İtibar etmeyin

 

Tüm insanlığı ölümcül derecede tehdit eden ve etkisini günden güne artıran musibet bir hastalıkla bir yılı aşkın süredir mücadele ediyoruz. Sadece belirli bir coğrafyaya özgü bir durum da değil dünyanın her noktasında bu savaş devam ediyor ve geçtiğimiz on beş aylık süreçte bir çok tedbir alındığını gördük. Ancak yapılan hiçbir çağrı, alınan hiçbir önlem ve devletlerin getirdiği kısıtlama hastalığın yaygınlaşmasını hiçbir şekilde engelleyemedi. Aksine hastalık mevsim şatlarına, insanların genetik yapılarına ve bağışıklık sistemlerine göre mutasyona uğradı ve ölümcüllüğü bir nebze de olsa azalsa da bulaşıcılığı ve ağır hastalık etkisi artarak devam etti. Bunların içinde önleyici anlamda bakıldığı zaman en etkili olan tedbir hiç şüphesiz aşıydı. Ve şu anda dünya genelinde bir çok aşı uygulanmaya başladı. Aynı zamanda ülkemiz dahil bir çok gelişmiş ülkede özel sağlık kurumları devlet kurumları üniversiteler ve ilaç şirketleri tarafından çalışma aşamasında olan yüzlerce aşı mevcut. Bunlar da her geçen gün faz aşamalarını bir bir tamamlayıp gerekli onayları aldıktan sonra uygulanıyor. Ve bu uğurda öyle büyük paralar harcanıyor ki sadece birkaç kurum veya şirketin, geliştirdiği birkaç aşı için harcadığı para Afrika’da bazı ülkelerin hazine bütçelerinin toplamına eşit. Çok büyük miktarlarda paralar ve çok büyük emekler harcanıyor. Ama yine de hiçbir şey istendiği düzeyde değil. Birincisi aşı üretimi hastalığın yayılma hızından çok daha düşük seviyede seyrediyor. İkincisi ise üzerinden zaman geçtikçe hastalığın ulusal bazda pek fazla önemi kalmadı, dikkatler aşının hastalık üzerindeki etkisinden ziyade aşı üretiminin ekonomik getirisine dönmeye başladı. Ve çok kısa bir zaman öncesinde Avrupa’daki bir çok ülkenin aşı meselesi yüzünden birbiri ile ters düştüğünü hatta bazı noktalarda diplomatik kriz aşamasına geldiğini gördük. Bu aynı zamanda aşının ekonomik getirisi ve çıkarlarının aslında insan hayatından daha değerli olmaya başladığı anlamına geliyor. Son birkaç yüzyılda yeryüzünde yaşanan en kanlı savaşlar petrol, doğalgaz ve nitelikli maden gibi büyük yeraltı rezervlerine sahip olmak için yaşandı. Ama artık giderek boyut değiştiriyor yeni hali ise biyolojik savaş. Bunu hiçbir zaman unutmamanızı tavsiye ediyorum.

Öte yandan ülkemizde de geniş çaplı tedbirler alındığını gördük. Günlerce evlerimize kapandık, ekonomik açıdan, sosyal açıdan ve en önemlisi de psikolojik açıdan çok büyük hasar aldığımız bir dönem geçirdik ve geçirmeye devam ediyoruz. Aşı bizim ülkemizde de aslında bu illetten bir kurtuluş yolu gibi görünüyor ve insanlar daha fazla aşı ile daha hızlı aşılamanın sorunu çözeceğini düşünüyor. Ama az önce de dediğim gibi tıbbi çok külfetli bir iş olmasına rağmen hastalığın hızına yetişebilmiş değil. Bu külfet meselesi sadece aşı ve ilaç üretimi açısından bir yük değil. Yatacak durumda olan ve yoğun bakımda tedavi görmesi gereken hastaların getirdiği külfet ile devlet gözetiminde karantinaya girenlerin giderlerini de eklediğimizde ortaya akla hayale sığmayacak boyutta meblağlar çıkıyor ki neresinden bakarsanız bakın imkanı olmayan bir ulus için kolay kolay altından kalkılabilecek bir durum olmadığını görürsünüz.

