Nazar değmesin

 

Geçtiğimiz Pazar günü benim açımdan nadiren denk gelen günlerden biriydi. Neredeyse gün boyu istirahat ederek haftanın bütün yorgunluğunu attım. Gece geç saatlerde ise malum Pazartesi işlerimizin hazırlığını yapmak ve gazete ile ilgili işlerimi toparlamak için evden çıktım. Saat gece 11 buçuk gibiydi. İyice dinlenmiş ve çalışmaya hazır bir halde ofisimin kapısını açıp içeriye girdim. Daha bir iki adım atmadan dışarıda bir gürültü koptu ki, sormayın gitsin. Çarşının ortasına bomba atılmış gibi bir ses duyduk. Hemen koşarak balkona çıktım etrafa bakındım ama herhangi bir şey göremedim. Sadece bir veya iki kişi Ortaköy Minibüs durağına doğru hızlıca yürüyordu. Onların yürüyüşüne bakarak ters giden bir şeyler olduğunu anladım. Elimdekileri bırakıp ofisin kapısını dahi kilitlemeden sokağa çıktım. İnsanların toplandığı yöne doğru gittim ki sokağı siyah bir dumanın kapladığını gördüm. Yasin Macuncu’nun kahvesinden dumanlar yükseliyordu. O sırada gürültüyü duyan hemen hemen yirmi kişi kadar olmuştuk. Yasin içeriye girmiş içerideki dumanın tahliyesi için kapı cam çerçeve ne bulduysa açmaya çalışıyordu. Tabi telaşlı ve biraz da panik haldeydi. Hem onu sakinleştirmeye çalışıp hem de içeride neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorduk. Bir yandan içerideki alevi söndürmenin bir yolunu ararken bir yandan da itfaiyeye haber verdik. Onlar gelene kadar birkaç kez hızlıca içeriye girip çıktık. Bu gibi durumlarda sakin kalmak ve yangını körükleyecek şeyleri ortadan kaldırmak çok önemli. Elektrik şartellerinin kapatılması, varsa tüp gibi yanıcı ve patlayıcı maddelerin etkisiz hale getirilmesi, yakında varsa yangın tüpüyle müdahale edilmesi gibi. Olay yerine gittikten sonra sadece birkaç dakika içerisinde kendi imkanlarımızla alınabilecek bütün tedbirleri aldık ve itfaiyeyi beklemeye başladık. Ve itfaiye neredeyse iki dakika gibi kısa bir sürede olay yerine geldi. Bu çok güzel.

Bizim buralar kurak ikilimi olan bölgelerde olduğu kadar yangın riski yüksek olan yerler değil elbette ama sık sık yangınlarla karşılaştığımız oluyor. Özellikle eski binalarda, fındık evleri, ahır gibi yerlerde kimi zaman da bağ bahçe ve çalılık alanlarda yangınlar çıkıyor. Daha önce de birçok ez yangına şahit olmuştum ve yangına maruz kalan vatandaşlarla bu konuda konuşmuştum. Kocaali’de görev yapan itfaiye ekiplerinin olaya müdahale etmeleri konusunda takdir edildiğine şahit olmuştum. Şu ana dek bunu yangını yaşayan vatandaşlar söylemişti ama bu kez kendi gözlerimle şahit oldum. İtfaiyemizin çarşı içindeki bir olaya ilçe dışındaki yerleşkeden çıkıp (içi tonlarca su dolu araçla) neredeyse iki dakikadan bile kısa diyebileceğimiz bir sürede ulaşmaları ve sadece birkaç saniye içerisinde olaya müdahale etmeye hazır hale gelmeleri çok güzel. Açıkçası olayın şoku ile oradakiler pek farkına varmadı ama ben buna özellikle dikkat ettim. Biz olay anında müdahale edip alevleri büyümeden kontrol altına aldığımız için ekipler büyük bir müdahale yapmak zorunda kalmadılar. Ama her ne olursa olsun o kadar kısa sürede hazır vaziyete gelmeleri takdire şayan. Bu sadece bu olay için değil. Kocaali’de eski yapı stoğumuz çok fazla ve hemen her birinde yangın riski var. Dolayısı ile ekiplerimizin bu denli hızlı ve aktif olmaları karşılaşabileceğimiz muhtemelen yangın vakalarında içimizin daha rahat olabileceği anlamına geliyor. Bu vesile ile Kocaali’mizde görev yapan itfaiye amirliği ekiplerimizin her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Aslında temennimiz ilçede yangın v.s. gibi can veya mal kayıplı hiçbir olayın yaşanmaması. İçimizden onların 7/24 oturup beklemelerini geçiriyoruz. Onlar hiç çalışmasa da hiçbir vatandaşımızın canına malına zarar gelmese. Ama gerçek öyle değil. Daha önce de şahit olmuştum, gerçekten canla başla mücadele ediyorlar. Görevlerinde başarılar diliyorum. “Aman, nazar değmesin” diye notumuzu da düşelim.

