Köşe Yazıları

İslama Göre Gelin ve Kaynana

İSLAM’A GÖRE GELİN VE KAYNANA

Anne ve eş, ihmal edilmesi mümkün olmayan iki önemli şahsiyettir. Her ikisinin de istekleri ayrıdır. Annelerin çocuklarına karşı koruma ve kollama içgüdüsü hâkimdir. Bundan dolayı çocuklarının, her yönden üstün seviyede olmasını isterler. Ebeveynlerde bu duygu fıtrîdir. Yani doğuştan gelir. Bu durum yalnız insanlarda değil, bütün canlılarda da mevcuttur.

Eşlerin davranışı ise, eş olma duygusuna da­yanmaktadır. Bu iki çizgi arasında kalan kişi, eşi ile annesi arasında ölçülü bir davranış sergilemek zorundadır. Zira erkekler eşlerini koruyup kollamak zorundadır. Ancak Hadis-i şerife göre “Cennette annelerin ayakları altındadır.”  Yani kişi, eşinin yanında iken, annesinin yanındaymış gibi hareket ederse,  bu durum evlilik müessesesine zarar verebilir. Çünkü işleri annesi tarafından yönetilen erkekler, olgunlaşamazlar.

Gelinlerde kendi annelerine, eşinin bazı hallerini arz etmek isterler. Ancak anlatılan konular, mahrem şeyleri ihtiva ederse, bu dertleşmede, evlilik hayatına zarar verecek şekle dönüşür. Çünkü anneler her şeyini çocukları için seferber ettiğinden dolayı, umumiyetle tarafsız olma sıfatını ikinci plana atar, kızına veya oğluna, yardım maksadıyla yapacağı tavsiyelere, annelik içgüdüsü de eklendiği zaman, tarafsız olma ölçüsü zayıf hale gelir.  Bundan dolayı, kişiler, annelerinden gelen önerileri kendi zihninde objektif olarak değerlendirdikten sonra, uygulamaya koymalıdır.

Aksi halde tavsiyeler, yuvaya zarar verebilir. Bir aileye yeni giren gelin, ağaca yapılmış aşı gibidir. Aşı tutuncaya kadar, ailenin dikkatli davranması gerekir. Çünkü yeni gelin, bütün aileye değil, sadece eşine gelin olarak gelmiştir. Ancak bütün aileye saygı ve sevgi göstermesi, kayınpedere baba, kayın valideye de anne şefkatiyle hareket etmesi, aile arasındaki değerini artırır.

Erkek annesiyle evliliğin detaylarını konuşurken, eşini suçlayıcı tavırlardan kaçınması gerektiği gibi, gelinde menfi olan her şeyi annesine bildirmemelidir. Zira ayet-i kerimede: “Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz” buyrulmuştur. (Bakara Suresi 2/187)Örtü, sır saklama, müstehcen şeyleri gizleme, iffeti koruma, emanete riayet etme ve söylenmemesi gereken şeyi muhafaza etme anlamlarına gelmektedir.

Bunun örneğini, Hz. Aişe (r.a.) validemizde bizzat görmekteyiz.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz kendisine sır olan bir şeyi bildirdiği zaman, babası Hz. Ebubekir (r.a.) sorduğunda dahi asla söylememiştir. Yani eşiyle kendisi arasına babasını sokmamıştır. Bazı vahiyleri ilk duyan Hz. Aişe (r.a.) validemiz olmasına rağmen, Efendimiz duyurmadan hiç kimseye bildirmemiştir. Durum böyle olunca: Erkek ve kadın, yeni bir aile kurduklarını, bu aileye karşı sorumluluklarının olduğunu, bu sorumluluğun anne eş dengesi şeklinde devam etmesi gerektiğini bilerek hareket etmeleri lazımdır. Bu durum ikram değil, bilakis meşru bir haktır. Konu aşağıdaki ayet-i kerimede şöyle beyan buyurulmuştur. “Kadınların, yükümlülükleri kadar, (erkekler üzerinde) meşru hakları da vardır. Ancak erkekler,(haklar konusunda) kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler.”  (Bakara Suresi 2/228)Erkeklerin, kadınlar üzerinde hak bakımından bir derece üstün olmaları, kadınların hakir görülmelerinden değil, erkeklerdeki sorumluluğun fazla olmasındandır. Zira erkekler, kadınların her çeşit muhafızlık görevini üstlenirler. Tüm ihtiyaçlarını temin etmek zorundadırlar. İslam da, hayat müşterektir deyip, ev hanımının da para kazanmasını istemek, meşru bir istek değildir.

Erkekler, hanımlarının şahsi mallarına da göz dikemezler. Hem onları yönetir, hem de aile yükü­nün tamamını üstlenirler. İşte bu sorumluluklarından dolayı, idari yönden üstünlük dereceleri vardır. Ama bunu da kötüye kullanamazlar. Zira Cenab-ı Hak,

“Onlarla güzel geçinin” fermanı ile üstünlüklerini kötüye kullanmalarına izin vermemiştir. (Nisa Suresi 4/19)Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de:  “Ashabım! Kadınlara iyi davranmanızı tavsiye ediyorum. Vasiyetimi tutunuz. Zira onlar sizin idarenize ve himayenize verilmişlerdir. Buyurmuştur.(Tirmizi Rada)Yukarıdaki ayet-i kerimede karı-koca birbirinin örtüsü olarak bildirilmiş, ancak üçüncü bir kişiden bahsedilmemiştir.

Yeni evlenen çiftlerin bakıma muhtaç bir tarafı yok ise, o zaman onları kendi başlarına bırakmakta fayda vardır. Birbirini yönetemez düşünce­siyle hareket edip, ebeveynlerin sık sık araya girmesi,  isabetli olmayabilir. Çünkü kuşlar bile yeni yuvalarında birbirini yönetmektedirler. Yani kız tarafı kızından, erkek tarafı da oğlundan vazgeçer, ikisini de önce Allah (c.c.)’a sonra birbirine emanet eder­lerse, onlar bir şekilde yuvalarını kurabilirler. Aksi halde, her iki tarafında çocuklarını korumaya alması, hem yeni ailedeki disiplini sarsar, hem de yuvanın sahiplerini ikilem içerisinde bırakmak suretiyle, stresli bir hayata sevk eder.