Kriz yönetimi

 

Kaptanın ustalığı dalgalı denizde belli olur. Durgun denizde dümen tutmak kolay. Yöneticilik de bu şekildedir.

Her şey yolunda giderken kimse yöneticiyi sorgulamaz. Ne zaman ki bir sıkıntı olur, gözler hemen bir idareci arar. Zaten durumu “idare” edebilen idareciler, kriz “yönetebilen” yöneticiler başarılıdır.

İdareciliğin de yöneticiliğin de yöntemi çok basittir. Soğukkanlı olacaksınız. Bilgi akışı konusunda da net olacaksınız.

Karasu Belediyesi’nde yaşananlarla ilgili bilgi akışı hiçbir zaman sağlıklı olmadı.

İshak Sarı basınla ilişkilerini mesafeli tutmayı tercih etti. Sosyal medya kullanımında da çok etkin ve başarılı olduğu da söylenemez. (Sırf bu nedenden ötürü bazı müdürlerin-amirlerin muhtarları veya personeli arayıp paylaşım yapmalarını istediklerini de duyuyoruz.)

Ancak basın can simidi gibidir. Bir kez lazım olur. Lazım olana kadar da sağlam olduğundan emin olunmalıdır.

Belediye gibi yönetimin dönemsel olduğu yerlerde bilgi akışı her kurumdan daha önemlidir. Her kurumun hizmet ettiği alanlarda bilgilendirme yapması mühimdir ama belediye gibi siyasiliği yadsınamaz kurumlarda bilgi akışı çok daha büyük önem arz ediyor.

Karasu Belediyesi’nde işçiler işten çıkarıldı, doğru bilgi akışı olmadı. Kadınlar çöpe gönderildi. Bir bilgi akışı olmadı. Doğrudan teminle otopark yapıldı. Bilgi akışı yapılmadı. Avukatlık hizmeti alındı. Bilgi akışı olmadı. İşten çıkarılan bazı işçiler davayı kazandı. Bu işçilerle ilgili nasıl bir tasarrufa gidileceği noktasında kamuoyuna bilgi verilmedi.

Daha sayabileceğimiz pek çok konu oldu. (Allah var, Lunapark konusunda detaylı bir açıklama yaptı Başkan.)

Ancak son kayıp kablo konusu çok su kaldırdı. Dedikodular can sıkıcı boyuta ulaştı. Ben bu noktada İshak Sarı’nın dik bir duruş sergileyeceğine eminim. Sarı’nın böyle bir suç varsa zerrece haberi olmadığını da tahmin edebiliyorum. Sonucunda en sert tedbirleri alıp kamuoyunu tatmin edecek kararlar vereceğinden de şüphe etmiyorum.

Ancak süreç içinde insanların dedikodu etmesine fırsat vermeden, doğru bilgi akışı, krizi en sakin yönetme şekli olacaktır.

Ortada bir kriz yok derseniz. O zaman diyecek söz yok elbette.

 

Veliler bayram ediyor

Geride kalan yıl uzaktan eğitimin tek mağduru öğretmen ve öğrenciler olmadı. Veliler de öğrencilerin yaşadığı güçlüklerin bir kısmını paylaştı.

Çocuğuna teknik imkan sağlamakta zorlanan veliler de oldu çocukların enerjilerini atamamalarından bunalanlar da.

Bilgisayar alma imkanı olmayan veli telefonunu çocuğa tahsis etti. Kaloriferli evde kalmayan veli evin sıcak odasından feragat etmek durumunda kaldı.

Her eve internet çekilmesi gerekti vesaire vesaire…

Okullar açıldı. Okulların erken açıldığını fark eden yok. Normalde eylülün ikinci haftasından önce okul açıldığında veliler ayağa kalkardı. “Fındık yetişmedi” diyenler kuzeyde, “tatilimiz yarım kaldı” diyenler güneyde bağırırdı.

Bu dönem kimse bu konuya girmedi bile. Okullar açıldı ve herkes çocuğunu okula getirdi.

Allah fakiri sevindirmek için önce eşeğini kaybettirir sonra buldururmuş. Daha önce okulların fiziki durumunda falan şikayet eden veliler şimdi hiç sorgulamadan çocuklarını okula getirdi.

Buraya kadar her şey güzel de…

Koronavirüs ne yazık ki bitmiş değil. Aksine her dönem daha kritik süreçlere giriyoruz. Vaka sayıları her tedbir gevşetilmesinde kısmen yükseliyor.

Şimdi okulların açılması ile bir miktar daha yükseliş olması normal karşılanıyor. Peki vaka artışında, hayati tehlike yaşayan siz olmak ister miydiniz?

Her akşam açıklanan istatistiklerde sadece bir sayı olacaksınız. Ama çektiğiniz acı…

Peki bunu engellemenin yolu var mı? Var! Aşınızı olacaksınız. Tedbirlere harfiyen uyacaksınız ve çocuğunuzun da uymasını sağlayacaksınız.