 

Ben şaşırmam

Bahsetmek istediğim bir diğer konu ise ilçemizin tamamını ilgilendiren yüksekokul ile ilgili. Şimdiye kadar olan gelişmeleri toparlamak gerekirse malum olduğu üzere TOKİ okulumuzun açılışının ardından Kocaali’deki eğitim uzaktan eğitim olarak geçtiğimiz yıl 113 öğrenci ile başladı. Bu sene kısmet olursa birkaç hafta içinde yüzyüze olarak başlayacak. Yine bizim hali hazırda devam eden yüksekokul binamız var. Şayet yetişir ise orayı da bu sene öğrenci ile doldurabilmemiz ihtimaller arasında. Diğer yandan açılması muhtemel yeni bölümler için rektörlük bünyesinde devam eden bir çalıma mevcut. Ama bütün bunlar kadar önemli bir konu daha var ki rektörlük ve yüksekokul yönetiminin sıkı çalışması. Bundan yaklaşık bir veya bir buçuk ay kadar önce Rektör Mehmet Sarıbıyık ve ekibinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ile işbirliği adımı attığını haber yapmıştık iki hafta kadar önce de Sahil Güvenlik Komutanlığı ile yeni bir iş birliğinin adımını attılar. Bu hafta da İstanbul ve Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz Bölgeleri (İMEAK) Deniz Ticaret Odası’nı ziyaret edip yeni bir iş birliğinin adımını attılar. Ben hem yüksekokul işinin içinde olan bir olarak hem gazeteci kimliğimle hem de ilçesi için önemli gelişmeleri heyecanla bekleyen bir vatandaş olarak SUBU’nun attığı adımları dikkatle ve heyecanla bekliyor ve titizlikle takip ediyorum. Kocaali DMYO ile ilgili servis ettikleri her haberi de koşulsuz bir şekilde öncelikli olarak kullanıyorum.

Şimdi içinizden “Bu ziyaret haberlerinin neresi önemli? Gidip oturmuşlar, çay içip kalkmışlar. Abartıyorsunuz” diyenler olabilir. Hatta diyenler olduğuna eminim. Ama olay sandığınız gibi değil. Bu gün Kocaali’deki bir eğitim kurumunun Deniz Kuvvetleri Komutanlığı gibi, Sahil Güvenlik komutanlığı gibi Deniz Ticaret Odası gibi büyük kurumlarla diyalog halinde olması onlarla birlikte atılabilecek yeni adımların işaret fişeği niteliğinde. Bu yarın bir gün ASELSAN gibi veya özel veya tüzel başka bir savunma sanayi kuruluşu gibi kuruluşlarla da işbirliği yapılabileceğini gösteriyor ki böyle bir şey olursa ben şaşırmam.

Bu arada bizim bu yüksekokul meselesinde altı boş bırakılmış açıklanmamış veya açıklanması ertelenmiş bir takım yerler var. Bunların en önemlisi de şu an mevcut üç bölüme ilave olarak açılacak yeni bölümler. Evet, şu anda dışarıdan bakıldığında mevcut haliyle deniz ticareti odaklı bir yüksekokul gibi görünüyor. Ama Rektör Sayın Mehmet Sarıbıyık ve Müdür Nuri Akkaş bizim denizcilik yüksekokulu meselesinde müthiş derecede heyecanlılar. Yarın bir gün bizim okula, kırk sene düşünseniz aklınıza hayalinize gelmeyecek iki üç bölümü koyarlarsa ve Kocaali’mizde eğitim alan çocukların deniz savunma sanayii projelerine iş ve fikir ortağı olarak katıldıklarını ve Kocaali’nin adını milli projelere yazdırdıklarını görürseniz şaşırmayın. Ben Rektör Mehmet Bey ve Müdürümüz Nuri Akkaş’ın attıkları adımlardan yeni şeylerin kokusunu alıyorum. Bu dediklerim olursa da kimseye sürpriz gelmesin. Sağlıkla kalın…