Tren yolu

 

“Karasu Karasululara bırakılmayacak kadar önemli bir konumda…”

Bu sözü Ankara’da bir yetkilinin yıllar önce söylediği iddia ediliyor. Temel’e sormuşlar, “Orman güzel mi” diye. Temel de “Ağaçlardan bir şey göremiyorum ki” demiş. Bizim durumumuz da aslında tam olarak bu.

Karasu’da olduğumuz için Karasu’ya dışarıdan bakamıyoruz. Dışarıdan bakanlar da Karasulu gibi bakamıyor. Karasu’ya yatırım yapacak olan herkese, “Burayı rant kapısı olarak görüyor” gözü ile bakıyoruz. Kendi planladığımız yatırım da yok. Hal böyle olunca Karasu varlık içinde darlık çekiyor.

Karasu’nun Ankara bağlantısı yok. Varsa da kullanılmıyor.
Karasu’nun kaderini değiştirecek pek çok gelişme yaşanıyor. Karasuluların bu konuya müdahilliği yok. Liman yapıldı. Karasululardan görüş alınsa limanın yeri konusunda fikir verilebilirdi. Belki limanın yeri çok az öteye beriye çekilirdi ama sürekli liman içinden kum boşaltılması gerekmeyebilirdi. Zira balıkçı barınağı olarak başlayıp yat limanına dönüştürülen en nihayetinde uluslararası ticaret limanı haline gelen yapının daha planlı programlı olması sağlanabilirdi. En azından birkaç balıkçıya sorulsa netice farklı olabilirdi.

Karasu’nun planı Karasu’nun dışında çizildiği için sonuç bu.

Yine Karasu Adapazarı arasındaki yolda da Karasulular seyirci olmayı tercih etti. Sonuçta Limandere mevkiinde yol çöktü. Planda olmayan pek çok kavşak ve ışıklandırma yapılması gerekti. Neticede ne yol Karasu’nun ihtiyacını tam manası ile karşıladı ne de sağlıklı işler halde oldu.

Son olarak da tren yolu noktasında seyirci kaldık. Adamlar öyle bir plan çizdiler ki Karasu’nun girişine demiryolu ayağı denk geldi. İlçenin girişinde nur topu gibi bir ucubemiz oldu. Biz yine seyrettik. O arada maliyet hesapları tutmadı. Elde var sıfır.

Diyeceksiniz ki bu tip büyük yatırımlar yapılırken merkezi idare karar alır. Yerel yöneticilere fikir sorulmaz. Fikriniz sorulmasa da bir rapor hazırlayıp ilgili makamlara iletebilirsiniz. Ama siz kendi sorumluluk sahanıza çekildiğinizi düşünüp, “Bunlar benim işim değil” derseniz ilçe bu hale gelir.

Siz merkezi yönetimin Karasu’daki yatırımlarının yerli yerinde olduğunu düşünüyorsanız yani Karasu’nun şimdiki halini beğeniyorsanız diyecek sözüm yok. Ancak sanki olması gereken yerin çok ötesindeyiz…

 

Fındıkta asıl sorun ne

Fındık üreticisine sorsanız fındığın asıl sorunu fiyat. Arada aracıların çok kazanması, tekel oluşmuş olması…

Kısmen doğru. Ancak tüm bunların temelinde fiyat istikrarı sorunu var. Siz bir yatırımcı olsanız, bu sene fiyatı 9 lira gelecek sene 22 lira olan bir hammadde ile üretim yapan bir fabrikaya sermaye koyar mısınız?

Yatırımcı bu alana girmekten çekinmekte haklı. Peki ya üretici?

Fındık için “12 ayın bir çiçeği” tabiri kullanılır. Pek çok aile tüm geçimini fındık ile sağlıyor. Sene boyunca fındıklıkta yatanlar var. Eskilerin “Kırk sene emek emek, ene geldi inlemek” diye bir tabiri var. Fındıkta fiyat istikrarının sağlanması devlet eli ile olabilir. Bu en kolay olacak olanıdır. Serbest piyasada devlet kendini geri çeker.

Üretici bu durumda kendi ürününün değerini kendi tespit edebilir. Bireysel olarak yapılacak bir şey olmadığına göre hali hazırda var olan Fiskobirlik ayağa kaldırılabilir. Lütfi Bayraktar’ın göreve gelmesinin ardından kurum yapısal olarak bir atılım gerçekleştirdi. Eski borçları ödedi. Ekonomik olarak geriye gidişi durdurdu ve ileri gidiş yönüne geçti. Gün geçtikçe yeni ürünler piyasaya sürmeye başladı. Bu arada İtalyan firması çok daha büyük bir güce sahip olmasına rağmen Fiskobirlik ayakta durabildi. İtalyan firmasından az da olsa pahalıya ürün almaya başladı. Ancak sütten ağzı yanan fındık üreticisi yoğurdu üfleyerek yiyor.

