Köşe Yazıları

Diyanet, hutbe ve cumhuriyet

 

Geçmişte, (AKEPE döneminde) bir otobüs dolusu “Cumhuriyet Sevdalısı” arkadaşla, gece yarısı, saat 24.00’te, Karasu Belediyesi önünden kalkacak otobüsü, Karasu emniyetinden polislerin, kimliklerin kontrolü, tek tek GBTlerin yapılması, otobüsün ruhsatı, hatta araçta bulundurma zorunluluğu olan ceset torbalarına kadar kontroller yapılması sebebiyle, saat 02.00’de ancak yola koyulduğumuz, Ankara’ya kadar iki kez durdurularak, tekrar kontrollerden sonra, sabah saat 08.00’de vardığımız Ulus Meydanından, nasıl ki anıtkabire yürümemize engel olmak için kurulan engelleri, biber gazı yememize rağmen aşmış ve Ata’yı

Cumhuriyet Bayramında ziyaret edebildiysek… Nasıl ki, sonraki yıllarda Cumhuriyet Bayramları coşkuyla yapılan stadyumlar yerine, 20-30 öğrencinin ayaklarında top sektirme yarışması gibi, alaya alınacak programlarla şehir merkezindeki parkta, yarım saat içinde bitirilmişse, geçtiğimiz günlerde de, Karasu şehir stadyumunda, bayram nasıl kutlanacak merakıyla, heyecanla gitmiştim saat 10.30’da başlayacak Cumhuriyet Bayramı kutlamasına…

***

Ve stadyumda, hem halkın, hem de öğrencilerin dolu dolu programla kutladığı bayramı görünce, ülkemin yöneticilerinin, bu ülkeyi kuran ve bizlere emanet eden, tarihi kişiliklerine, artık saygı duydukları izlenimi ile, stadyumdan ayrılırken (kuşkulu) mutluydum.

***

Hatta Cumhurbaşkanı, AKEPE Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ekonomik gelişmeleri de kapsayan, çok uzun ve sıkıcı mesajının okunmasında, Mustafa Kemal isminin Atatürk ile birlikte söylenmesi, mutluluğumu biraz daha arttırmıştı.

***

Şehir merkezine, Türk Bayraklarıyla birlikte, büyük bir Atatürk resminin konması, AKEPE yöneticilerinin, geçmişte, küçültücü ifadeleri yerine, artık Atatürk gerçeğini kabul ettikleri gerçeği ile, şehir merkezinde gururla dolaşıyordum artık.

***

Çanakkale zaferi anılırken, milli bayramlara rastlayan Cuma günlerinde, hutbede Atatürk’ün bilhassa zikredilmemesi gibi kuşku ve kızgınlıklarıma, en büyük günümüz Cumhuriyet Bayramında, artık hutbede Cumhuriyet ve Atatürk anlatılır, düşüncesiyle, her zaman kendisine saygı duyduğum Merkez Camii İmamına dışarıda; “Aman sevgili Hocam, Diyanet bahsetmese de, sen inisiyatif kullan ve Atatürk’le birlikte  arkadaşlarına  dua gönder” ricasıyla, büyük umutla gitmiştim, Karasu Merkez Camiindeki Cuma Namazına.

***

Namaz öncesi, vaaz veren başka bir Hoca’nın, gün, Cumhuriyet kutlamaları ile her taraf gümbür gümbür iken, hiç konuya girmemesi, beni Cuma Hutbesi ile ilgili kuşkulandırmıştı.

***

Ve hutbeye geçildiğinde ve maalesef bütün Cuma namazlarında Hutbede gürleyen Hoca Efendi yerine, başka hocanın hutbeyi okuması ve hutbeye, yaşlılara yardım faslı ile başlaması ve son birkaç dakikayı, Cumhuriyeti anlatmaya ayırması ve bu ezanları bu camilerde hür bir şekilde okunmasını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk‘ten hiç bahsetmemesi, bana Kurtuluş Savaşında “Yunan askerlerine karşı gelmeyin. Onlar padişah efendimizin daveti üzerine ülkemize gelmişlerdir” diye bildiri dağıtarak halkı savaşmayın diye çaba gösteren İskilipli Atıf Hoca‘yı, “Padişahım ve benim yegane ümidimiz Allah’tan sonra İngiltere’dir” diyen, hain Damat Ferit hükümetinde, beş kez Şeyhülislamlık görevinde bulunup “İngiliz himayesine girmekten başka kurtuluş yolu yoktur, Mustafa Kemal’in ve Kuvay-i Milliyecilerin  katli vaciptir” diyen Mustafa Sabri‘yi, Milli Mücadelede Batı Anadolu’yu işgal etmiş Yunan Ordularına direnilmemesi için faaliyette bulunan, Babaeski Müftüsü Ali Rıza’yı aklıma getirdi.

***

2 rekat Cuma Namazını, tansiyon ve şekerim tavan yapmışçasına zoraki kıldıktan sonra, dedim ki; bu güzel ülkede, bu güzel ezanı, Kuran’ı rahatça okumamızı sağlayan Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran’ın Türkçe tefsirini ve tercümesini yaptırıp, Kuranı Kerim’i anlamamıza vesile ederek, bizlere armağan eden, Buhari’nin Hadis Kaynağı’nı Kamil Miras Hoca’ya tercüme ettiren Mustafa Kemal‘i yok sayan, “İmamın(!)” arkasında namaz kılmak doğru mu acaba diyerek ayrıldım camiden.

***

Yüce Türk Halkının, istiklal mücadelesiyle, özgür, bağımsız, çağdaş Türkiye’yi bizlere armağan eden, Kuvay-i Milliyecileri gibi, emanete hıyanet etmeyen, halkın arasına nifak sokmayan, hükümeti, en yakın zamanda yapılacak seçimlerde iktidara getirerek,

Ankara’dan Sivas’a giderken, paraları ancak 20 yumurta, 1 okka peynir ve 10 ekmeğe yeten, kasalarında 48 kuruşu kalan, kendisi ve eşi Semiha Hanım’ın cenaze parası diye ayırdığı

1200 lirayı, Mustafa Kemal’e veren,  Rıfat Börekçi gibi, Cumhuriyetin ilk Diyanet İşleri Başkanı, yakın zamanda, kimseye biat etmeyen Profesör Süleyman Ateş ve Profesör Ali Bardakoğlu gibi halkının arasına nifak sokmayan, emanete hıyanetlik yapmayacak

Başkanların Diyanetin başına gelecekleri, hutbelerde Mustafa Kemal Atatürk isminin onurla gururla söyleneceği umudu hep içimde, yüreğimde olacak.