İhtiyaç mı yok tahammül mü

 

Sivil toplum kuruluşları sivil kaldıkları sürece çok işe yarar. Bir basamak olarak kullanılmadığında, toplum yararı dışında bir şey hedeflemediğinde çok işler başarabilir.

Karasu bunun yakın tanığıdır.

Uzun sayılamayacak bir süre önce (2008-2009) Karasu’ya kurulmak istenen termik santrale karşı duruşu defalarca yazdık.

Eğer o gün sivil toplum olmasaydı muhtemelen bugün Karasu’nun kuzeyinde bir termik santral bacası tütüyor olacaktı.

Sonrasında bu kadar net bir vaka olmadığı için sivil toplum kuruluşları siyasilerin transfer noktası konumuna geldi. Çünkü sivil toplum tarafından yapılacak zirve noktaya ulaşıldığı düşünülmüştü. “Bundan sonra ne yapılabilir ki” diye düşünüldü. Defter kapandı.

Oysa sivil toplumun yapacağı küçük dokunuşlar şehri güzelleştirir ve geleceği şekillendirir.

Kamu zararını azaltır, mutluluğu ve ortak aklı önceler.

Mesela bugün eğer sivil toplum olsaydı belki Karasu Devlet Hastanesi’nde çok daha fazla ekipman olurdu. Belki daha doktor ve personel olurdu. Belki de Karasu’ya yapılan hastane gerçekten ilk söz verilen yatak sayısında olurdu.

Belki Karasu’ya üniversite kurulur, binlerce öğrencinin Karasu’da eğitim görmesi sağlanırdı.

Belki de geçen hafta ilçe gündemine gelen duvarın yapılıp yıkılmasına engel olunurdu.

5393 sayılı belediyeler kanununa göre Kent Konseyi kurulması zorunludur. Kurmamak kanuna uymamaktır da… Uymamanın cezasının olmaması suçu işlevsiz kılmaktadır. Yani bir suçun cezası yoksa ortada suç da yok.

Karasu Belediye Başkanı avukatlık mesleği icra ediyor.

Hukuk “Kent Konseyi kuracaksın” diyor. Avukat başkanı olan belediye bu konuya eğilmiyor. Bu maddeyi bilmiyor olabilir mi? Mümkündür. Bilmek istemiyor mu? O da mümkündür.

Karasu’da sivil topluma ihtiyaç mı yoktur yoksa tahammül mü?

Sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapmak demokrasinin gereğidir. Demokrasi “Biz bu işi önce kendimize beğendirmeliyiz” değil, “Biz bu işi toplum yararına yapmalıyız” demeyi gerektirir.

Karasu’da sivil topluma gerek vardır ancak tahammül yoktur. Hal böyle olunca yönetim ile halk arasındaki iletişim azalmakta, vatandaş kendini yönetimden uzak hissetmektedir.

Geriye kalan iki yılda kurulmayan kent konseyi önümüzdeki üç yılda kurulur mu?

Sanmıyorum.

Sizin gibi düşünmeyenlere tahammül etmediğiniz sürece yaptıklarınızın kabullenilmesi zor olacaktır.

 

Kimi zambak dikiyor kimi duvar

Karasu’da Karadeniz’in bir yılda 33 metre kadar kumu almışlığı var!

Bir şeye önlem alabilmeniz için öncelikle nedenini doğru tespit etmeniz lazım. Teşhis olmadan tedavi olmaz. Onun için doktorlar önce muayene eder sonra ilaç yazar.

Denizin Karasu’da bu denli öfkeli olmasının nedeni aslında denize bizim yaptığımız müdahalelerdi.

Zamanında tersane ile denize girdiniz, deniz de verdiğini geri almaya geldi.

Sonra “I” tahkimatlar, sonra “T” dalgakıran yapıldı yetmedi “L” yaptık. “Biz bu tahkimatları aslında neden yapıyoruz” diye sormadık.

Denizden kum almaya devam ettik. Bahanelerimiz farklıydı ama neticede doğaya müdahale ediyorduk. Doğaya müdahale ettiğinizde doğa sizden intikamını alır.

Geçtiğimiz hafta Kocaali Belediye Başkanı Ahmet Acar’ın bir paylaşımını gördük. Acar denizdeki kuma kum zambağı dikiyor. Amaç sahilin güzelleşmesi. Doğal bir müdahale. Sonucunda kum zambakları kum tutuyor ve erozyonu önlüyor.

