Geçen hafta, futbol ve spor camiamızdan önde gelen bir eski dostum ile ülkemizdeki sporu ve futbolu konuştuk…
İşi gereği,(kendisi aynı zamanda çok iyi bir araştirmacı gazetecidirde)hem milli takımda görev yapan antrenör arkadaşlarla hemde normal liglerde görev alan,almaya çalışan ve fırsat kollayan,aynı zamanda da bir torpil arayan antrenörlerle bir süre sohbet etmiş.Laf açıyor ve saatler ilerliyor tabi, derken, iki antrenör arasında şu konuşmaya şahit oluyor.
Yardımcı antrenörteknik sorumluya “Hocam akşam antrenman saati yaklaştı, hangi idmanı yaptıralım”diyor.
Teknik adamın verdiği cevaba bakın “Daha akşama vakit var, bir şeyler yaptırırız…”
Meslektaşım bunu benimle paylaşınca,yüreğim “cız” etti bir anda.
Bu konuşma spora ve futbola yıllarını vermiş olan kimin yüreğini yaralamazki? “Eyyy Türk futbolu ve Türk sporu seni ne hale getirdiler” dedim içimden.
Ortada önemli bir müsabakaya hazırlanan hangi takım olursa olsun, normalde herkesin bildiği gibi böylesi bir süreçte her an, her antrenman,her çalışma planlı olur.Ama gördüğümüz ve işittiğimiz manzaraya bakar mısınız!
“Akşam ne idmanı yaparız?” sorusuna, “Bakarız” rahatlığıyla cevap verilebiliyor, bir kulüp ortamında.
Bu durum işi ciddiye almayan yahut alan kulüpler içinde geçerli olağan bir durum haline geldi.
Bunlara şunu sormak lazım, “Bu anlayışla bir futbol kulübü yahut bir milli takım başarılı olabilir mi?”
Şimdi soru şu bu zihniyetteki (genelde torpilli) hasbelkader parayla bir diploma sahibi olmuş kişiler hangi liyakat ölçütleriyle bu görevlere getiriliyorlar.
Tabi olaya şahit olan meslektaşım,hemen müsaade isteyip o ortamı terk ediyor ki olması gereken de bu zaten.
Emin olun böyle kulüp ortamlarında aylık antrenman programı tablosu kesinlikle yoktur.
Oysa biz bu işin okulunu okuduk. Hem okulda hem amatör hem profesyonel futbol oynarken çok değerli hocalarla çalıştık. Hepsi planlı, programlı, hedefe odaklı insanlardı.
Bilimsel bir antrenman planı, yüklenme-dinlenme dengesi, teknik-taktik gelişim sıralaması, sporcu psikolojisi yönetimi… Bunların hepsi bir zincirin halkaları olması gerekiyor.
Ve hiçbir bilinçli antrenör, “Bugün ne idman yaptıracağız?” sorusuna, “Bir şeyler yaptırırız” diye cevap vermez.
Benim inandığım spor dünyasının en temel gerçeği şudur…
Plan yoksa, sistem yoktur. Sistem yoksa başarı da yoktur. Sistemin olmadığı yerde başarı sadece tesadüf olur.
Bu karşılaştığımız nahoş tablo, maalesef tesadüfe bel bağlayan bir anlayışın ürünüdür. Ne yazık ki, bu antrenörlerin ellerine bir kulübün değil, bir milletin kaderi, gençlerimizin geleceği teslim edilmiş durumdadır.
Kıymetli dostlar, hep diyoruz ya; özellikle süper lig kulüplerinin yada milli takım antrenörlerinin bir kriteri, bir mantığı, bir felsefesi olmalı.Bu görevler, dost, ahbap, çavuş ilişkileriyle, seçim kaygısıyla, hatır, gönül ya da kişisel ilişki hesaplarıyla dağıtılmamalı.
Ülkemizde, iş becerisi ve teknik bilgisi son derece yüksek, gerçekten kıymetli antrenörler var elbette ama gelin görünki paraları yok.O yüzden kendilerini ispatlayacak zemin bulamıyorlar.
Çünkü TFF’ninantrenör diploma yükseltme kriterlerinde uyguladı yüksek miktardaki fiyatlar dudak uçuklatıyor.O genç ve dinamik antrenörarkadaşlarımız o diploma yükseltme kurslarına parasızlıktan katılamıyorlar ve körleşip gidiyorlar.
Bir örnek vereyim kısaca parası ve “dayısı”olan bir teknik adam.
Eski milli takım oyuncusu ve büyükkulüplerinhepsinde oynamış biri, Burak Yılmaz.
İnternete girin ve gözlerinizle okuyun.Bir yıl içerisinde birleştirilmiş UEFA A- ve pro lisansı nasıl almış kendiniz görün. Yan, bu ülkede parası olana her şey var ve hak…
Parası olmayana ölüm bile paralı mezar yeri almak için…
Ama yazılarımın sonunda belirttiğim gibi yine tekrar ederek bitireyimyazımı.
Hala umudum var.
Bu ülke bir gün bu kadar adaletsizliğin,haksızlığın, hukuksuzluğun içinden ehliyetli liyakatli insanların sayesinde kurtulacaktır.
Onlar varlar bir avuç da olsalar…
Esenlikle kalın…
Akşam ne idmanı yaparız
