
Malumunuz bu yıl tarımsal anlamda üç farklı sorun yaşadık. Yaşadığımız üç sorun da üretim gücümüzü yarıya yakın düşürdü. Hem gelirimizi kaybettik hem de ürünümüzün kalitesini. Birincisi, yaşadığımız zirai don meselesiydi ki, yurt genelinde yüzlerce tarım ürününde çok büyük hasarlar bıraktı. Fındıkta da yaşattığı darbeyle üreticiyi neredeyse yıktı geçti diyebiliriz. Bunun karşılığında fiyatta ciddi bir artış oldu ama totale vurduğumuzda yine beklentimizi pek karşılamadı. Buraya yapabileceğimiz pek bir şey yok. Sonuçta bir hava olayı. Ne kadar önlem alınırsa alınsın bırakacağı hasarı bir miktar düşürmekten öteye gidemeyiz.
İkinci sorunumuz da birkaç yıl öncesine kadar adını dahi bilmediğimiz kahverengi kokarca belası oldu. Onun hemen öncesinde zaten Amerikan kelebeği ile uğraşıyorduk. Ve onu en kötüsü sanıyorduk. Kahverengi kokarca dendiği zaman ‘Yahu, Amerikan kelebeği mahvetti, bundan daha kötüsü mü olur?’ diye konuşuyorduk ki, bir süre sonra ‘Beterin beteri varmış’ demeye başladık. Zirai don meselesinde belki yapabileceğimiz bir şey yok ama kahverengi kokarca meselesinde ilaçlı mücadele ile önlem alabiliyoruz.
Şu dönemde de malum zararlı, kışı geçirmek için nispeten daha sıcak, korunaklı alanlara sığınma arayışında. Yapılan tüm çalışmalar, şu dönemde yapılacak ilaçlı ve etkili mücadelenin bu zararlıyı yok edebileceğini, sıfıra indirmese de zararını minimize edebileceğini açık bir şekilde gösteriyor. İlçe tarım müdürlüğü olsun, ziraat odası olsun iş birliği yapabildikleri tüm kurumlarla istişare halinde ve mücadele etmeyi aralıksız sürdürüyor. Ancak üreticinin buna tepkisi halen zayıf durumda.
Ben Kocaali’de halen yeterli bilincin oluşmadığını düşünüyorum. Geçtiğimiz günlerde bununla ilgili bir sohbete dahil oldum. Vatandaş kendi ağzından anlattı. Dediğine göre hemen hemen on gün kadar önce arabasına binmek için garaja gittiğinde tavan aralarında birkaç küme görmüş. Ancak herhangi bir şey yapmamış. ‘Bu kadardan bir şey olmaz’ diyerek konuyu geçiştirmiş. Aradan iki üç gün geçtikten sonra garajdaki yuva sayısının arttığını görünce izlemeye başlamış. ‘Çarşıya indiğimde ilaç alır atarım’ diyerek yine geçiştirmiş. Ertesi gün evinin kapısından çıkarken tekrar geriye bakmış ki kokarca evin çatı aralığını resmen istila etmiş. Sonra eve tekrar geri girip, birkaç odayı kontrol etmiş ki, artık kokarcanın odalara kadar girdiğini görmüş. Tabi o saatten sonra eyvah para etmiyor. Yana yıkıla anlatıyordu keşke ilk gördüğümde garajı ilaçlasaydım diye. Ne diyelim ‘Allah yardımcısı olsun’.
Tabi 2025 felaketleri bu kadarla sınırlı değil. Bölgemize yağış düşmemesi ve aşırı kurak hava koşulları don ve kokarcanın üstüne adeta tuz biber oldu. Buna zamanında bilinçli önlem alabilen bir nebze de olsun ürününü kurtarmayı başarabildi. Aza önce de dediğim gibi don meselesinde yapabileceklerimiz sınırlı ama kokarca ve kuraklık meselesinde önlem alabiliriz. Zira önümüzdeki yıllarda sıkıntılı geçecek. Şu ana kadar yapılan tüm bilimsel araştırmalar kuraklığın devam edeceğini su kaybının da aynı şekilde süreceğini gösteriyor. Buna mutlaka tedbir almak zorundayız. Mesela bu yıl ot ilacı kullanmamak, tırpan sonrası ve fındık toplama aşamasında üfleme yapmamak, ocak içlerini su tutacak şekilde kazmak ilk tedbirlerimiz olmalı. Çünkü biz bu aşamada toprağın üstünü soyup soğana çeviriyoruz, yağmur yağsa bile tutunacak bir şey olmadığı için akıp gidiyor.
Bir de uygun olan bahçelere mutlaka yağmur suyu depolama sistemi kurmamız lazım. Bu konuda da bir çalışma var. Üreticilerin bu gibi sistemleri kurması tarımsal destekleme kapsamına alınacak. Belki de yarıya yakın oranda devlet desteği sağlanacak, şu günlerde altyapısı hazırlanıyor.
Velhasıl don meselesinden sonra da Amerikan kelebeği meselesinden sonra da kokarca meselesinden sonra da aynı şeyi söyledik. ‘Daha kötüsü mü olur?’ diye. Bu yıl kuraklık da eklendi yine aynı şeyi söylüyoruz. ‘Hepsini bir arada yaşadık daha kötüsü mü var?’. Öncekilerin hepsinde yanıldık. Bunda da yanılırsak şaşırmayın. Dedik ya ‘Beterin beteri var’. Sağlıkla kalın…






