Tedavisi hakça olsun

 

Yaklaşık 14 ay oldu, yine aynı yerdeyiz.

“Mesafe-maske-hijyen” kurallarına göre yaşam devam ediyor

İlk kez tanıştığımız 11 Mart 2020’de Yeni Tip Koronavirüs (covid-19) virüsü nedeniyle Türkiye genelinde müthiş bir tedirginlik ve teyakkuz durumu olmuştu.

O dönemden bugüne kadar binlerce kayıplar verdik, vermeye de devam ediyoruz.

2020 Kasım ayında Amerika ve Avrupa’da geliştirilen aşılar bir umut oldu bizlere ama bir türlü rahat nefes almış değiliz.

Geldiğimiz noktada Türkiye nüfusunun ancak 10 milyona yakın ikinci doz aşısı tamamlanmış durumda. Toplumsal bağışıklık sağlanabilmesi için sağlık uzmanları nüfusun en az yüzde 60’ının aşılarının tamamlanması gerektiğini belirtiyor. Bu da yaklaşık 51 milyona tekabül ediyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “İstanbul’da 5 vatandaşımızda Hindistan varyantı gözlendi. Bu varyant ilk kez görüldü ve vakalar izolasyon altında takip ediliyor.” dedi.

Daha önce de bu varyantın henüz ülkemizde görülmediğini gerekli önlemlerin alındığını söylemişti. Tıpkı İngiltere mutant virüsü gibi… Demek ki bunda da yeterli önlem alınmadığı ortaya çıkıyor. Bu arada ülkemizde Brezilya ve Güney Afrika varyantı olduğunu da bilginize sunuyorum. Belki başka varyantlar da olabilir.

***

Her neyse… Biz bu pandeminin ülkemiz ekonomisine ve vatandaşlarımıza nasıl etki yapacağına bakalım.

Önümüzdeki yaz sezonu bu açıdan çok önem arz etmektedir. 2019 yılındaki ortalama harcama miktarı baz alınarak bir hesaplama yapılırsa, geçtiğimiz yaz aylarında turizm gelirinde en az 11 milyar dolarlık bir kayıp olduğu görülüyor.

Bu da üç aylık dönem boyunca sektörün her gün en az 120 milyon dolar kaybettiğini gösteriyor. Döviz kaybının bu yaz sezonu da yaşanması halinde ülkemizde kaotik ortam oluşturur.

Bu nedenle devleti yöneten sayın siyasiler sürekli dillendirilen “tam kapanma” tedbirlerini geç de olsa geçtiğimiz perşembe gününden itibaren yürürlüğe koydu. Aslında buna tam kapanma demek de biraz iyimserlik olur. Çünkü birçok muafiyetler mevcut. Belli ki işin ucunda ekonomik sorunlar var.

Sayın Cumhurbaşkanı bu kararı açıklarken yaptığı açıklamada 17 gün sürecek tam kapanma sonrası vaka sayılarının 5 binin altına düşmediği sürece kısıtlamaların sürdürüleceğine işaret etti.

Onun söylemi mi, yoksa alınan tedbirler mi etkili oldu bilemem ama geçtiğimiz haftalarda 60 binli seviyelerde bulunan vaka sayıları, şu sıralarda 20 binli seviyelere geriledi.

Kısıtlamalar, kapanmalar, tedbirler adı ne olursa olsun önemli olan yukarıda da belirttiğim gibi toplumsal aşılamanın çok hızlı ve çesitlendirilerek yapılmasıdır.

Türkiye,’de şu anda kullanılan Sinovac ve Biontech aşılarına ilaveten Rusya ile Sputnik V aşısından 6 ay içinde 50 milyon doz almak üzere anlaşma imzalandı.  Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca ilk sevkiyatın mayıs ayı içinde gerçekleşeceğini söyledi. Ayrıca bu aşı için ülkemizde acil kullanım izni verildi ve üretilmesi için de teknoloji transferi yapılacak.

