İkizdere İşkencedere Vadisi’ndeki kutsal isyan

 

Çocukluğumuzda, “hıdrellez günlerinde” öğretmenlerimizin götürdüğü, gençliğimizde balık tutarak kafaları çektiğimiz, hatta sevgililerimizle baharın geldiği o günlerin neşesini, doya doya yaşadığımız, evlendikten sonra da eşlerimizle aşklı, cicim günlerini doya doya yaşadığımız, (zamanla asimile olmuş) Gürcü halkının da otlak olarak kullandığı yerdi Karasu’daki Küçükboğaz Gölü bitişiğindeki, Değirmendere yaylası…

***

AKEPE, iktidara gelinceye kadar, hiçbir siyasi gücün “Halk direnişi” karşısında bir türlü el atamadığı “Taşocağı” projesi AKEPEde Belediye Başkanlığı, milletvekilliği yaptıktan sonra, safraya ayrılan yandaşı, zengin etme amacıyla bu yaylaya ruhsat verilmiş, mis gibi (benekli) alabalıkların yaşadığı dereler, “Taşocağı ruhsatı” verildikten sonra artık oksijensiz, çamurlu sularla canlı hiçbir şeyin yaşamadığı, atılan dinamitlerle fındık bahçelerinin heyelan sebebiyle kaybolduğu bir yere dönüştüğünü gördüğümde 5 sene evvel hüngür hüngür ağlamıştım…

***

AKEPE iktidarıyla, siyasetin kısa yoldan yandaşı kollama ve zenginleştirme alanına döndüğü, 10 – 15 senedir asimile olmuş Gürcü halkı, tamamen dayanışma ve birlikte hareket etme meziyetlerini kaybederek “Kazanda ısınan kurbağa” misali köşesine çekilerek, kaderine razı olmuştu…

***

Kalitesiz göç alarak, kimliğini, tarihini, haysiyetini kaybeden Karasu artık, “Betonlaşma” sürecine teslim olmuş, benim gibi gözyaşı dökerek izliyordu tarihini, kimliğini, şahsiyetini bulduğu maalesef bugün artık yok olmuş, taşa, toza dönüşmüş Değirmendere Yaylası’nın ardından…

***

Her ne kadar Karasu halkı ısınarak uyuşan, “Kazandaki kurbağa” ya da “Kafesinde, tepesine konan Muza sıçrayınca tazyikli suyla korkutulan maymunlar” misali artık köyünde kurulacak ve birkaç sene sonra göç zorunda kalacaklarını bile bile, Çimento Fabrikası’na karşı duramayıp, duranları da (Asimile olmuş Rizelilerin çoğunlukta oldukları) köylerinden kovan durumuna getirilmişse de, ağacını, kuşunu, böceğini “Kutsal” olarak kabul eden, bu sebeple de, UNESCO’nun, korunması gerektiğini belirttiği vadiler arasında gördüğü İşkencedere Vadisi köylüleri, yiğit ve gözü pek kadınları başta olmak üzere, direniş başlatmışlar, “Millete küfreden (!)” yandaş müteahhide, gözdağı veriyordu…

.

***

Atalarının, kendilerini vahşi hayvanlardan korumak için, ağaçların üzerinde yaşadıklarını söyleyen köylüler, şimdi de ağaçları korumak için ağaçlara çıkıyorlardı.

***

Oğlumuz, diye bağırlarına bastıkları askerin, biber gazına rağmen, pes etmeyeceklerini, ormanını, çayını, peteğini, hayvanını kurban vermeyeceğiz diye tüm Türkiye’ye sesleniyor yardım bekliyorlar…

***

150 futbol sahası büyüklüğündeki alanı taşocağı yapacaklara, İkizdere (eski adı Mize olan) bugünkü Rüzgarlı köylüsü Türkiye’nin gururu sanatçı Tarkan‘dan; “Canım hemşerilerim, feryadınızı duyuyor, benim de içim yanıyor. Tüm kalbimle, yanınızdayım” derken, Maçkalı Sunay Akın‘dan, Demet 

Sağıroğlu‘na kadar duyarlı sanatçılara, Mahmut Tanal ve Mehmet Bekaroğlu gibi CHP’li, İkizdere doğumlu İzmir hdp Milletvekili Murat Çepni‘ye kadar, siyasetçilerin de duyarlı davranarak, sokağa çıkma yasağı sebebiyle, ceza keserek durdurmaya çalıştıkları köylülere, kazı yerinde nöbet tutarak moral oluyorlar…

***

Bir, İkizdere Homoze Köylüsü olarak bendeniz de asimile olmamış “Koca yürekli” Cevizli köylülerine bu satırlar aracılığıyla selam ve sevgilerimi gönderiyor, “Kutsal isyanı”nızı bütün kalbimle destekliyorum diyorum…