Aynı şekilde devlet de zamanında yapılan hatalardan dolayı Fiskobirlik’e temkinli yaklaşıyor. Ancak tüm piyasa şartlarına rağmen Lütfi Bayraktar yönetimindeki Fiskobirlik çok daha güçlü bir yapıya kavuşuyor.

Bu arada bir başka kurum da varlığını gösteriyor. Karasu’nun en fazla fındık üreten köylerinden (mahallelerinden) Paralı’da bir kooperatif kuruldu. Kuzey Tarımsal Kalkınma Kooperatifi adı ile kurulan birlik ilk başlarda çok ciddiye alınmadı. Ancak öyle sağlam adımlar attılar ki kendi mahallelerindeki ürünleri piyasa değerinin üstünden fiyatlamayı başardılar.

Kuzey Kalkınma Kooperatifi sadece kendi kurumsal yapısını korumuyor. Aynı zamanda ciddi bir örnek teşkil ediyor. Benzer yöntemle kendi kooperatifini kurmak isteyenlere de yol gösteriyor.

Vatandaş kendi ürettiği fındığı kendi depoluyor. Öz sermayesi ve toplumsal güvenin sağlanması neticesinde gün geçtikçe güçleniyor. Kooperatif kurmak isteyen diğer köylere örnek oluyor. İsteyene yardımcı olmaya çalışıyor.

Fındıktaki fiyat istikrarsızlığına bir şekilde çare bulunmuş oluyor.

Özetle fındıkta iki sorun var. Birincisi fiyat istikrarı, ikincisi ise güven.

Fındık üreticisi kendi kooperatiflerine güvendiğinde piyasaya ihtiyaç oranında ürün indirilecektir. Bu da fiyat istikrarını getirecektir.

Bundan sonra fındık hem üretici için hem de yatırımcı için güven veren bir yapıya kavuşacaktır.

 

Benim devlete güvenim tam

Ben bir gazeteciyim. Gazetecinin görevi aksaklıkları gündeme getirmek ve çözüm önerilerinde bulunmaktır. Kamu adına denetim yapmak da gazetecilerin görevidir. Ancak devlet yönetimine sosyal medyadan ya da medyadan istikamet çizilmesine sonuna kadar karşıyım.

Gazeteci kendi gördüğü açıdan, toplum yararına gördüğü doğruları aktarmak durumundadır. Ancak her konuda görüş belirtmek zorunda değildir.

Gazeteciliğin doğasında muhaliflik vardır. Gazeteci her zaman her şeyin olmazını tespit etmek ve olası toplumsal aksaklıkları gündeme getirir. Ama bu her şeye holigan düzeyinde karşı olmayı gerektirmez.

İlk olarak koronavirüs aşısı gündeme geldiğinde ortaya çıkan bir takım gazeteciler ve sosyal medya kullanıcıları, “Ben şu ülkenin aşısını kullanmam” derken daha sonra aynı kişiler, “Aşı gelmiyor ki kullanalım” demeye başladı. Aşı geldi, bu defa “Bunun planlamasını nasıl yapacaksınız” demeye başladılar. Planlama yapıldı, bu defa “Bu kadar kişiye aşı nasıl sağlıklı uygulanacak” demeye getirdiler. Sonunda da “Bize sıra ne zaman gelecek” demeye başladılar.

İlla konuşmak zorunda mısın be kardeşim. Devleti yönetenler bir yandan aşı ve sağlıklı veri akışı ile uğraşırken diğer yandan da sizin toplumu manipüle etmenizle uğraşmak durumunda kalıyor.

Gazeteci toplumdan beslenir. Toplumun yararına olmayan her tartışma, toplumun parçası olan gazeteciye de zarar verecektir.

Dolayısıyla, insan kendine zaman zaman, söyleyeceği şeyin soruna mı çözüme mi katkı sağlayacağını düşünmelidir.

Demokrasiden yana olanlar seçilmişlerin görevlerini sağlıklı yapmasına müsaade etmek zorundadır.

Seçilmiş yönetimle aynı görüşü paylaşmak zorunda değilsiniz. Ancak işi gücü toplumu idare etmek ve topluma kalıcı fayda sağlamak olan kişilere saygı duyulmalı ve güvenilmelidir. Eğer o kişilerin görevlerini yapmadığını ya da yeterince iyi yapmadığını düşünüyorsanız elbette eleştirebilirsiniz. Eleştirmezseniz gazeteci olamazsınız. Ama her şeye karşı çıkmak sizin göreviniz olmamalı.

Ben koronavirüs konusunda tedbirlerin zaman zaman abartıldığını düşünüyorum. Ancak işinde uzman olan bilim kurulu ışığında, profesörlerin görüşü doğrultusunda atılan her adıma da güveniyorum.

Eleştirirken devlete güven olgusunu ihmal etmemeliyiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.