KarasuKöşe Yazıları

Hüdaverdi kıymet bilinmedi (2)

Çakal sesleri eşliğinde çayımızı yudumlayarak misafirlerimizle sohbetimize devam ediyoruz. Hayranlıklarını seslerin tonlarından, gözlerindeki bakışlardan anlıyoruz. Sık sık ‘Olamaz böyle bir şey bu kadar ayrıcalık çok fazla,Tanrı yaratırken hiçbir şeyi ayrıntıyı atlamamış. Sanki cenneti burada göstermek istemiş.’  Bende hayranlıklarını ve meraklarını biraz daha depreştirmek için bu daha ne ki siz bölgenin nadide güzelliklerinden en fazla yüzde onunu gördünüz. Hem coğrafi hem de matematik konum olarak böyle bir yeri bulabilmeniz mümkün değil dedim.
Çaylarımızı yudumlayıp iyice tadına vardıktan sonra akşamın ilerleyen saatlerinde etrafımızı hafif aydınlatan ay ışığı eşliğinde orman yoluna koyulduk. Gecenin hafif karanlığında yolda ilerlerken sağımızda solumuzda bizi takip eden çakalların çıkardığı sesler bizim seslerimizi bazen bastırıyordu. Bu atmosfer içerisinde yediklerimizi sindirmek biraz da spor yapmak bahanesiyle zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık kendimizi bir anda ormanın içerisinde hafif bir boşlukta bulduk. Güneyimizde büyük Akgöl belirdi onunda etrafında Bakırlı, Gölkent ve Adatepe’nin ışıkları. Akgöl kendisini çevreleyen bu ışıklar ve üzerine yansıyan ayışığının altında bir nazar boncuğu gibi duruyordu. Bu görüntü misafirlerimizi hepten mest etti.
Bu eşsiz ve büyüleyici manzara karşısında ortama bir anda sessizlik çöktü, bu sessizliği sağ tarafımızdan ormanın içinden çıkıp yolun karşısına geçen anne ve yavru karacanın çıkardığı ayak sesleri bozdu. Bu durum ortama biraz daha büyüleyicilik kattı. Kimsenin ağzından bir ses çıkmadan ortama 10-15 dakikalık bir sessizlik çöktü herkes masalsı ve büyüleyici bir ortamda gibiydi.
Bir anda ormanın derinliklerinden gelen çakal ulumaları duyuldu. Bu sesle beraber orada bulunan herkes sanki gizemli, hoş bir rüyadan uyanır gibi kendine geldi.  Hep beraber dönüş yoluna geçildi. Eve vardığımızda misafirlerin yüz ifadelerini ve bakışlarını bir psikolog yaklaşımıyla incelemeye aldım. Elde ettiğim sonuç hepsinin zihninden geçen ‘olamaz böyle bir yer’ düşüncesiydi.
Sabah kahvaltıdan sonra misafirlerimiz saat 17:00gibi ilçeden ayrılacakları için son bir hamle onları dolaştırmak için arabalara bindik. Birde Karasu’yu ve denizi üstten, tepeden görmelerini istedim bu maksatla Kızılcık tepeye çıktık. Orada bir saat civarı oturup ortamı izledikten sonra ilçe merkezine dönüş yoluna koyulduk. Karşımızda masmavi deniz, ayaklarımızın altında şehir. Sağ tarafımızda nazlı bir kız gibi süzülen KüçükboğazGölü, sol tarafımızda 824 km uzaktan nazlı nazlı akan geçtiği topraklara bereket saçan, insanlara aş ve iş olan, maşukuna kavuşacak olmanın üzerinde yarattığı mistik etkinin altında titrek heyecanıyla Sakarya..
Misafirlerimizden biri bu görselliğin etkisine kendisini o kadar kaptırmış olacak ki Fatih Sultan Mehmet’in Amasra’yı fethinden önce kente yukardan bakınca söylediği ‘’Lala lalaçeşmi cihan bu mu ola’ sözleri süzüldü. Herkesin gözü bu sözleri söyleyen adı da Kiraz olan aynı zamanda çok iyi bağlama çalıp türkü söyleyen misafirimizin üzerine yöneldi. Kiraz, Sivas ilinin Şarkışla ilçesindendir. Kendisi ünlü halk ozanı Aşık Veysel’in ve siyasette dik duruşun üç kuruş menfaat için eğilmemenin sembolü olan bundan dolayı da hain yapı FETÖ’nün gadrine ve suikastına kurban giden rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun hemşerisidir.
Arabada misafirlerimizin ağzından dökülen sözlerin ortak paydası bu kadar güzellik nasıl olur. Bu kadar güzelliği Tanrı bir yere hiç esirgemeden nasıl verir, bu insanlar bu güzellikler içerisinde yaşamak için ne yaptılar, nasıl bu belde de yaşamayı hak ettiler, onlar böyle deyince bende ‘Ben size Hüda’nın verdiği güzellikleri gösterdim. Bu güzellikleri bizim nasıl bozduğumuzu daha görmediniz?’ dedim. DEVAM EDECEK..