Yukarıdan her şey güzel

 

Geçtiğimiz hafta yoğun kar yağışı vardı. Bu yağış bizim yaşımızda olanlara kartpostalları hatırlattı. Hayatında hiç kart atmamış olanlar bile sosyal medya paylaşımlarında “Kartpostallık görüntüler” ifadelerini kullandı.

2000’li yılların başlarına kadar kartpostallar çok kullanıldı. Yılbaşlarında özellikle. Hele de gümüş simli, çam ağaçlı olanları çok kıymetliydi.

İnternetin yaygınlaşmaya başladığı ilk dönemlerde bile sanal kartpostallar gönderiliyordu.

Bir de gittiğin yerden kart atma geleneği vardı. O dönemlerde yeni yeni adet edinilen balayı organizasyonlarında çiftler gittikleri yerden kartpostal alıp sevdiklerine yollardı.

Ama kartpostalların sahtekar bir tarafı vardı. Hep güzel görüntüleri sergilerdi. Hiçbir kartpostalda şehrin aksayan noktaları gösterilmezdi.

Ülkemizde kartpostallar da genel olarak kaleden görünümler içeriyordu. Yukarıdan bakınca her şey çok daha güzel görünüyor çünkü.

Geçtiğimiz hafta yağan kar da öyle görüntüler sergiledi. Kar yağdı. Bozuk ve düzgün yollar birbiri ile aynı şekilde göründü.

Geçen haftaki kar yağışından çıkacak iki ders var: Birincisi kar yağınca herkes eşit şartlara dönüyor. İkincisi de yukarıdan bakınca her şey çok güzel görünüyor.

Aşk Bodrum’da yaşanıyor mu bilmiyorum ama hayat Karasu’da kolay yaşanmıyor.

 

Döviz çıkarken iyi de

Geçtiğimiz yıl paramız ciddi derecede değer kaybetti. Bu kaybı yaşarken faturayı hep birlikte ödedik. Normal bu. Biz kader birlikteliği yaptık. İyi günde de kötü günde de her şeye ortağız. Dolar yükselirken düşüncemiz bu şekildeydi.

Bir ara dolar 8 buçuk liraya ulaştı. Avro 10 liranın üstünde gezindi. Bu süreç içinde pek çok üründe aşırı fiyat artışı oldu. Her gelen zamma döviz artışı bahane edildi.

Hatta dövizle işi olmadığını düşündüğümüz fırsatçılar bile, “Görmüyor musun döviz artıyor. Aldığımız ürün değilse bile nakliyesi dövizle ilgili” diyip fiyatları yükseltti.

Kimse de bu duruma itiraz etmedi.

Şimdi dolar 8 buçuk lira seviyesinden 7 lira düzeyine indi. Bu durumda insan bekliyor ki döviz fiyatlarındaki yükselişin bahane edildiği gibi kurun düşmesi de gündem olsun.

Ama nerde…

Hepimiz biliyoruz ki bu ülkede döviz yükselince fiyatlar artar ama kur aşağı yönlü olduğunda herkes sessizliğe bürünür. İşin ilginci herkes bu duruma sessiz ve kabullenilmiş çaresizlik içinde bakıyor…

 

Kul hakkını düşünün

1999 Depremi’nden donra bir deyim yerleşti dilimize: “Depremle yaşamak…”

Sonra çok eskiden beri krizle yaşamakta olduğumuzu hatırladık. Şimdi de koronavirüs ile yaşamayı öğreniyoruz.

Yeni normalde hiçbir şey eskisi gibi değil. Öncelikler değişti. Yaşam tarzı değişti. Selamlaşmalar bile değişti.

Uzunca bir süreden bu yana bu şekilde yaşıyoruz. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sokağa çıkma yasağının gündeme geldiği ilk günlerde “Önümüzdeki haftalarda” diye bir ifade kullanmıştı da vatandaş “Ne haftası kardeşim. İki gün sonra her şey normale döner” diye değerlendirmelerde bulunmuştu.

O “önümüzdeki birkaç hafta” deyiminin üstünden birkaç mevsim geçti. Koronavirüsle yaşamaya da alıştık.

Hani bir rüya görmüş de alime yorumlatmış ya bir tüccar. Alim, “Çok ciddi bir fakirliğe düşeceksiniz. Kırk gün sürecek” demiş. Tüccar umutla, “Kırk gün sonra zengin mi olacağım” diye sorunca alim, “Ne gezer azizim. Alışacaksınız” demiş.

Şimdi krizle, depremle yaşayama alışmış olan toplumumuz koronavirüsle yaşamaya alışıyor.

Ancak şimdi kritik bir eşiğe daha girdik.

Aylardan bu yana dükkanını açamayan hizmet sektöründeki esnafın umudu olacak bir aşamadayız.

Yapılan açıklamaya göre koronavirüs sürecinde vaka sayıları düşerse esnaf dükkanını açabilecek. Hatta o kadar ki hangi ilde vaka sayısı düşerse o ilde dükkanlar açılabilecek.

Yani aslında kurallara uyduğunuzda hayatın normale döneceğinin sinyali.

