17 yıllık bir hikaye

Karasu’da Organize Sanayi Bölgesi sancısı bitmek bilmiyor. Öncelikle pek çok kişi şehrin orta yerine OSB yapılmayacağını savundu. “Tuzu kurular” olarak ötelenen bu grubun ne kadar haklı çıktığı bugün gün gibi ortada.
Ardından zemin iyileştirmesi ve kamulaştırmada pürüzler yaşandı. Yatırımcı daha az ödemek isterken belirlenen bedel daha yüksek çıktı. Bunun üzerine uzlaşma girişimleri başladı.
Pek çok kişi alacağı bedelin bir kısmından feragat ederek ikna oldu veya edildi. Ancak birkaç kişi de mahkemeden belirlenen bedeli istedi ve ikna olmadı.
İkna olmayanların başında Sivişoğlu ailesi geliyor. Fehmi Siviş adına açılan dava sonunda aileye tapu iadesi gerçekleşti. Ancak daha önce tapu birleştirmesi yapıldığı için müşterek tapuya ortak edildi.
Ardından da “Sen misin tapuyu geri alan” dercesine o zamana kadar OSB’de yapılan dolgu bedeli Sivişoğlu ailesine rücu ettirildi. Bu konuya ilişkin yargı süreci devam ederken geride kalan hafta yeniden OSB’ye dolgu yapılmaya başlandı. Bir kez daha bu şekilde bir maliyetle karşılaşma riski ortaya çıkan Fehmi Siviş bu kez duruma müdahale etti ve dolgu için alınmış olan kararı sorguladı.
Bir yandan yeni dolgu yapılırken diğer yandan kullanamadıkları araziye para ödemek durumunda kalan Sivişoğulları ise her türlü uzlaşıya sıcak bakıyor.
Diyorlar ki: Ya yerimizi ayırın verin ya OSB içinden uygun olacak metrekarede yerimizi verin ya mahkemenin takdir ettiği bedeli bize ödeyin.
17 yılın sonunda gelinen nokta bu.
Bir hak kaybı var mı
Geride kalan hafta yayınlanan bir haber vatandaşların tedirginlik yaşamasına neden oldu. Pek çok kişi Küçük Karasu ve Kuyumcullu arasındaki alanın imara açılmasını bekliyor. Yayınlanan haberde bu bölgenin imara açılmaması ile ilgili Karasu Belediyesi’nin süreyi kaçırdığı söyleniyordu.
Biz de konunun muhatabı Karasu Belediyesi’ni aradık. Böyle bir durum olup olmadığını sorduk. Belediye yetkilileri, sürecin olağan seyrinde ilerlediğini hatta şu an valilik olurunun beklendiğini söyledi.
Peki bu haber neden ve nasıl çıktı? Muhatabına sormadan, teyit almadan yapılan haberler aslında toplum huzurunun bozulmasına neden olmuyor mu?
Bir kişi konuşunca ona itimat etmek lazım ama gazetecinin teyitte de bulunması gerekir. Art niyetli veya eksik bilgili bir kişinin verdiği bilgiye dayanarak haber yapılması toplumun huzurunun bozulmasına neden oluyor.
Ramazan ne demek
Ramazan herkes için farklı anlamlara geliyor. Fakirler için gelir kapısı anlamına geliyor. Çünkü bu aylarda fakirlere daha fazla yardım ediliyor. En azından fitre ve zekat bu dönemde veriliyor.
Zenginler için hayır manasına geliyor. Bazı şişmanlar için diyet demek ramazan. Kimi için yemek…
Fırsatçılar için zam demek.
Ama bir kesim var ki onlar içinde tombala demek… Bu tombala eskiden yılbaşı alışkanlığıydı. Sonra ne olduysa oldu birden ramazan ayının vazgeçilmezleri arasında yer aldı. Her sene mutlaka bir defa tombala baskını olur, olacağını bile bile de oynayanlar bu alışkanlıktan vazgeçmez.
Ramazan kimi için şaşalı sofralar kimi için zam kimi için tombala ayı.
Ama Ramazan aslında ibadet, yardımlaşma ayı. Umarım bir gün her birimiz gerçek manada geçiririz ramazanı…
Bize bir şey olmaz
Sorun “sorun vardır” demekle çözülmeye başlar. Siz “sorun yok” derseniz sorun yoktur. Şimdi Karasu’da uyuşturucu sorunu var mı?
“Yok” diyorsanız yazı sizin için bitmiştir.
“Var” diyorsanız…
O zaman bu sorunun çözülmesi için bize düşen görev var mı? Hepimize düşen görevler var. “Benim çocuğum yapmaz” diyemezsiniz. Sizin çocuğunuz yapmasa bile uyuşturucu etkisi altındaki birinin size veya evladınıza zarar vermeyeceğinin garantisi yok.
Atalar “İte dalaşmaktansa çalıyı dolaşmak evladır” dese de bizim itten korkacak halimiz yok.
Uyuşturucu içenleri, üreten ve satanları ihbar edecek kadar cesur olmalıyız. Bunu bir muhbirlik olarak değil de bir görev olarak kabul etmeliyiz. Uyuşturucu sadece kollu görevlilerinin sorunu değil. Toplum artık uyuşturucu içenleri kanıksıyor. Eskiden bu konuda katı kuralları olan vatandaş zaman içinde “İçmeyen mi kaldı” umursamazlığına gidiyor. Bu çok tehlikeli bir durum. Geleceğimizin temiz kalması adına ihbarda bulunmak ve uyuşturucunun yayılmasını engellemek en birinci görevimiz olmalı.
Özellikle kırsal mahallelerde üretici kim, satıcı kim, içici kim herkes bilir. Bu kişilerin ihbarı ve yakalanması kamu görevi olmalı. Yoksa “Bize bir şey olmaz”, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demekle uyuşturucu sorununun büyümesine pasif destek vermiş oluruz. En azından uyuşturucu kullanan ve satanlara cesaret vermiş oluruz.
Uyuşturucu kullanmayanların en az kullananlar kadar cesur olması gerekir.
HECATİ: Öldürürüm diyenden değil ölürüm diyenden kork…






