Köşe Yazıları

Sporu mesken tutmuş zerzevatlar

Son yıllarda Türk sporunun başarıya giden yolundaki en büyuk engel menfaat peresler ve çıkarcılar tarafından kuşatılmış durumda.Onlar kim mi? Az sabredin ve yazıyı sonuna kadar okuyun üç beş dakikanızı alacak ama emin olun değecek.Türk sporunun her alanında başta futbolda olmak kaydı ile, bu zerzevatlar tarafından mesken tutulmuş durumda ve başta futbol basketbol voleybol olmak üzere sporu bir geçim kapısı değil adeta bir rant kapısı haline getirmiş durumdalar bunlar.Bunlar var ya bunlar… İş takip eden, ihale kovalayan, aldıkları komisyonlarla servetlerine servet katan, spora hizmet etmesi gereken bütçeyi kendi çıkarı için kullanan tiplerdir. Federasyonlar onlar için sporun geliştiği kurumlar değil, zenginliğin tek kaynağına dönüşmüş yapılardır. Bugün arkasını güçlü kişilere yaslayarak palazlanan, sporun gücüyle değil, birilerinin gölgesiyle büyüyen insanlar tam da bu sınıfa giriyor.Gerçi bu zerzevatlar başta siyaset olmak üzere her alanda konuşlanmış durumdalar ya neyse konumuza devam edelim biz.Değerli okuyucular, ülkemizde bugün tam 63 spor federasyonu var. Bu federasyonların yıllık bütçeleri 20 milyon ila 500 milyon lira arasında değişiyor. Bunun yanına bir de sponsorluklar ve özel gelirler eklenince rakam daha da büyüyor. Ortalama hesaplarsak, her federasyonun yıllık bütçesi yaklaşık 70 milyon liraya denk geliyor. Bu da toplamda 4,5-5 milyar lira gibi devasa bir rakam demek.Rant kapısına bakar mısınız! Yeme de yanında yat! Bu büyük para, sadece para severleri değil, aynı zamanda fırsat kollayan çıkar gruplarını da iştahlandırıyor. Çünkü sistem şeffaf değil. Çünkü hesap soran az, sorgulayan neredeyse hiç yok. Dolayısıyla bu kaynak, sporcunun terini silmek, antrenörün bilgisini geliştirmek ya da tesis yapmak yerine, birilerinin cebini doldurmaya gidiyor.Türk sporu, bu zerzevatlardan kurtulmadan yol alması mümkün olmayan bir yapıya sürüklenmiş durumda. Bu kişiler var oldukça gerçek anlamda bir spor kültürü oluşmaz, oluşamaz, sistem liyakat üzerine kurulamaz ise, sporun temel amacı olan gençleri yetiştirme ideali yarım kalır. Daha kötüsü, kendi insanımıza, kendi gencimizin yeteneğine güvenemeyiz. Bunun yerine kısa vadeli çözümlere gidilir ve bol bol yabancı sporcu ithal edilir. Yani bir anlamda “başarımızı” bile dışarıdan kiralar hale geliriz.Oysa bu toprakların gençleri, kendi alın teriyle, kendi yeteneğiyle, kendi emeğiyle en üst seviyelere çıkabilecek potansiyele sahip. Türk sporu, bu zerzevatların gölgesinden sıyrılıp gerçek bir vizyon ve liyakat düzenine kavuşmadıkça dünya sahnesinde kalıcı başarı yakalayamaz.Geçen hafta Samsun spor başkanını ibretle dinledim.Neymiş efendim yabancı oyuncu sayısını TFF serbest bırakmalıymış, yani kadrolarının tamamı yabancı oyuncu olmalıymış ve hiç bir sakıncası da yokmuş ona göre. İşte bahsettiğim zerzevatların başı da bu başkan.Türk sporunu bu zihniyetlerden temizlemek ve kalıcı bir başarı modeli kurmak için atılabilecek adımları hep yazıyorum yıllardır. Bir kere daha yazayım değerli spor severler.Her federasyonun gelir-gider tablosu düzenli olarak kamuoyuna açıklanmalı, federasyonlar bütçe kullanımında bağımsız denetimden geçmelidir.Federasyonlarda görev alacak yöneticilerin seçiminde sportif bilgi, deneyim ve başarı kriterleri belirlenmeli; siyasal veya kişisel ilişkilerle göreve gelmenin önüne geçilmelidir.Federasyonlar, yalnızca kendi iç denetimleriyle değil, bağımsız spor denetim kurullarıyla sürekli kontrol edilmelidir.Federasyon bütçelerinin asıl önceliği altyapı yatırımları, antrenör eğitimi ve sporcu gelişimi olmalıdır. Yabancı sporcu transferine ayrılan kaynak, yerli sporcunun yetişmesine yönlendirilmelidir.