Haydi çocuklar bahçeye

 

Bir yılı aşkın süredir devam eden salgın süreci hepimizin canını iyiden iyice sıktı biliyorum. Bir yandan insanlarımızla yeniden eskisi gibi sarılıp kucaklaşmayı, cemiyetlerde birbirimizle iç içe olup omuz omuza durmayı gönlümüzce nefes alıp sosyalleşebilmeyi hepimiz çok özledik. Sadece vatandaş olarak bizler değil tabi amirinden memuruna esnafından öğrencisine kadar herkes aynı durumda. Devlet te hem sosyal hayatın hem de ekonomik dengenin yeniden düzene girmesini ve yerli yerine oturmasını istiyor ve bunun için çabalıyor. Zira iki hafta önce yapılan kabine toplantısında il bazında değerlendirmeler yapıldığında bütün Türkiye yasakların ağırlaşıp genişlemesini beklerken böyle bir adımın gelmemesi de bu nedendendi. Yine yaklaşık bir buçuk ay kadar önce ekonomik hareketliliğin yeniden canlanması için turizmin önemli olduğunu ve ilgili bakanlık ve kurumların turizmi destekleyen projeler için çok büyük miktarlarda bütçeler ayırdığını yazmıştım. Yazıyı da ‘Bu sadece turizmle sınırlı değil’ diyerek noktalamıştım. İşte bu hafta ona ilave olarak çok güzel bir konuyu yazmak istiyorum.

Malum olduğu üzere bu kısıtlama ve eve kapanmalarda en fazla etkilenenler çocuklarımız oldu. Bize göre neredeyse daha fazla dışarıda olan, doğanın ve hayatın tadını çıkaran onlardı. Özellikle okul çağındaki çocuklarımız yüzlerce arkadaşının cıvıl cıvıl koşturduğu okul bahçelerinden, türlü etkinliklerden kopup beton duvarların içine kapanmak zorunda kaldılar. Tabi hal böyle olunca da tercihleri değişti. Ve gün geçtikçe telefon, bilgisayar, oyun kısacası teknoloji bağımlısı olan veya olmaya aday bireyler halini aldılar. Onların bu kısıtlı hayattan uzaklaşıp kendilerine has bir şeyler yapabilmeleri için biz aileler olarak elimizden geldiğince gayret gösteriyoruz ama takdir edersiniz ki bir yere kadar. Ondan sonrası olmuyor. İşte bu durumlar da kurumların devreye girmesi lazım diye düşünüyorduk ki tam da istediğimiz gibi oldu.

Şimdi bahsedeceğim proje, Tarım Bakanlığı’nın adeta bir taşla birkaç kuş vurduğu bir proje. Öncelikli hedef pandemiden dolayı evlerine kısılıp kalan okul çağındaki çocuklarımızın teknoloji bağımlılığından uzaklaştırılıp doğa ile yeniden buluşmasını sağlamak. Ama altında çok daha güzel şeyler de var. Bununla ilgili çalışma aslında birkaç ay önce başlamıştı ancak netleşmediği için herhangi bir şey yazmamıştık. Bu hafta netleşti. Ve haber olarak güzel bir yer ayırdım.

İlçe Tarım Müdürlüğü’nün gözetiminde ve Gençlik ve Spor Müdürlüğü’nün desteği ile yürütülecek proje kapsamında çocukların doğa, tarım ve çiftçilikle buluşturulması hedefleniyor. Tabi bu çiftçilikten kastım evde camın önüne ıslak pamuk koyup fasulye büyütmek gibi bir çiftçilik değil. Ellerinde tohum kutularını, kazma ve küreği alıp birebir bahçede yaptıkları bir çiftçilikten bahsediyoruz. Çocuklara üretim heyecanının aşılanması için müthiş bir adım. Bir de uygulama alanı olarak seçilecek olan araziler ise atıl durumda olan hazine arazileri. Hani hep derler ya ‘Bilmem nerede şu kadar yer var satıldı veya satsınlar’ diye, işte o bilmem nerede olan devlet arazilerinden bahsediyoruz. Yani çocuklar, atıl durumdaki araziyi kendi elleri ile temizleyip bahçe haline getirecek ve orada meyve sebze üretecek. Sadece bu kadarla kalsa iyi. O bahçelerde yetişen ürünler Dijital Tarım Pazarı (DİTAP) üzerinden satılarak gelir elde edilecek ve bu gelir yine çocukların eğitimine harcanacak. Emeğin ürüne, ürünün paraya, paranın da teşvike dönüştü bir döngü oluşacak.

Pazartesi günü İlçe Tarım Müdürü Burak Bey ile bu konu hakkında konuşup yeterli bilgiyi hatta projeyi anlatan detaylı bütün bilgiyi aldım. Kocaali İlçe Tarım Müdürlüğü projenin ve ödeneğin onayını aldı. İlçe merkezine yakın, bahçe uygulamasına uygun birkaç arazi tespit edildi ve bunların tahsisi için gerekli girişimler yapıldı. Onayı bekleniyor. Öte yandan gençlik ve spor müdürlüğü de öğrencilerin tespiti için çalışmaya başladı. Öyle tahmin ediyoruz ki önümüzdeki Nisan ayı içerisinde her şey bitmiş ve çocuklar bahçe kazmaya başlamış olacak. Ben bir veli olarak açıkçası bu projeden dolayı heyecan duyuyorum ve kendi evladımı göndermeye daha ilk günden karar verdim. Sizlerin de 10-15 yaş arası okul çağında çocuk torun veya bir yakınınız varsa tereddüt etmeyin gönderin. Zira projeye katılım konusunda herhangi bir kısıtlama şimdilik yok.

Konuyu kısaca özetlemek gerekirse hem çocukları ev hapsi ve teknoloji bağımlılığından uzaklaştıran, doğaya, üretime ve çiftçiliğe yakınlaştıran, hem atıl durumdaki arazileri ürün ve gelir üreten sınıflar haline dönüştüren, elde edilecek geliri yine üreticinin kendisine harcayan aynı zamanda çocuklara konusunda uzman mühendisler tarafından verilecek bilinçli tarım uygulaması yeteneğini aşılamayı amaçlayan mükemmel bir çalışma. Ben projenin tutacağından neredeyse adım gibi eminim ama umarım beklediğimizden çok daha iyi yerlere gider. Hatta sadece bu halde sınırlı kalmayıp eğitim boyutuna da geçer. Mesela ilkokul, ortaokul hatta liselerimizde bile uygulanan bir program haline gelir.  Okullarımızın yerleşkelerinde veya yakınlarında bir yerde, okul idarelerinin gözetiminde olan küçük küçük bahçeler olsa, tıpkı beden eğitimi, resim veya müzik gibi veya diğer rehberlik dersleri gibi seçmeli bir tarım programı olsa çocuklar, camın önüne koydukları içi ıslak pamuklu su bardaklarında fasulye, mısır, nohut yeşerteceklerine elleri ayakları çamura toprağa bulanır en azından üretimin ne demek olduğunu birebir görmüş olurlar. Olur mu? Neden olmasın? Yazmak istediğim çok şey var ama yazı fazla uzadı. Konuyu burada kapatıyorum.

Sağlıkla kalın…