Koyun kendi bacağından

 

Bir yılı aşkın süredir tüm dünyayı etkisi altına alıp deyimi yerinde ise insanlığın ayarlarının fabrika ayarlarına dönmesine neden olan salgın süreci, alınan tüm önlemlere ve yapılan müdahalelere rağmen etkisini artırarak devam ediyor. Hemen her gün ülkelere hatta ülkeler içerisindeki daha dar kapsamlı bölgelere göre kendisini değiştirmiş ve nasıl hareket ettiği kestirilemeyen yeni tip ve mutasyonlu virüs çeşitleri ortaya çıkıyor. Aynı ülkede birkaç farklı tip yeni virüs tespit edildiği haberleri geliyor. Hem sağlık hem ekonomik hem de psikolojik bağlamda yapılan araştırmalar ise bunun, belki de birkaç on yıl boyunca devam edecek olan derin temelli bir çöküşün başlangıcı olduğunu gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde internet üzerinden uluslararası birkaç kurumun analizlerini okudum ki önümüzdeki sürecin daha çetin geçeceğine kanaat ettim. Zira olay artık virüs ve insan arasındaki bir mücadeleden çıkıp virüs ile aşı arasında bir savaşa dönüştü. Ve insan vücudu bu savaşa, savaş meydanı olarak sadece ev sahipliği yapıyor. Bir diğer önemli nokta ise aşıya ve insan vücudunun antikor üretme hızına nazaran daha aktif, hızlı ve canlı bir organizma olan virüs aşıdan önde gidiyor. İnsan vücudunun antikor oluşturma süresi yaklaşık bir ay iken virüs bir ayda birkaç mutasyon geçirebiliyor. Aşı geriden takip ediyor ve aradaki mesafe giderek açılıyor. Hani gülün diye söylemiyorum ama açık konuşmak gerekirse kolonya ve dezenfektan yemin ederim aşıdan daha hızlı ve daha etkili. Konu bu kadar net.

Türkiye ise salgının rapor edildiği ilk günden bu yana özellikle gümrüklerde ve ülkeye olan giriş çıkışlar konusunda aldığı tedbirlerle virüsün ülkeye girmesini uzunca bir süre engelledi. Direndik, süreyi uzattık ama sonunda virüsle karşılaştık. İlk vakaların görünmesinden sonra ise birçok tedbir alındı ve hayata geçti. Tam sokak kısıtlamaları, yaş gruplarına yönelik kısıtlamalar, yüz yüze eğitime ara verilmesi, kurumsal faaliyetlerin belirli oranda kısıtlanması, sosyal aktivitelerin kısıtlanması, ticari faaliyetlerin kısıtlanması gibi onlarca yüzlerce tedbir alındı. Ancak hiçbir şey virüsün yayılmasını engelleyemedi. Bu konudaki en büyük beklenti ise aşı oldu ve şu an ülkemizde yaklaşık dokuz milyon doz aşı uygulandı. Yine de vaka sayıları on bin sınırında seyrediyor. Üzerine çıkması an meselesi. Bu arada aşı konusunda yukarıda paylaştığım bilgiye bir ekleme de burada yapmak istiyorum ki aşı virüsü yok etmek için yapılan bir şey değil. Sadece hastalığın bulaştığı kişide ölümcül boyutlara ulaşmasını engelliyor. Aşı olan kişiler de virüsü alıyor, taşıyor ve bulaştırıyor. Yani ne kadar gelişmiş aşı yaparsanız yapın, virüs yayılmaya devam edecek. Verilen mücadele virüsü mutasyona zorlayıp ölümcül etkisini azaltmakla sınırlı kalacak. Ve yapılan her şey aslında virüse karşı hızlı ve etkin bir ilaç tedavisi geliştirmek için zaman kazanmaktan ibaret. Birkaç yıl sonra grip gibi bir hale gelecek birkaç ilaç ve istirahatle atlatır hale geleceğiz.

