Karasu’ya Eminönü metodu

 

Karasu’da özellikle dükkan kira fiyatları el yakıyor. Çok uzun süreden bu yana Atatürk Bulvarı’ndaki dükkanların kirasının yüksek olduğu biliniyor.

Ancak ilk kez trafiğe açık alandaki binaların kiraları da yüksekliği ile dikkat çekmeye başladı. Filizfidanlar tarafından yapılan “Filizfidanoğlu Cadde” isimli binada kiralar oldukça yüksek.

Kimsenin emeğinin de malının da değerini belirlemek haddim değil elbette. Ancak kiraların yüksek olduğu ortak kanaat.

Ancak binada dükkanların bir bir kiralandığını da görüyoruz.

Karasu’da şimdiye kadar ticaret alışkanlığı şu şekildeydi: “Kiramız yüksek o nedenle ürünleri pahalı satmak durumundayız.”

Ticarette bu mantık vardır ancak eski bir mantıktır. İnsanlar bunun yerine “Çok harcama yaptım öyle ise çok müşteriye hitap etmem gerekir” diye ticaret yapmaya başladılar. Bu da yeni bir ticari yapı ortaya çıkardı.

Yüksek girdileri olan firmaların izleyeceği iki yoldan ikincisi yani fiyatları aşağı çekip müşteri sayısını artırmak çok daha kabul gören bir yapıdadır. Bu durum aynı zamanda ciddi bir sirkülasyonu ve ekonomik hareketlenmeyi de beraberinde getirir.

Yeni binada dükkan kiralayan esnaf aslında düşük kar marjı olan ürünler satmasına rağmen yüksek bir müşteri kitlesi yakaladı gibi.

Bu müşteri kitlesi kalıcı olur mu? Onu zaman gösterecek.

Ancak ilk görüşte bana Eminönü modelini hatırlattı.

Hemen herkes Eminönü’ne gitmiştir. Burada aslında kiraların Karasu’ya göre çok daha yüksek olduğu aşikar. Hatta İstanbul’un kira sıralamasında Eminönü belki de en üst sıralarda yer alır. Ancak fiyatlara baktığınızda Eminönü esnafı kâr marjını aşağı çekmiş ve ciddi bir müşteri kitlesi yakalamış.

Elbette Karasu’daki potansiyel ile Eminönü’ndeki potansiyel aynı değil. Ama yeni binada dükkan açan esnafın yeni ticaret anlayışına göre hareket edeceği ve Atatürk Bulvarı’ndaki esnafın da kısa süre içinde bu yeni ekonomi modeline geçeceğini düşünüyorum. Bulvar’da bulunan esnafın kalite odaklı çalıştığını ancak yüksek maliyetler nedeniyle ürünleri daha yüksek fiyattan satmak durumunda kaldığını biliyoruz.

Ancak yeni ve hızlı ekonomik sistem gereği bu firmalar da (kazançları artmayacak olmasına rağmen) kârından fedakarlık etmek durumunda kalacak ve korkarım Bulvar bugün olduğundan çok daha kalabalık olacaktır.

 

Ayrım yapılmadığına emin olsak

Bir cezai müeyyide ile karşılaştığımızda aklımıza kendi suçumuz değil de aynı suçu işleyip yakalanmayanlar geliyor. Bir komedyenin tespitinde “Yakalanmayan hırsıza suçsuz denir. Herkes çalıyor. Ben niye yakalanıyorum? Kader kurbanıyım işte besbelli” diye bir tespit geçiyordu.

Bu tespitte olduğu gibi biz de bir ceza ile karşılaştığımızda kendi suçumuzu değil de başkalarının neden cezalandırılmadığını düşünüyoruz.

Üniversite öğrencisiyiz. Trafik ekipleri ile emniyet kemeri kontrolü yapıyoruz. Polis öğrencilere seçtiriyor. Durdurup ceza kesiyoruz. Köy çocuğuyuz ya. “Durdur bir lüks araba” diyoruz. Hop duruyor önümüzde. Emniyet kemeri takmadığı için ceza kesileceği söylenince direksiyondaki adam söylenmeye başlıyor, “Tabi lüks araba ya! Nasılsa bunda para vardır. Kesin bakalım” diyor. Arabasına binip uzaklaşıyor.

