Evet bizde de fiyatlar değişti

Adamın adamlığı başarıda ve felakette belli olur. Kahramanmaraş’ta yaşanan deprem felaketinin ardından Karasulu seferber oldu.

Kimi yerlerde esnafın durumdan istifade ederek fiyatları yükselttiğini duyduk. Karasu’dan bakınca buna inanmak çok kolay değil. Kendi esnafımızla gurur duymamak da mümkün değil.

Bizde hayır işi söz konusu olduğunda fiyatlar yukarı yönlü değil aşağı yönlü değişiklik gösteriyor.

Esnafa bir şey söylemenize gerek yok. Aldığınız şeylerin deprem bölgesine gideceğini zaten aldığınız üründen anlıyor. O zaman da başlıyor kârından fedakarlık etmeye. Sonunda siz alışverişinizi bitirdiğinizde elinde verebileceği ne varsa veriyor ve o da hayra hayır katıyor.

Kısa sürede Karasu’dan tırlarca yardım toplanması zaten olayın ne kadar ciddiye alındığını gösteriyor.

İlk cümlede yazdığım adamlık cinsiyetle değil şahsiyetle alakalı. Yoksa Kızılay aracının önünde kan vermek için bekleyen ne adamları cebinden çıkarak hanım kardeşlerimizi gördük.

Karasu bu konuda ciddi bir duruş sergiledi. Esnafı, spor kulübü, vatandaşı… Kim varsa elini taşın altına koydu.

Filizfidanoğlu’nun ev kiralaması, Basmacıoğlu’nun iş makinelerini yollaması, Emre Filizfidanoğlu’nun, Hüseyin Girişken ve Cihan Yanık’ın “Biz de buradayız” dercesine bölgeye nakit desteği sağlaması… Adını yazamadığım ya da yazmamı istemeyen onlarca işadamının imkanlarının sınırını zorlaması…

Yanımda bir çocuğun, “Baba benim harçlığımdan keselim, telefonumdan mesaj atalım” ısrarı…

Hepsi gerçekten duygularımızı frenleyemediğimiz anları yaşamamıza neden oldu.

Karasu’da insanlar ölse de insanlık ölmüyor. Bu şehri belki de bu yüzden seviyoruz…

 

Oyuncak hediyesi

Afet bölgesine oyuncak gider mi? Gider kardeşim. Küçücük bir çocuk elinde oyuncak ile gelmişse yardım yapılan yere ve oradaki kardeşlerine küçücük de olsa bir katkı sağlamak istiyorsa oyuncak da gider, Haribo da gider.

Onun için “Şu da gönderilir mi” dememek lazım. Giden her zaman eşya değil, duygular da gönderiliyor…

 

Koordine olmak her şeyden mühim

Deprem bölgelerine yardım gönderirken o bölgenin ihtiyaçları dikkate alınmak durumunda.

Gönderilecek yardım yola çıkmadan önce nereye gideceği, gittiğinde kiminle muhatap olunacağı, ne şekilde dağıtılacağı bilinmeli. Aksi halde ciddi sorunlar yaşanabiliyor.

Bazen hiç ihtiyaç olmayan şeyler gönderiliyor.

Mesela su göndermek mantıklı mı? Karasu’dan Kahramanmaraş’a su göndereceksiniz… Gönderdiğiniz su oraya varana kadar kendi maliyetinden daha fazla taşıma maliyeti çıkaracak. Bunun yerine parasını göndermek ve yakın yerden su alınmasına imkan sağlamak daha faydalı değil mi?

Peki parayı nereye göndereceğiz? O bölgede harcandığını nereden bileceğiz?

Çok basit! Devlete güveneceğiz. Devlet kurumları, AFAD ve bölgedeki valiliklerin hesaplarına yatırılan paraların başka yere harcanma imkanı ihtimali yok.

Karnı aç olan adama pırlanta verilmez. Pırlanta vermeniz değerini gösterse de önce karnını doyurmak zorundasınız.

Hepimizin aklı fikri var da…

Adapazarı depreminde hatırlasanız binlerce ekmek çöpe gitmişti. Çünkü herkesin aklına ekmek gelmişti.

Şimdi bu bölgede de benzer durumun yaşanmaması için, bölgedeki insanlarla irtibata geçilmesi ve ihtiyaç neyse onun gönderilmesi son derece önemli.

 

İstanbul depremini tetikler mi

İnsanlar enkaz altında. Daha cenazesine ulaşamayan insanlar mevcut. Adamın cenazesi var. Sen çıkmışsın televizyona, muhtemelen çıkmadan makyajın yapılmış, hanımı falan aramışsın…

“Hanım müjde deprem oldu. Bak bakalım şimdi kocan ne kadar önemli bir adam” demişsin…

Sonra da gerine gerine fay hatlarını gösterip “Aha bu Kuzey Anadolu Fay hattı var ya… Bu işte İstanbul’a kadar geliyor” falan diyorsun…

Çok güzel…

Ama insan merak ediyor. İnsanların gözünde yaş, gönlünde yas varken kalkıp da kendi hayatının bundan sonraki kısmında deprem yaşayıp yaşamayacağını konuşamazsın…

Aynı şey konunun siyasetini yapanlar için de geçerli. Siyasetiniz de batsın, ölenler üstünden elde edeceğiniz rant da…

Cenazeleri gömelim, enkazları kaldıralım ondan sonra ne rantınız varsa görün…

 

Gel de ağlama

Bu hafta benim için oldukça zor geçti. Geçtiğimiz perşembe günü akşamüstü Hasan Ali Karataş aradı. “Başkan yerinde misin? Oradaysan bir kahve içelim mi” diye sordu. Hemen ofise geçtim. Birlikte kahve içtik. Gündemden konuştuk. Hastanedeki durumdan biraz muhabbet ettik.

Havadan sudan sohbet ettik. Bizim çocuklar da ofisteydi. Kendi çocuklarının da bizimkilerle aynı yaşta olduğunu söyledi. Çocuklara harçlık verdi.

Cumartesi akşamüstü telefondaki ses “Hasan Ali vurulmuş” dedi. Çok kısa bir süre sonra da “Geri döndürülmeye çalışılıyor” bilgisi geldi. Ve sonunda da… Acı haber…

Pazar günü cenazesi vardı.

Pek çok kişiyi kaybettim ne yazık ki! Mesleğim gereği de sıklıkla duygularımı geri plana almak zorundaydım.

Ancak pazartesi geldiğimde masamda Hasan Ali’nin oğluma verdiği parayı masamın üstünde gördüm. O zamana kadar kendimi tutmuştum ama tutmak artık çok mümkün olmadı.

Allah rahmetini esirgemesin inşallah. Mekanı cennet olsun.

 

HECATİ: Bukalemunlar da sanıyor ki insanlar hiç değişmiyor…

Exit mobile version