Köşe Yazıları

Münir Ali Kara, “Yapabiliyor musunuz yapamıyor musunuz”

Yapabiliyor musunuz yapamıyor musunuz

Ben Karasu’da doktor olmadığı için babasını bundan 32 yıl önce yitirmiş bir kardeşinizim. Karasu’da acilde alelacele bakılan ve tansiyon düşüklüğüne bağlı kalp krizi yaşadığı tespiti sonrasında Adapazarı’na sevk edilen ve neticede tek bir kez bile kalp masajı yapılmadan öldüğüne kanaat getirilen bir cenaze teslim edildi bize.
Üstelik babam, vefat ettiği iddia edildikten 24 saat sonra defnedilirken halen vücudu sıcaktı. Yani muhtemelen henüz ölmemiş hali ile toprağa verdik babamı.
Bana şimdi “Karasu Devlet Hastanesi ile neden bu kadar ilgileniyorsun” diye soruyorlar. Benim yanıtım ise şu: “Bir tane daha çocuk benim gibi yetim kalmasın diye…”
Karasu Devlet Hastanesi yeni binasına kavuştu. Kocaman bina, ısıtma soğutma sistemleri falan…
Ama içinde yeterli personel var mı? Yeterli ekipman var mı?
Bununla ilgilenen ya da bu konuyu dert edinen var mı?
Yoksa siz hastaneye işiniz düşmeyeceğini mi düşünüyorsunuz?
Karasu Devlet Hastanesi’ne bir başhekim ataması yapılacak. Hatta iddiaya göre yapıldı bile. Karasuluların durumdan haberi bile yok. Çoğunun umurunda bile değil. İddiaya göre buraya yapılan atamayı seçim sonrasına kadar durdurmuşlar.
Bir şeyi seçim sonuna kadar durdurabiliyorsanız, dilediğiniz kadar durdurabilirsiniz demektir. Buraya gelecek olan kişi hakkında da söz söyleyebilirsiniz.
Bakın Karasu Devlet Hastanesi’ne yapılacak iş ne ticari ne de siyasi bir durum olamaz. Durum aslında insanidir. Durum aslında çok sadedir.
Hastaneye düşmeyeceğine inanan insanlar öleceğine de inanmıyor olmalıdır. Kendi işinin düşeceği yer hakkında söz söylemekten imtina edenler, siyasi ikbal umut edenler de aymazlardır.
Allah rızası için söylüyorum. Karasu’ya Melih Erol’u veya ondan daha fazla fayda sağlayacak bir adamı getirmelisiniz.
Eğer bu anlamda gücünüz yoksa da engel olmaktan vazgeçmelisiniz.
Karar vericiler ya yol bulmalı ya yol açmalı ya da yoldan çekilmelidir.
Ve yine söylüyorum bu sorun bürokratik veya siyasi değildir. İnsanidir, vicdanidir…
Şimdi ne olacak
Belediye seçimleri yapıldı. Ulusal konuda değerlendirme yapacak değilim. Ama yerel manada değerlendirme yapmamız gerekir. Kuzey bölgesi açısından bakıldığında seçmen Türkiye’dekinin ve hatta Sakarya’dakinin aksine bir değerlendirmede bulundu. Kocaali’de aylar öncesinden yola çıkan Recep Erdoğan ve Karasu’da muhalefeti birleştirme söyleminde bulunan Recep Özdemir sahada bir hareketlenmeye neden oldu. Hatta bu hareketlenme Ak Parti’nin kaybettiği ilçelerden bile daha fazlaydı. Ancak seçim sonucunda Kocaali’de Turan Yüzücü, Karasu’da ise İshak Sarı Ak Parti adına seçimi kazanan isimler oldu.
Karasu’da Ak Parti toplam 25 olan belediye meclis üyesinin 12’sini kazanmış oldu. Bu sayı meclis çoğunluğu anlamına gelmiyor. Ancak MHP’nin üyeleri ile birlikte karar almak çok daha kolay oluyor. Bu açıdan bakıldığında Başkan İshak Sarı’nın MHP ile çok daha uyumlu çalışması zorunlu hale geliyor.
Yine Kocaali’de de benzer durum yaşanıyor. Ak Parti, belediye meclisinin 15 üyesinden 7’sini alıyor. Milliyetçi Hareket Partisi ise 1 meclis üyesi ile karar verilmesi noktasında etkin hale geliyor. Burada da Cumhur İttifakı’nın birbiri ile daha sıkı ilişki kurmasını mecbur kılıyor.
Her iki ilçede de muhalefetin tavrı da merak konusu. Muhalefette kalan partiler birlikte hareket eder mi yoksa kendi başlarına mı hareket eder ve komisyonlar nasıl şekillenir bunları yaşayıp göreceğiz.
Altın dişim kanadı sevda bana yaradı
Karasu ve Kocaali’de Ak Parti neredeyse yara almadan seçimi kazanmasını bildi. Ancak Sakarya’da pek çok belediye Cumhur İttifakı tarafından kaybedilmiş oldu. Tüm bu koşulların dışında Büyükşehir Belediyesi Ak Parti’de kaldı ve merkezi hükümet de Ak Parti’nin elinde.
Seçim sürecinde pek çok defa “Merkezi yönetimle yerel belediye aynı elde olursa hizmet daha kolay gelir” söylemi ile “Büyükşehir ile ilçe belediyesi aynı partiden olursa daha çok hizmet alınır” söylemi meydanlarda konuşuldu.
Bu söylem Karasu ve Kocaali’de karşılık buldu. Yani Karasu ve Kocaali’de yerel yönetim, merkezi yönetim ve ilçe yönetimi aynı partide kaldı.
Şimdi bakalım önümüzdeki beş yıl bu iki ilçe için nasıl geçecek?
Seçmen sizin söyleminize uygun hareket etti. Şimdi söyleminize uygun hareket etme sırası sizde. Bekleyelim görelim.
Sandığa gitmeyenler kazanırdı
Türkiye siyasi tarihinin seçim katılım oranının en düşük olduğu seçimlerden birini geride bıraktık. 31 Mart’ta sandığa gitmeyenlerin oranı yüzde 25’e dayandı.
Yani seçimde sandığa gitmeyenler bir karar verip bağımsız aday çıkarsaydı seçimi alacak, en azından zorlayacak bir güce erişecekti.
Sandığa gitmeme konusunda kendiliğinden tavır alan kitleye hitap edebilen bir siyasi yapı ortaya çıkmadığı için, seçmenin neredeyse dörtte biri önümüzdeki beş yıl için söz söylemekten imtina etti.
Bu ilginç tablonun sosyologlar tarafından araştırılması gerektiğini düşünüyorum.