Bittiğini düşünürken, yeniden başlamak

Genelde kendimle ilgili yazmayı pek sevmem ama içinde bulunduğumuz gün öğretmenler günü olması nedeniyle, geçmişten aklımda kalan hatta sadece aklımda kalmak değil bütün hayatımı şekillendiren bir olayı kısaca paylaşmak istedim. Ortaokulu Karasu İmam Hatip Ortaokulu’nda bitirdikten sonra endüstri meslek lisesi sınavlarına girdim. Oldukça iyi bir derece ile Sakarya Fatih Endüstri Meslek Lisesi’ni kazandım. Yıl 1995. Adapazarı’nda kalabileceğim birçok akrabam ve hatta daha farklı imkanlarım olmasına rağmen lise için Adapazarı’nda kalmayı tercih etmedim. Karasu’dan Adapazarı’na her gün okula gidip geldim.
Eski yolu bilirsiniz şimdiki gibi yarım saatte biten bir yol değildi. Karasu’dan Ada’ya gitmek bir buçuk saat sürüyordu. Kaldı ki tek gidiş tek gelişli o yolu gitmenin ne demek olduğunu herkes bilir. Eski minibüslerle sıkış tıkış, üstüne bir de virajı vesaire… Adaya bir gün gidip gelenin üç gün evde dinlenmesi gerekiyordu.
Yaşım genç, yol gidip gelmeyi seviyorum ama alışık olmadığım bir durumun içindeydim ve bu beni ciddi şekilde yoruyordu. Sabah sekizdeki ilk derse yetişebilmek için Karasu’dan sabah altıdaki ilk arabaya biniyordum. Gününe göre sekiz veya dokuz hatta bazen on ders yapıyorduk. Akşam beşten sonra okuldan çıkıyordum. Karasu’ya geri dönüp eve girmem akşam yediyi buluyordu. O yorgunlukla da ne kadar ders çalışılabildiğini varın siz düşünün.
Her neyse, okuldaki ilk bir ayı devirmiştik. İlk sınavlarımın notlarını aldığımda adeta şok olmuştum. Sürekli yol gidip gelmekten derslerime odaklanamadığımı biliyordum ama ilk notlarım beklentimden de düşük gelmişti. Ve inanmayacaksınız ama en kötü dersim de resimdi. Hangi öğrencinin resim dersi kötü olur diye düşünebilirsiniz. Ama benim resim kötüydü, hatta berbat. İlk sınavımdan yüz üzerinden on almıştım. Onu da muhtemelen adımı doğru yazdığım için vermişti. Bu arada resim dediğim ders normal çiçekli böcekli resim değil, teknik resim dersi. Ve teknik resim dersi otomotiv sektöründe mekanik derslerden bile daha kıymetlidir. Çünkü her şey çizime dayalıdır.
Böyle sıkıntılı bir aydan sonra ikinci ayı bitiriyorduk. Ekim sonuna doğru ikinci sınavlarımız vardı. Hiç unutmuyorum. Bir Perşembe günü son iki ders teknik resim sınavındayız. Toplam bir tane şekil ve üç tane soru var. Aynı şeklin izometrik perspektifi, dimetrik perspektifi ve trimetrik perspektifi çizilecek. Resim hocamız Tanju Ekren, ‘bitiren gidebilir’ dedi. Kırkar dakikadan iki ders ve aradaki tenefüsle birlikte toplam doksan dakika sınav süresi var. Ve daha ilk kırk dakika dolmadan sınıftaki herkes çizimlerini bitirip gitti. Sınıfta Tanju hoca ve ben kaldık.
Kağıdıma baktım ilk soru olan izometrik perspektifi bile çizememişim. Ve kağıdım simsiyah cetvel kiri olmuş. Bu arada teknik resimde çizimleriniz yüzde yüz doğru olsa bile sınav kağıdınızda cetvel lekesi varsa alacağınız en yüksek not ellidir. Çizimlerin doğruluğu elli puan kağıdın temizliği elli puan değerindedir. Bu yüzden teknik resim dersinde öğrencilerin cetvel yıkamak için lavaboya gidip gelmeleri serbesttir. Kopya çekme şansı olmadığı için hoca hiçbir duruma müdahale etmez. Sınavda bile olsanız cetvel yıkamak için gittiğinizi söyleyip dışarı çıkabilirsiniz. Ders ve sınav bu kadar rahat yani.
Tanju hoca benim strese girdiğimi anladı. Sık sık koridora çıkmaya başladı. Koca sınıfta tek başıma sınavdayım. Stresten öyle dolmuşum ki ağlamaya başlamışım. Hem çizmeye çalışıyorum hem de hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. ‘Herkes yaptı gitti. Ben neden yapamadım?’ bu düşünce beni mahvetmeye yetti.
Tanju hoca birkaç dakika sonra sınıfa girdi. Kafam eğik ama ağladığım ayan beyan ortada. Ağladığımı görünce yanıma gelip başımda dikildi. Gözümü silip kağıda baktım. İlk çizimi bile bitirememişim. Kağıdım leş gibi olmuş. Simsiyah cetvel kiri. Üstüne bir de ağlamışım göz yaşlarım damlamış. Tanju hoca neden ağladığımı sordu. ‘Yapamadığım için’ dedim. Sonra bıraktırıp kağıdımı aldı. O vakitten sonra hepsini yapsam bile alacağım notun yüz üzerinden yirmiyi geçmeyeceğini söyledi. Çok üzüldüm. Ağlaya ağlaya eşyalarımı topladım. Çıkmaya hazırlanıyordum. Tanju hoca beni öğretmen masasının yanına çağırdı, karşısına oturttu ve sorunun ne olduğunu sordu. Tek tek anlattım. Her gün Karasu’dan Adapazarı’na üç saat yol gidip geldiğimi, derslerime odaklanamadığımı, sürekli yorgun ve stresli hissettiğimi anlattım.
Tanju hoca durumu anlamıştı. Tam iki saat boyunca dertleştik. Ve bana hayatımı ve derslerimi nasıl organize edeceğimi tane tane anlattı. Disiplinin ne demek olduğunu, sistemli çalışmayı, nasıl odaklanmam gerektiğini. Kısacası benim için sorun olan her şeyin çözümünü konuştuk. Akşam karanlığına doğru Tanju hocamın eli omuzumda, sınıftan gülerek çıktık. Ve o gün benim hayatımın dönüm noktası oldu. Tüm derslerimin ilk iki sınavları yüz üzerinden sıfıra yakındı. Ve ben birinci sınıfı ikinci dönem dört ortalamayla teşekkür belgesi alarak bitirdim. Hiç unutmuyorum teknik resim dersi ortalamam 72’ydi. Üç yıl boyunca her gün Karasu’dan Adapazarı’na git gel yaparak okuduğum okulu dört dönem teşekkür belgesi alarak ve bölümün en iyi on öğrencisi arasında bitirdim. O gün Tanju hocamın bana verdiği ders ve özgüven sayesinde iyi derece ile üniversite kazandım okudum. Bugün işimdeki istikrarım bile Tanju hocamın sayesindedir. Tanju hocam beni bittiğimi düşündüğüm anda yeniden ayağa kaldıran hayatımın tümüne yön veren insandır.
Başöğretmen Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Tanju hocamın ve nezdinde tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü yürekten kutluyorum. Sağlıkla kalın…

Exit mobile version