675’likler ve iletişim kazası

Defalarca iletişimin öneminden bahsettim. İletişim büyük orada krizleri önler. Türk ve İslam kültüründe de meşveret övülür.
Karasu’da kangren olmuş sorunlar var. Bunların başında da 675’liklerin durumu geliyor. Geçtiğimiz Cuma akşamı mesai sonrasında birçok vatandaş evinin duvarında hatta bazı tel avlularda özetle “Evinizi bir ay içinde boşaltın. Boşaltmazsanız biz yıkar yıkım parasını da sizden tahsil ederi” şeklinde yazılar görüldü.
Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı, bu konuda Ankara’dan bir ekibin geleceğini ve süreci de bu ekibin yöneteceğini söylemişti. Apar topar asılan yıkıma ilişkin yazıları evlerinin duvarında gören vatandaşlar da paniğe kapıldı. Hafta sonu olduğu için muhatap bulamayan vatandaşlar da soluğu sosyal ve yaygın medyada aldı.
Yapıştırılan kağıtların tebligat sayılıp sayılmaması konusunda hukuki bir dayanak var mıdır bilmiyorum. Ama iletişim yönünden bir kriz olduğunu da hepimiz kabul etmeliyiz.
Olayın yüksek sesle dile getirilmesinin ardından Belediye Başkanı İshak Sarı, kimsenin hak kaybına uğramayacağını ifade etti. Ama olay yine net değil.
Sürecin yine Ankara’dan gelen ekip tarafından idare edileceğini ancak sahilin tüm yapılardan temizlenmesine başlanacağını ifade etti.
Bence tebligatlar davet şeklinde olmalıydı. Biraz zaman kaybı olabilir ancak yine bence olması gereken, hak sahiplerinin teker teker belediyeye davet edilmesi veya toplu olarak Sosyal Gelişim Merkezi’nde toplantı yapılarak yetkili ağızlardan detaylı bilgilendirme yapılmalı, ardından da yapıların yıkılmasının zorunluğu olduğu ifade edilebilirdi.
Bu çok karmaşaya sebep olacaksa, bir video hazırlanıp, sosyal medya üzerinden durum ifade edilebilir, yıkım kelimesi kullanılmadan Ankara’dan gelen ekibin pazarlık süreci başlatılabilirdi.
Şimdi kışın başında insanlara “Evinizi boşaltın” demek, arsalar üzerinde evleri bulunan ve kışı da bu evlerde geçiren kişileri sokağa atmak gibi oluyor.
Bu şekilde olmasa da bu şekilde algılanıyor.
Bu durumda da ister istemez iletişim kazaları krize ve sonunda da bir sosyal tepkiye neden oluyor. “Biz aylar öncesinden bunu sosyal ve yaygın medyadan ilan ettik” demek de işi çözmüyor.
İshak Bey, bu sürecin aslında beklenen bir durum olduğunu ve tebligatların davet anlamında olduğunu söylüyor. Ancak tebligatlarda kullanılan dil tehdit içerdiği için sıkıntı çıkıyor.
Umarız bundan sonra daha kibar bir dil kullanılır ve sonunda da iletişim krizi son bulur.
Başta söylediğimi yeniden ifade etmek gerekirse meşverette hayır vardır…
Etik olarak
Karasu’dan birçok muhtar Ankara’ya giderek Ak Parti Grup Toplantısı’na katıldı. Bu ziyaret esnasında pek çok muhtarın Ak Partili milletvekilleri ile görüştüğünü gördük.
Ancak muhtarların muhalefet milletvekilleri ile fotoğraflarını göremedik.
Muhtarlar da bireysel olarak istedikleri partiyi tutabilir. Hatta hizmet alacakları için iktidar milletvekilleri ile daha samimi de olabilir. Ancak Ankara’ya kadar gitmişken sanki diğer milletvekillerinin ziyaret edilmesi de gerekirdi.
Zira bağımsız olarak seçilen muhtarlara oy verenler arasında mutlaka diğer partili seçmenler de vardır. Muhalefet vekilleri ile yapılan görüşmeler o seçmene de hitap ederdi.
Bence burada bir etik hata oluşmuş.
Diyanet Sen
İstisnalar hariç memurların da üye oldukları sendikalar var. Öğretmenler, tarım ve orman sektöründe çalışanlar, sağlık sektöründe çalışanlar, büro çalışanları ve bunun yanı sıra Diyanet çalışanları sendikal manada örgütleniyor.
Bu örgütlenmeler de çeşitli siyasi yapılarla yakınlaşma yaşıyor. Bu çok doğru olmasa da realite bu şekilde.
Sendikalar kendi üyeleri ile toplantılar yapıp, kaynaşıyor ya da sorunlarını tartışıyor. Buraya kadar her şey normal.
Ancak sendikalar, kurumlardan bağımsız olmak durumunda.
Geçtiğimiz hafta Diyanet Sen bir yemek düzenlemiş ve üyeleri ile bir araya gelmiş. Bundan doğal bir şey yok. Bize ilginç gelen nokta bu yemeğin Karasu İlçe Müftülüğü tarafından kullanılan sosyal medya sayfasından duyrulması.
Müftülük sayfasının müftülük faaliyetleri yayınlaması gerekir, sendikalar konusunda ise tarafsız kalmalıdır…
Seçimde kim önde
Her seçim döneminde seçmenler kazanacak isimleri önceden bilmek ister. Bunun için de sıklıkla biz basın mensupları ile istişare edilir. Zaten seçimler olmasa kimse gazetecilere bir şey sormaz.
Normalde seçmenler anketleri etkiler, bizde anketler seçmeni etkiliyor.
Şubat 15’te yapılması öngörülen Karasu Esnaf ve Sanatkarlar Odası seçimleri için de benzer sorulara muhatap oluyoruz.
Kimin önde olduğu kimin geride olduğu seçmenin bileceği iş. Biz yaptığımız iş gereği seçimlerde oy kullanmıyoruz.
Ancak yine de sıklıkla birinin tarafını tuttuğumuz konusunda soru ve eleştirilere maruz kalıyoruz.
Şimdi siz kendinizi benim yerime koyun:
Geçen dönem İlçe Başkanı olmamız hasebiyle aday çıkardığımız Hüseyin Can’ın tarafını mı tutalım?
Yine Milliyetçi Hareket Partili olmamız nedeniyle partimizin çıkardığı tek İl Genel Meclisi Üyesi olmuş Hasan Filiszidanoğlu’nu mu destekleyelim?
Parti yönetimi oluştururken sağ kolumuz olan dönemin İlçe Sekreteri Levent Arslan’ı mı tutalım?
Yine Hüseyin Can’ın listesinde yer alması için ricada bulunduğumuz ve bizi kırmayan Mahmut Ayar’ı mı öne çıkaralım?
Kız kardeşim gibi gördüğüm Sultan Yavuzyiğit Saka’nın çalışmalarını mı daha geniş görelim?
Birlikte gazete çıkardığımız Cihan Emre’nin mi yanında yer alalım?
Bazen diyorum ki Allah’tan oy hakkımız yok! Bir de oy verebilecek olsaydık…
HECATİ: İyi olan değil, iyi oynayan kazanır…