Tabi yapılan kısıtlamalar ekonomik anlamda çok ciddi hasarlar oluşmasına neden olunca bazı kısıtlamaların kaldırılması icap etti. Bununla ilgili en net adım da geçtiğimiz Pazartesi günü atıldı. İllerin vaka oranlarına göre renklendirilmesi ve kısıtlamalarda renge göre esnemeye gidilmesi iyi bir adım gibi görünüyor. Paylaşılan ilk haritada ise toplam 14 il mavi renkte. Tabloyu yorumlarken yanlış bir algıya kapılmamanızda yarar var. Mavi olan 13 il Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde. Onlardaki vaka düşüşünün başlıca nedeni ise halen devam etmekte olan yoğun kış şartları. Metrelerce kar ve soğuk hava sosyalleşmeyi engelleyince vakalar da düştü. Burada başarısı takdir edilip ayakta alkışlanacak olan tek il Uşak’tır. Öte yandan Pazartesi günü hayata geçirilen il bazında karar hamlesi birkaç faklı anlama geliyor. Bunların en önemlisi ise genel mücadeleden yerel mücadeleye geçiş ve bir çeşit ödüllendirme sistemi başlamış oldu. Koyun kendi bacağından asılır misali vatandaş ilk kez toplu mücadeleye resmen dahil edildi. Burada verilmek istenen mesaj şu. Siz ne kadar tedbir alır vaka sayısını düşürürseniz biz de kısıtlamayı o kadar kaldırırız. Diğer bir deyişle kendi kısıtlamanızı kendi mücadelenizle kaldırın mesajı verildi. Ve bundan sonra en büyük iş ve sorumluluk il ve ilçe hıfzıssıhha kurullarında olacak. İl ve ilçeler artık kendi vaka durumlarına göre tedbir almak konusunda daha bağısız hareket edebilecek, bu özgürlük Pazartesi günü verildi.

Konuya Kocaali ölçeğinde bakacak olursak her ne kadar il bazında nüfusa oranla en az vaka olan ilçe gibi görünsek te halen kendi nüfusumuza oranla yükseklerde seyrediyoruz. Ben şimdiye kadar bununla ilgili çok kez yazdım. Gevşek davrandığımızı olayı küçümsediğimizi ve bunun ceremesini çektiğimizi. Hatta birkaç hafta önce ilçeye özel yeni uygulama ve kampanyalar başlatmamız gerektiğini yazdım. Pazartesi’den itibaren artık ilçe bazında tedbir almak çok daha kolay hale geldi ve ben çağrımı yineliyorum. Kocaali coğrafi açıdan kontrolü çok kolay sağlanabilecek bir ilçe. Dolayısı ile ilçeye ve mahallelere giriş çıkışlarda denetim noktaları oluşturulabilir. Kamu binalarındaki hes kodu ve ateş ölçümleri kesintisiz devam etmeli. Merkezi noktalara dezenfektan ve maskematikler yerleştirilmeli. Kolluk kuvvetleri denetimlerini artırmalı. Kural ihlallerinin tespiti için gönüllü ve uygun vatandaşlardan oluşan gerekirse mahalle bazında çalışan sivil ekipler kurulmalı. Zira onların varlığı herkesi kurallara uyma konusunda tedirgin ve teşvik edecektir. Bizim en büyük sorunlarımızdan biri de pozitif vakayı ve temaslı vakaları yerinde tutamıyor oluşumuz. Buradan açık ve net çağrıda bulunuyorum. Pozitif vakalar için uygulanan evde karantina süreci acilen sona erdirilmeli. Zira belki de yarıdan fazlası zaten yerinde durmuyor. Filyasyon ekibi hastayı bulmakta bile zorlanıyor. Nasıl yurt dışından gelenler öğrenci yurtlarında karantinaya alınıyorsa bizde de aynı sistem uygulanmalı. İlçede bir sürü otel ve pansiyon boş. Bunlar çok rahat kullanılabilir. Ayrıca işletmecinin cebine de üç beş kuruş para girmiş olur. Filyasyon ekibi kapı kapı dolaşıp hasta arayacağına tek bir noktaya gidip birçok hastayı kontrol edebilir. Az önce de söyledim. Pazartesi’den itibaren her şey sil baştan başladı ve virüsle mücadele “Koyun kendi bacağından asılır” dönemine girdik. Kim ne kadar iyi mücadele ederse ödülü de o derece hızlı ve çabuk olacak. Bu artık mikroekonomiyi düzeltmek için topyekün bir savaş ve bir yarış. Hızlı koşan kazanacak. Sağlıkla kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.