Gelelim işin daha ilginç boyutuna. Yukarıda daha çok bu işin maddi tarafından bahsettik. Hal böyle iken hastalığın gerilemeye niyetli olmaması bize aslında kurtuluşun çok daha basit ve en masrafsız tarafını bir kez daha göstermiş oldu. Yapılan onca aşı, yapılan onca masraf insanları sokağa salınca aslında pek işe yaramadığını gösterdi. Ama Ramazan’ın ilk günlerinden bu yana uygulanan sokak kısıtlaması yani hastalıkla mücadelenin en masrafsız olanı en etkili mücadele olduğunu ortaya koydu. İlk günlerde 65 bin sınırına dayanan yeni vaka sayısı uygulanan kısıtlama sayesinde yeniden 37 Bin seviyelerine kadar düştü. Elbette kısıtlama önemli ama bu düşüşte daha önemli olan vatandaşın ciddiyetini koruyor olması. Bu kararlılık sadece birkaç gün içerisinde vaka sayısında yüzde 40 civarında bir düşüş getirdi. Ben daha önce birkaç kez Ramazan ayı için sosyal açıdan daha durgun olduğu için hastalıkla mücadele anlamında büyük bir fırsat olduğunu söylemiştim. Bu kısıtlamalar yüzünden ekonomik ve psikolojik anlamda çok büyük darbeler almamıza rağmen ilk günden itibaren de Ramazan ayı boyunca ciddi bir tam kapanma olması gerektiği fikrini savundum. Hatta bunu geçen yıldan buyana sık sık yapıyorum. Nihayet geçtiğimiz Pazartesi günü beklediğim şey oldu ve 17 gün sürecek bir kapanma kararı alındı. Biliyorum, bir yıldır gerçekten bunaldık. Artık kısıtlama falan dendiğinde midemize kramplar girmeye başladı ama görünen o ki bu işin başka çaresi başka kurtuluşu yok. Ne aşı, ne ilaç, ne tedavi ne de başka bir şey. Tek çare, tek kurtuluş eve kapanıp insanlarla teması en aza hatta sıfıra indirmek.

Ben bu yazıyı yazdığım saatlerde tam kapanmaya dair bakanlık genelgesi henüz yayınlanmamıştı. Dolayısı ile içeriği bilmiyorum. Ancak şu an uygulanan kısıtlamaların sadece daha geniş zamana yayılmış hali olacağını tahmin ediyorum. Açıklama netleştikten sonra detaylarını okumak için internette bir süre vakit geçirdim. Özelikle sosyal medyada tam kapanmayla ilgili çok sayıda yoruma ve paylaşıma dek geldim. En çok dikkatimi çeken şey ise bu kapanma meselesini siyasi boyuta taşıyanlar oldu. Kendi yakın çevremden hiç tahmin etmediğim insanların ileri geri paylaşımlarını gördüm adeta dondum kaldım. Öyle şeyler söylüyorlar ki akla mantığa sığdırmak mümkün değil. Adeta provokatör gibi çalışıyorlar. Velhasıl diyeceğim o ki bu kapanma meselesinde sizler de evlerinizde, televizyon başında internette ve sosyal medyada şimdiye kadar olduğundan daha fazla vakit harcayacaksınız. İlçesini ve ilkesini seven bir vatandaş ve bir kardeşiniz olarak hem uyarıyor hem de sizlerden istirham ediyorum. Özellikle sosyal medyadaki provokatif, infiale neden olacak paylaşımlara itibar etmeyin. Galeyana gelmeyin. Evet, şimdiye kadar her birinin olduğu gibi bunun da bir bedeli olacak ama bu tam kapanma meselesinin bir eziyet değil, bu illetten kurtuluş için bir çözüm yolu, bir fırsat ve bir çıkış kapısı olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

Sağlıkla kalın…