Yani bütün hesaplar aslında Haziran ayını gösteriyor. Eğer bir aksilik olmazsa tabi…

Asıl önemle üzerinde durulması gereken “yerli inaktiv” aşının piyasaya sürülmesidir. Bu konuda da test çalışmaları devam ediyormuş. Gönüllüler üzerinde denenen 1. ve 2.faz çalışmaların tamamlandığı, üçüncü faz çalışmalarına önümüzdeki ay başlanılması ve yılsonunda kullanılması planlanıyormuş!

Dünya genelinde karşılaşılan onlarca mutasyon/varyant türü bulunuyor. Bunların bir şekilde ülkemize girme ihtimali var. O nedenle asıl sorun aşıların acilen yapılmasıdır. İsrail ve Amerika bu konuda önemli ilerleme sağladı. Keza Almanya da aşılamayı etkili biçimde hızlandırmaya başladı. Bizim alt yapımız aslında onlardan daha iyi ve hazır vaziyette. Ancak elimizde yeterli aşı yok!

***

Tam kapanmanın bir de mali boyutu var. Her ne kadar sağlık başta gelse de insanlar yeme içme ve zorunlu temel ihtiyaçlarını karşılamak zorunda. 17 gün çalışmadan nasıl geçinilir? Kiralar, banka ve kredi borçları nasıl ödenir?

İyi tarafı şu ki; Bu konuyla ilgili Sayın Cumhurbaşkanı Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) aracılığıyla bir dizi desteklerin yürürlüğe sokulduğunu açıkladı.

Bütün bunlar belirli kriterlere ve şartlara uyanlar için. Ya bu kriterler ve  şartlara uymayan geçimini işportacılık, günü birlik seyyar esnaflık yapanlar ne olacak? Bunların sayılarının yukarıda yer alanlardan daha fazla olduğu yönünde bilgiler veriliyor.

Dolayısıyla Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözüne dayanak oluşması için:

Normalleşmeye geçene kadar,

1- Esnaf ve sanatkârlarımızın gelir vergisi, stopaj vb. gibi tüm vergilerden muaf olması,

2- Elektrik, su, doğal gaz gibi enerji girdilerinin geçici olarak finanse edilmesi,

3- Tüm meslek dallarında sıkıntı yaşayan esnaf ve sanatkârlar ile yanlarında çalışanlara ekonomik destek verilmesi,

4- Tüm meslek dallarında sıkıntı yaşayan esnaf ve sanatkârlar ile yanlarında çalışanlarının SGK primlerinin karşılanması,

5- Esnaf ve sanatkârların borçlarının süresiz ve faizsiz olarak ertelenmesi,

6- Ödenemeyen vergi borçlarının, geçmiş kredi borçlarının ve bankalara olan tüm borçlarının faizsiz olarak ertelenmesi,

7- Söz konusu pandemi sürecinde ekonomik olarak sıkıntıya giren ve daha önce yararlandıkları yapılandırmaları bozulan esnaf ve sanatkârların yeni bir yapılandırma hakkının acilen sağlanması

8- Ticari araçların kullandığı akaryakıt fiyatlarında ÖTV ve KDV indirimi sağlanması,

9- Esnaf ve sanatkârlar ile yanlarında çalışanlara kovid- 19 aşısında öncelik tanınmalı,

10- Kısa çalışma ödeneğinin kapsamı genişletilerek, yeni başvurulara imkân tanınmalı,

11- Tam kapanma döneminde muafiyet kapsamında bulunan işyerleri dışında kalan esnaf ve sanatkârlara nakdi destek sağlanmalı.

Tabi bütün bunlar devlet hazinesinde ne kadar nakit paranın olduğuna bağlı. Son günlerde fenomen haline getirilen 128 milyar dolardan geçtik; bari Sayın Cumhurbaşkanımızın öne sürdüğü Merkez Bankası’ndaki halihazırda 90 milyar doların bu zamanda kullanılması çok yerinde olur. Öyle ya… Acı reçete içelim içmesine de, tedavisi hakça olsun!