Türk futbolundaki kronikleşen hastalık

 

Türk futbolunda gittikçe kronikleşen bir hastalık (!) giderek kangrene dönüşüyor ve maalesef başta süper lig takımlarımız olmak üzere bu kangren olma durumu, PTT Birinci Lige de bulaşmış durumda.

İkinci, üçüncü, BAL hatta amatör ve altyapılardaki an itibarı ile olanı biteni saymıyorum ve yazmıyorum bile.

Bizdeki asıl tehlike kulüplerin sırf para kazanmak amaçlı oluşturdukları “futbol akademisi” adı altındaki oluşumlar sayesin de tabi ki dolaylı olarak altyapılarımıza da bu olumsuz durumdan etkilenmekte ve dezenformasyona uğramış durumda maalesef.

Konuyu gündemde tuttuğum için pek kimse beni sevmez. Diyorlar ki “hocam kulübe kaynak oluşturuyoruz ne yapalım cebimizden mi harcayalım” bende böyle diyenlere şunu diyorum, “Öyle yöneticiliği herkes yapar” diye…

Kaynak oluşturmak öyle spor okulu açıp üç – beş kuruş para alıp günü birlik harcamaları karşılamakla olmaz, olmuyor da zaten.

Şunu hemen belirteyim işini çok iyi yapan organize olmuş kulüpleri ve yöneticileri tabi ki dışarıda tutuyorum ve takdir ediyorum elbette. Ama yine diyorum bu olay köklü ve kulüpleri kurtarıcı bir proje değil.

Bu konuyu ileriki yazılarımda enine boyuna yazacağım.

Peki, hocam Türk futbolundaki bu hastalık nedir diyecek olursanız değerli okuyucularım, sizleri daha fazla merakta bırakmak istemiyorum.

O hastalık şu, bir türlü takım olamamak ve takımdaşlık ruhunu yakalayamamak…

Takımdaşlık ruhu yedek oyuncular, teknik ekip, malzemeciler ve sağlık ekibi de dahil aynı hedef ve beklenti doğrultusunda hareket etmek, saygı, sevgi çerçevesinde bir hareket ve eylem bütünlüğü oluşturmaktır.

Takım olmak ise oyuncuların gerek mental gerekse reaksiyon ilkeleri prensibinden hareketle, birbirlerini, huylarını, teknik kapasitelerini ve bunları eyleme dönüştürmeleri durumunu çok iyi bilmek, analiz etmek ve tabi ki teoriden pratiğe dökmektir.

Öyle biz takımız, takım oyunu oynuyoruz demekle olmuyor bu işler.

Ben birazda futbolcuların sözleşmeleri süresince diğer takım arkadaşlarını kendi ailesi gibi görmeleri gerektiğini ve huylarını çok iyi analiz etmeleri gerektiğini, saha içerisinde takım arkadaşlarının nerede duracağını nerede pas yapacağını, ortayı ön direğe mi arka direğe mi keseceğini ya da şut atacağını nerede ise gözü kapalı bir şekilde ezberlemesi ve tabi ki saha içerisinde uygulaması, ona göre pozisyon alması gerekir.

Peki, bizde durum ne?

Bizdeki durum şu. Dışarıdan transfer edilen oyunculara da zamanla kendi hastalığımızı da bulaştırmak kaydı ile kendi takım bireylerimiz kendi nefisleri, dünyevi arzu, istek ve ihtiyaçlarını karşılamak, egolarını tatmin etmek, söylem ve eylemlerinde, yaptıkları hal ve tavırlarında, kontrolsüz, kırıcı ve yıkıcı oluyoruz maalesef.

Hatta ve hatta saygı ve sevgiden uzak, abartılı tavırlarıyla düşük iletişim becerileriyle işleyişlerimizi sürdürdüğümüzde takım bütünlüğüne zarar veriyoruz.

Neticede huzurun ve güvenin, saygının, sevginin olmadığı bir ortamda, havanda şu dövülerek istikrar sağlanamaz ve istenilen başarıda gelmez. Ama biz tam da böyle yapıyoruz, yapmacık tavırlar ve sözlerle.

Takımdaki hiç bir birey vazgeçilmez olmamalı ve takımdan önemli bir pozisyona sokulmamalıdır.

Ben hep ne diyorum yazılarım da. Ekibin aklı ekiptekinden üstündür diye. Bütün oyuncular için geçerlidir buna teknik ekipte dahil olmak üzere.

İsterlerse oyuncular ağızlarıyla kuş tutma becerisine sahip olsunlar hiç biri takımın üzerinde değildir ve hiç kimse vazgeçilmez değildir.

İnanmıyorsanız bir mezarlığın kenarından geçin orada şunu görürsünüz. O mezarlar “ben vazgeçilmezim diyenlerle doludur.”

Atalarımızın bize miras olarak bıraktığı çok güzel sözler var. “Bir elin nesi var iki elin sesi var”, “Birlikten kuvvet doğar” gibi…

Futbol kolektif bir oyun olduğundan saha içerisinde takım menfaatine dönük taktik, disiplin içerisinde duyu ve duyguların futbolun gerçekleri üzerinden takımdaşlık ve fair-play ruhu bütünlüğünde sahaya yansıtılmasıyla başarı kaçınılmazdır.

Futbolda bireysel kalite, takımsal kaliteyle örtüşüp bütünleştiğinde sahada arkadaşının hatalarını fırsata döndürmek için zor anda, hata yapılan anda, takımca birbirine sahip çıkıp sadece futbol oynamaya odaklanıldığında görülecek ki futbolcu, futbol, kulüp gelişecek, kazan kazan ilkesiyle kulüpteki herkes kazanacak, istenilen hedeflere ulaşımda kolaylaşacaktır.

Ve sözün özü şu değerli okuyucularım.

Sadece müsabaka esnasında değil her ortamda darda, zorda, hatada, arkadaşına eylem ve söylem olarak destek olmak “Takım olmaktır” ve takımdaşlık ruhunu yakalamaktır.

Ötesi hikaye…

Kalın sağlıcakla, selam ve dua ile.