Psikolojide her zaman öğrenmede “ödüllendirme cezalandırmadan daha iyi bir yöntemdir” ilkesi vardır.

Ben bu uygulamanın sokağa çıkma yasağına uymayanlara ceza kesilmesinden daha etkili olacağını düşünüyorum.

Bir de bunun yanında insanlara ciddi bir mesuliyet yükleniyor. Artık kurallara uymayan vatandaşlar kime kötülük ettiklerini doğrudan görmüş olacak. Eskiden “Bana bir şey olmaz” mantığında olanlar artık, esnafa yapacakları kötülüğü de düşünmek durumunda.

Hani “Kendim için istiyorsam namerdim” diyorlar ya şimdi de maske mesafe ve temizlik kurallarına kendimiz için değilse esnaf için uymalıyız. Kuldan utanmıyorsak Allah’tan ve kul hakkından korkmalıyız.

 

Aferin Emanet

Karasu’nun en fazla kar yağışı alan yerlerinden biri Kurudere. Son yağışlarda da aynısı oldu. Ancak Kurudere Muhtarı Hasan Emanet, eskiden beri İshak Sarı ile olan dostluğunu iyi kullanıyor. Dahası mahalledeki kooperatif ile de uyumlu çalışıyor. Çözüm odaklı davranıyor. Kısacası gemisini yüzdürüyor.

Ha bu gemi yüzdürmesinin şahsına çıkar sağladığını da düşünmüyorum. Onu da belirteyim.

Son kar yağışında bazı vatandaşlar Hasan Emanet’e “Kardeşim kepçeleri bırak da Karasu’nun yollarını da açsın” yollu sitem etmiş.

Karasu’da karlar neyse ki kendiliğinden eridi.

Ama Emanet bu kar sınavından başarı ile çıktı.

 

Neden fazlaymış

Koronavirüs vakasının en fazla olduğu iller Rize, Trabzon, Ordu ve Giresun olarak açıklanmış. Sosyal medyada paylaşım yapan bir Karadenizli vatandaş, “Çok normal. Çünkü bizim burnumuz maskeye sığmıyor” diye yazmış.

İlçemizde de Karadenizli çok (ben de dahil elbette). Malumunuz. İnşallah benzer gerekçe ile ilçemizde de vaka sayılarında artış görülmez.

 

Ekonomi ne tarafa gider

Herkesin aklında aynı soru var. Koronavirüs sonrasında mikro ve makro ekonomi ne yönde şekillenecek?

Ekonomide sıklıkla ev hanımlarının tahminlerinin brokerlerden fazla tuttuğu iddia edilir. Zaten herkesin ekonomi üzerine bu kadar ahkam kesmesi de bundandır.

Zamanında halkla ilişkiler ve pazarlama alanında uzman profesörlerden dersler almış, ekonomi profesörleri ile çene yarıştırmış bir kardeşiniz olarak bir şeyler söylemek isterim.

Öncelikle makro ekonomi ile ilgili iki kelam edeyim. Bu krizi sadece Türkiye yaşamıyor. Koronavirüs dolayısıyla dünyanın her yerinde hayat durma noktasına geldi. Dolayısıyla kriz mikro boyutta değil. Karasu’da bir esnaf dükkanın önünde çay içiyor. “İşler nasıl” dedim. “Berbat” dedi. “E bu ne neşe” diye sordum. “Hepimiz batıyoruz” dedi. Tüm dünyadaki durum da bu aslında. Herkes battığı için kimse dert etmiyor.

Dolayısıyla dünya krizi çok zorlanmadan atlatır.

Gelelim Kuzey’e…

Bu bölgenin iki sigortası var. Bunlardan ilki fındık. Fındık bu sene biraz daha kurtarıcı olacaktır. İkinci olarak da inşaat sektörünü gösterebiliriz. Her ne kadar son birkaç yılda Karasu ve Kocaali’de ev fiyatlarının çok yükseldiği düşünülüyorsa da bu bölgedeki ev fiyatları Türkiye ortalamasının oldukça altında.

Zaten bu bölgeye olan ilginin halen yüksek olmasının ana sebebi de fiyatların düşük olması.

Yakın gelecekte bu iki sigorta üçe çıkacak. O da ancak limanın keşfi ile mümkün olacak.

Gürcistan’a sınır olan yerlerdeki insanların yürüyerek Gürcistan’a bir şeyler getirip sattıkları, dönerken de Türkiye’de pahalı olan ürünlerden getirdiklerini duymuşsunuzdur.

Karasu’nun da ilerleyen dönemde kendi fındığını Karasu Limanı’ndan gönderme imkanı olacaktır.

Ayrıca limanın antrepo ihtiyacının ortaya çıkması durumunda işler daha da düzelecektir.

Sadece limana hizmet etmek için kurulan Karasu Kamyoncular Kooperatifi bu alanda örnek olacak durumdadır.

Tünelin ucunda ışık göründüğü konusunda hemfikiriz. Ben tünelden çıkış ışığı olduğunu düşünüyorum. Bazıları karşıdan tren geldiği görüşünde.

Umarım ben haklı çıkarım.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.