Hem acıdan kurtulacaksınız, hem çocuğunuzun sağlıklı eğitim almasını sağlayacaksınız hem de evinizin konforundan fedakarlık etmeniz gerekmeyecek.

Tercih her zaman olduğu gibi sizin.

Babaannem “yol öle de gider böle de” derdi.

Anlarsınız ya!

 

Karasuspor’u kapatalım mı

Daha önce defalarca yazdım. Bir şehrin futbol takımı o şehrin hangi kategoride değerlendirilir.

Soma diyince pek çoğumuzun aklına “Soma Linyitspor” gelir. Alanya diyince Alanyaspor, Akçaabat diyince Akçaabat Sebatspor…

Yakın zamanda Hendek diyince Hendekspor gelecek. Zira Hendek, Sakarya’da lig atlayan ilk ilçe oldu. Üstelik de Hendek’te kök söktürmüştük onlara. Neyse bunlar hatıralarda kaldı artık…

Karasuspor her sezonun başında olduğu gibi bu dönemde de kriz yaşıyor.

Takımlar kriz yaşar. Yönetim olarak da maddi olarak da problem çıkması normaldir de… Karasuspor’da yaşanan kriz değil, kronik bir sorun.

Kronik hastalıkları palyatif çözümlerle bir yere kadar taşıyabilirsiniz. Siz kanser hastasısınız, hastaneye gidiyorsunuz, size ağrı kesici veriliyor. Derdinize ne kadar derman olunur? Karasuspor her dönem ağrı kesici ile pansuman ile sahaya çıkıyor.

Ya bir babayiğit çıkıyor, kendi cebinden ve çevresinden aldıklarını harcıyor. Sezon sonunda puan durumuna endeksli bir başarı ölçümü yapılıyor ve sonuçta paralar da emekler de kör kuyuya gitmiş oluyor.

Yönetimi her devralan kulübü bir poşet içinde devralıyor ve devrediyor.

Kulübün demirbaşları olmalı, hocası, müdürü falan… Bir yönetim yeri olmalı. Ama tüm bunlar için kulübün bir miktar da olsa geliri olmalı.

Kulübün bir lira geliri yok. Kimse de demiyor ki “Kardeşim bu kulüp nasıl ayakta duruyor?”

Kulübün başkanlığını alan mesaisini, çevresini ve en önemlisi cebindekini harcıyor. Çoluğunun çocuğunun rızkını yatırıyor. Sezon sonunda “Bittim” diyor. Bu defa da “Kulübü yarı yolda bıraktı” ithamı ile karşı karşıya kalıyor. Karasuspor konusunda duyarsız davranan kişiler hiç eleştirilmiyor. Elini bir dönem de olsa taşın altına koyup parasını pulunu feda edenlerin durumu daha kötü.

Bakın “Belediye bu işe el atsın” “Devlet bize yardım etsin” falan demiyorum. Ancak kulübün kurtuluş yolu bellidir. Düzenli geliri, profesyonel yapısı olan kurumlara başkan bulmak sorun değil. Ancak siz bir lira bile geliri olmayan, şu an itibarıyla hocası hatta oyuncusu bile kalmamış bir kulübe başkan değil kurban arıyorsunuz.

Bunu netleştirelim. Dolayısıyla bu sene için Karasuspor’a yukarıdan el atılması şart.

Bir Kızılderili atasözünün dediği gibi, susadığınızda kuyu kazmak için geç kalmışsınızdır. Yani Karasuspor’a gelir elde edip, profesyonel bir yapıya kavuşturmak için geç kalmış durumdayız.

Yani bu sene ne olursa olsun Karasu Belediyesi başta olmak üzere, herkes elini taşın altına koymak durumundadır.

Karasuspor bizimdir. Üst ligde yer alan bu kulübü layık olduğu yere taşımak bizim üstümüzde yüktür. Bunun yanı sıra gençlerimizin kulüpte yer almasını sağlamalı, altyapıyı şekillendirmeli ve Karasuspor’u Karasululara emanet etmeliyiz.

Tüm bunların planlamasını yapmak için geride kalan pandemi dönemi bulunmaz nimetti. Ancak biz bu fırsatı hovardaca harcadık.

Şimdi Karasu’nun en büyük markasını Karasu’nun en büyük derdi olarak görüyoruz.

Karasuspor’un yönetim sorununu ya kalıcı olarak çözelim ya da kronik sorun haline gelmiş bu spor kulübünü kapatıp Karasu’nun çocuklarını farklı ilçelere maç izlemeye-oynamaya gönderelim.

Ama ikisinden birini yapalım.

Bu şekilde arafta kalarak durumu sürdüremeyiz.