Münir Ali Kara, “Bu defa bu işi bitirelim”

Bu defa bu işi bitirelim
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından buradaki kadınlar Türkiye’ye akın etti. Çoğu eğitimli olan kadınlar ülkemizde başta Karadeniz sahili olmak üzere hemen her yerde fuhuş yapmaya başladı. Bu sayede toplumun yapısı bozuldu, aileler dağıldı ve hastalıklar yaygınlaştı.
Hemen her vilayet bu sorunu haritaya göre bir solundaki ile sevk etti. Hatta bu durum müzik kültürüne yansıdı. “Oy Nataşa Nataşa” diye şarkılar bile bestelendi.
Biraz sancılı olsa da her vilayet bu sorunu bir yanındakine devrederek kendini bir şekilde kurtarmayı başardı.
Neredeyse bütün Karadeniz sahil şehirlerinde yaşanan bu sorunu halledemeyen bir tek biz kaldık. Biz bu sorunu ne çözebildik ne de bir yanımızdaki ilçeye yönlendirebildik. Burada Kaynarca’nın direnişini de takdir etmek lazım.
Biz de kendimizce bir çözüm bulduk ve Karasu’nun en batısındaki boş alanı kurtarılmış bölge gibi kendimizden soyutlamaya çalıştık. Ancak bu çözüm girişimi ne yazık ki başarılı olmak şöyle dursun, bizi fuhuşun adresi konumuna getirdi.
İlçemiz defalarca bu operasyonlarla anıldı. Bu yolla para kazanan kadınlar şehrin kuzey kısmında ikamet etmeye, buluşma adresleri de kiraladıkları evler olmaya başladı.
İngilizlerin deyimi ile “ignore” ettiğimiz yani görmezden geldiğimiz sorun biz gözümüzü kapadığımızda ortadan yok olmadı. Aksine umursamaz davranarak, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek bu durumun yaygınlaşmasına imkan sağlamış olduk.
Son olarak önceki hafta kapsamlı bir operasyon daha yapıldı. Sakarya Valiliği öncülüğünde başlatılan operasyon neticesinde bu işe imkan sağladığı ifade edilen işyerlerine geçici kapama kararı alındı.
Pazartesi günü Karasu Kaymakamı Mehmet Uğur Arslan ile yaptığımız görüşmede bu işletmelerin bu suçu yinelemeleri halinde kalıcı kapatma kararı alınacağını öğrendik.
“Bu çözüm olur mu” derseniz olmaz. Karasu’da defalarca bu tip işyerlerine süresiz kapatma cezası verildi. Ancak çözüm olmadı.
Peki çözüm ne?
Ekonomik bir gerçek vardır: Talep arzı teşvik eder…
Karasulu bu işin bitmesini istiyor mu? Sözde hepimiz bu duruma karşıyız. Hatta pek çoğumuz beylik cümleler de kuruyoruz. Ancak “Gelin imza toplayalım” dediğinizde bile pek çok kişi imzadan imtina ediyor. “Başkası yansın ben ısınayım” felsefesi ile toplumun düzelmesini beklemek gerçekçi olmaz.
Bir defa samimi bir şekilde bu sorunun ortadan kalkması için mücadele etmemiz lazım. Sorsan hepimiz namusumuz için yaşıyoruz ama Karasu’nun bu şekilde anılmasına ise omuz silkerek “Ne yapalım, elden bir şey gelmiyor” diyip geçiyoruz.
Babaannem “Tek el şaklamaz” derdi.
Karasu’nun yıllardır yaşadığı bu durumu sorun olarak görüyor muyuz? Sorun olarak görüyorsa sorunun çözümü için ne yapıyoruz? “Çözümün parçası değilseniz sorunun parçası olursunuz” sözünü aklımıza getirirsek biz sessiz kalarak aslında çözüme mi yoksa soruna mı katkı sağlıyoruz?
Karasu’da bir ay boyunca bu sorun ötelenmiş durumda. Önümüzdeki bu bir ay boyunca Karasu halkı nasıl bir tavır sergileyecek. Devletin kurumlarına “Halk arkanızda” mesajını net bir şekilde vermezsek, kolluk güçlerinin elini güçlendirmezsek bu operasyon geçici bir gaz almanın ötesine geçemez.
Ancak tavır koyar, taraf belli edersek bu sorunu çözebiliriz. Umarım herkes çözüm için elini taşın altına koyar…
Bu bizim kaderimiz mi
Karasu’nun ve Kocaali’nin belli yerleri var, meteorolojik uyarı geldiğinde diken üstünde insanlar yaşıyor oralarda.
Her yağmurda “Acaba bu kez selden zarar görecek miyiz” diye uyumayan insanlardan söz ediyorum.
Bir şekilde taşkın sahalarına yerleşim yerleri kurulmuş. Birçok vatandaşımız da hayatlarını burada sürdürmek zorunda. Evleri, kurulukları, ahır ve kümesleri taşkın sahalarında yer alıyor.
Bir su baskını esnasında bu insanlar kendi can güvenliklerini önceliyor ve panikle sel sahasından uzaklaşıyor. Selde hayvanlar çaresiz kalıyor. Vatandaşın malı zarar görüyor, devlet yatırımı olan alt ve üst yapı mahvoluyor.
Sel sona erdikten sonra da “Kader” diyip yeniden aynı yerlerde aynı tedbirler alınarak hayat normale döndürülmüş oluyor. Ne zamana kadar? Yeni bir su baskını yaşanana kadar. Artık o bölgelerde yaşayan insanlar için olay vakayı adiyeden sayılıyor, yani sıradan. Basın için bile önemli haber değeri taşımıyor… Gerisini siz düşünün.
Tüm bu durum bundan sonra da bu şekilde mi sürüp gidecek? Kimse bu durumu dert edinip kalıcı çözüm için çözüm aramayacak mı?
Su baskınlarının ardından ödenen paralarla belki de kalıcı önlemler alınabilirdi. Belki de bu sorunun bilimsel açıdan çok kolay çözümü mümkün! Ama mesele bu konuyu dert edinmekte…
Anlatabiliyor muyum?
Sizin gözünüz seçimdeyken
Karasu Devlet Hastanesi, yalnızca Karasu’ya değil Kocaali ve civar köyler ile birlikte 100 bin kişiye hizmet veriyor. Yazın bu sayıyı onla çarpın.
Hastanemizdeki personel canını dişine takarak, il hastanelerinden bile fazla hasta bakıyor.
Karasu Devlet Hastanesi’nde genel cerrah yok arkadaşlar. Hem de aylardır… Genel cerrah ya… En temel ihtiyaç.
Apandisite müdahale edilemiyor bizim hastanede… “Bir hastanede acil servisin çalışabilmesi için genel cerrah, ortopedist ve beyin cerrahı şart” diyor Melih Erol. Peki Karasu’da acil servis nasıl iş yapsın? Kışın ortalama yüz bin kişiye yazın milyon kişiye hizmet edecek hastanenin durumu kimsenin umurunda mı?
Hepimizin gözü önümüzdeki yerel seçimlerde kimin nereden aday olacağında. Kimi belediyeye kimi muhtarlığa kimi azalığa odaklanmış.
Elbette yerel seçim de önemli… Ama yaşam için öncelikler arasında seçimler kaçıncı sırada yer almalı?
Sizin gözünüz seçimlerdeyken hastanede insanlar çaresizlik içinde kıvranıyor. Bu konuyu da es geçmeyin isterseniz.
Çünkü hangimizin apantisiti ne zaman patlar belli olmaz…
HECATİ: Kiminin derdi seçim, kiminin derdi geçim…