Biz de deniz gelmesin diye duvar örüyoruz.

İkisi de önlem tabi. İkisi de denizi güzelleştirmek için yapılan iyi niyetli girişimler. İkisinin de iyi niyetinden zerre şüphem yok. Ancak teşhisi doğru koymalı, tedaviye ona göre başlamalı.

Aksi halde faturasını ağır ödüyoruz.

 

Tam kapanma ile yarım kapanma farkı

Delinin biri kuyuya taş atıyor, kırk akıllı çıkaramıyor. Ramazan ayında “tam kapanma gelmeli” diye bir süreden bu yana paylaşımlar yapılıyor.

“Tam kapanma ne yarım kapanma ne” diyen yok. Hafta sonu olduğu gibi belli saatler arasında alışveriş yapmak amacıyla yürüme mesafesinde sokağa çıkmak, sadece acil ürün satan işletmelerin açık kalması tam kapanma değilse nedir?

Eğer tam kapanma ise zaten biz her hafta sonu tam kapanma yaşıyoruz.

Yarım kapanma diye bir şey mi var ayrıca?

Önlemlerin artırılması istenebilir de buna “Tam kapanma” denmesi ve kimsenin de buna “Kardeş sen ne diyorsun” dememesi enteresan değil mi?

 

 

Bana mı tutuyorsun

Ramazanın özellikle ilk günlerinde insanların halsizlikleri dikkatlerden kaçmıyor. Sıklıkla asık suratlı insanlar akşam saatleri yaklaştıkça gerginleşiyor ve zaman zaman tartışmalar yaşanıyor.

Oysa orucun asıl amacı bu değil ki!

Suratını asmadan, hali bozuk olanların halinden anlamak değil mi, orucun amacı?

Eğer toplumu gereceksen, suratını asıp işlerini bozacaksan, tuttuğun orucun amacına ne kadar hizmet ettiğini sorgulamalısın.

Bazen duyarsınız, “Kardeşim zaten oruç tutuyorum! Git başımdan” diyenler olur. Zamanında benim de başıma geldiği için söylüyorum. Cevap olarak ben de “Tutma kardeşim! Bana mı tutuyorsun” demiştim.

Orucu ne için tuttuğumuzu unutmadığımız bir ramazan geçirmemiz temennisi ile…

 

Ödül mü ceza mı

İnanç yönünden tereddütleri olan bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. Bana “Oruç sence ödül müdür ceza mı” diye sordu. Hiç tereddüt etmeden “Ödüldür. Allah öyle diyorsa öyledir” dedim.

“Siz hep böylesiniz. Sorgulamadan inanıyorsunuz. O halde şöyle sorayım: Oruç ödül. Orucu bilerek bozarsan 61 gün daha mı ödül veriliyor” diye sordu.

Dedim ki “En sevdiğin yemek hangisi?”

“Baklavayı severim” dedi. “Peki” dedim, “Sana bir kilo baklava versem bu sana ödül mü olur ceza mı?” “Ödül” dedi. “Ancak, o baklavadan bir dilim bile ziyan edersen sana bir tepsi baklava yediririm” desem…

“Mühim olan bir şeyi ziyan etmemektir. Orucu da…”

 

Koli mi kart mı

Ramazanda hayırseverler ihtiyaç sahiplerine koli yaptırıyordu. Koliler marketler tarafından daha az ihtiyaç duyulan ama ucuz ürünlerle şişirilmeye başlanınca bu defa kart dağıtılmaya başlandı.

Market kartı vermek aslında koli vermekten daha fazla işe yarıyor. İhtiyaç sahibi aile kolide olmayan ama ihtiyacı olan farklı şeyleri de alabiliyor.

Ancak market kartı vermenin de aslında bir sıkıntısı var. Zira market kartı üstünde yazan fiyata satılıyor. Dolayısıyla aslında kartı alarak ihtiyaç sahibi aileye olduğu kadar markete de yardımda bulunmuş oluyorsunuz. Zira aile kartı o market dışında bir yerde kullanamıyor ama market de bunun karşılığında bir indirim yapmıyor.

Sonuçta koli ya da kart vermek yerine sanki para vermek daha sağlıklı gibi.