Kelekçinin Ziya

Onların yeri zor doluyor…
(KelekçininZiya )
KocaAli’nin Koğukpelit Köyü’nde yıllarca muhtarlık yapmış bir kişi idi Ziya Ak.
Kelekçinin Ziya olarak bilinir ve tanınırdı.
Vefat edeli çok oldu.
Yeri, ne köyünde ne de KocaAli’de henüz doldurulabilmiş değil.
O sadece muhtar değil, milletin dert babası idi. Kendi köyünden ya da başka bir köyden olman önemli değildi onun için. Hasta mıydın? Birileriyle kavgalı mıydın? Ona söylemene gerek yoktu. Duyduğu an, arar bulurdu seni. Kıvırma bilmediğinden, bodoslama dalardı her konuya. Anlamadın mı? Hazırdı lafı: “Poh yiyenin uşağu…” Geri vitesi de yoktu.
Hasta isen, yolu- yordamı iyi bilirdi. Tabiri caizse Adapazarı’ndan İstanbul’a ve hatta Ankara’ya kadar bütün doktorları tanırdı.
Hangi hastayı, hangi doktora götüreceğini iyi bilirdi. Hiçbir doktora eli boş gitmez, tereyağı, fındık, balık, karalahana, elma, armut gibi köy ürünleriyle, bütün doktorların gönlünü kazanır, hiç kimse de onun bir dediğini iki etmezdi.
Her kesimde, onunla ilgili ortak bir kanaat vardı; O bir şey söylüyorsa doğrudur ve hemşerileri arasında ona itiraz edecek birini de analar henüz doğurmamıştı.
“Şu konuda da bana haksızlık etti” diyen birine de bugüne kadar rastlayanın olmadığı söylenir.
Şimdi, ufak tefek kavgalar, ya karakollara ya da adliyelere taşınıyor.
Onun zamanında öyle değildi. Kavgalı iki grubu da çağırıp, her iki tarafı da azarlayıp, evine gönderdiğini bilmeyen yok gibidir.
Yarabbi, onların sayısını azaltma.
Yerlerini doldurmakta zorlanıyoruz.
Beni küçük görme!
Bir arkadaşımın babası vefat etmişti.
Defin işleminden sonra yanıma gelip, sen yazar adamsın, ilgini çeker, babamın ne kadar iyi bir insan olduğunu anlatayım, diye söze başladı. “70’li yılların ortalarıydı. Rahmetli babam, mahalleden çarşıya gelen bir arkadaşımla, ‘Eve gelsin’ diye bana haber göndermiş. O arkadaş beni görememiş. Çünkü bir arkadaşımın traktörünün patlayan lastiğini yamamak için yardımına gitmiştim. Daha sonra bir başka arkadaşla yine haber göndermiş. O da beni göremeyince, kalkmış kendisi gelmiş peşime. Biz de lastiği yamamış, çarşı merkezinde o arkadaşımla çay içiyorduk. Birden babamı gördüm karşımda. Üzgün ve kırgın olduğunu anladım. Kalktım kucakladım onu. Yanımıza oturtup, çay söyledik kendisine. ‘Babacığım biraz üzgüncesin, hayırdır?’ Diye sordum.  Kimseye duyurmak istemeyen hafif bir ses tonuyla:
‘Sana ikidir haber gönderiyorum, gelmiyorsun. Beni küçük mü görüyorsun? Ben bir keresinde, buraya gelen bir milletvekili aday- adayı ile tokalaşmış adamım.’
Daha gerisini getiremedi.
Birlikte ağladık.

Exit mobile version