hafiflediği bellidir.
Kocaali’de kabir ziyaretine gidenler çoktur. Bunların büyük bir çoğunluğu Mehmet Usta’nın kabri başına da gidip Fatihalar gönderiyor.
Boşuna değilmiş meğer.