Bu defa vicdan yapıyoruz. “Bir orta halli araba durduralım” diyoruz. Cezai işlem başlıyor. Bu defa sürücü, “Tabi ya! Durdurun fakiri. Nasıl olsa lüks araba durduramazsınız. Gücünüz bize yetiyor” diyor. Kimse suçun kendisinde olduğunu düşünmüyor. Kader de suçlu değil. Suçu tespit eden suçlu.

Özellikle sokağa çıkma yasağı konusunda vatandaşlar sıklıkla uyarılarla karşılaşıyor. Zabıta ekipleri pek çok kişiye ceza kesti. Ceza ile her karşılaşan “Gücünüz bize yetiyor” diye içinden geçiriyor. Hatta bazen dile de getiriyor.

Aslında ceza kesenlerin adaletli olduğuna ve ayrım yapmadığına emin olmayı öğrensek suçu kendimizde de arayacağız ama bir türlü bundan emin olamıyoruz.

Öyle olunca da kendi suçumuzu görmüyor, suçu tespit edeni gerçek suçlu addediyoruz.

 

Krizden nasıl çıkabiliriz

Pandemi sürecinde herkesin maddi sorunları üst düzeye çıktı. Şimdiye kadar pek çok ekonomik kriz yaşadık ama hiç bu kadar uzun süreli bir kriz ile karşı karşıya kalmamıştık.

Üstelik topyekun yaşanan kriz esnaflar arasındaki yardımlaşmayı da zorlaştırıyor.

Peki krizden nasıl çıkabiliriz?

Krizden tek başımıza çıkmamız mümkün değil.

Esnaf ya da üretici olarak biz ayakta kalsak bile diğerlerinin varlığını sürdürmediği bir ortamda tek başımıza var olmanın bir manası yok.

Demek ki krizden kendi başımıza kurtulmamıza imkan yok. Nasıl ki krize hep birlikte girdiysek krizden de hep birlikte çıkmak lazım.

Bunun için de yardımlaşma şart. Kendini değil piyasayı düşünerek hareket etmek durumundayız.

Vatandaş arasında sıklıkla espri konusu yapılan “Her şeyi devletten beklemeyin” mantığının tam da işlemesi gereken noktadayız.

Devlet kesinlikle daha fazla adım atmalı. Ancak imkanların el verdiği şekilde bir şeyler yapıldığını da hepimiz görüyoruz. Alınan kararları sorguladığımız hatta bazen gayriciddi bulduğumuz da oluyor. Ancak bir şeylere sinir olmak işi çözmüyor ki!

Unutmamak lazım ki boksör yere düştüğünde maç bitmez. Ancak bir daha kalkamayacağına karar verdiğinde yenilmiş olur.

Krizden çıkmak için üretime devam etmeliyiz. Dükkanı kapalı olanlar bu sürecin bir nekahet dönemi olduğunu düşünmeli ve süreç sonrasında yapacaklarına zaman harcamalı.

Kabullenilmiş çaresizlik bize göre değil.

Ben pandemi sürecinin tamamlanmasının ardından ekonomide ciddi bir patlama olacağını düşünüyorum.

Ancak bu süreci battığını kabul etmeyen yani yere düştükten sonra yeniden ayağa kalkmayı düşünenler sürdürecek.

Vazgeçenler için süreç zaten tamamlanmış olacak.

 

Kendi işini yapan adam: Selami Arık

Karasu’da sessiz sedasız kendi işini yapan bir adam var. Karasu Ziraat Odası Başkanı Selami Arık.

Ziraat Odası’nın tüm işlerini sessiz sedasız hallediyor. Kendi alanındaki hemen her konuda araştırma yapıyor. Eğitim ve fuar fırsatlarını değerlendiriyor. Çiftçinin bilinçlenmesi için mücadele ediyor.

Bunu yaparken de yetim hakkını gözetiyor. Kendi parasına gösterdiği özdenden fazlasını kurum parasına gösteriyor. Ödemelerinin hepsini takip ediyor.

Pandemi sürecinde bile çiftçilerin belgelerini bilgilerini eksik etmemek için azami gayret gösteriyor.

Kimseye de ayrıcalık yapılmıyor. Kimse kendini dezavantajlı hissetmiyor. Herkesin işi zamanında görülüyor.

Bu arada kuruma ciddi manada tasarruf da sağlıyor. Yarım milyonu bulan bir tasarruftan söz ediyorum.

Geçen hafta sonu baktım Selami Arık hazırlamış ramazan kolilerini, tespit ettikleri isimlere dağıtıyor.

Hem de kimseye duyurmadan.

Allah sessiz sedasız kendi işini yapanlardan razı olsun.