Haftalık taraftar ve okuyucu soruları

 

Çarşıda, pazarda gezerken çok zaman taraftarların, okuyucuların sorularına muhatap oluyorum. Haliyle “hocam otur bir çay içelim” cümlesinin sonu belli. Muhabbet uzayıp gidecek. Sağdan soldan, havadan sudan ve tabi ki uzmanlık alanımıza giren spor ve futbol muhabbeti.

Çayımızdan bir iki yudum aldıktan sonra ilk zor soru geldi tabi.

Eskiden olsa “ne olacak bu hakemlerimizin hali” derlerdi. Şimdilerde o sual şu şekil aldı. “hocam ne olacak şu VAR’ın hali” diye. Ve tabi başladım anlatmaya…

VAR sistemi geldi geleli Türk hakemliği bitti ve takımlarımızı yabancı futbolcularla doldurduklarından beri de Milli takımımız bitti maalesef.

Hayrını görsünler diyemeyeceğim çünkü olan bu ülkeye ve bu ülkenin ekonomisine oluyor. VAR sistemi ilk dönemde zırt-pırt kullanılırdı. Şimdilerde öyle değil ama bu sefer de az kullanılınca şikayetler arttı ve her mağdur olan kulüp kendilerine göre VAR’ın incelediği ve hakemlerin karar verdiği her şey için yanlış demeye başladı.

Peki, hocam şu yabancı oyuncu meselesi hakkındaki düşüncelerin ne” diye söze girdi.

İşin diğer boyutu da şu dedim tabi bana göre. Bizim futbolculardan daha kaliteli olmayan yabancıların bizim ülkemiz de ve kulüplerimiz de ne işleri var? Geçtiğimiz sezon da 11 yabancıyla sahaya çıkan takımlarımız vardı hatırlayın. Bu sezon yok ama o dönem de hiç utanmadılar, yüzleri bile kızarmadı yabancı oyuncu sayısını artıralım diyenlerin. Şimdi sahada 8 yabancı mecburiyeti var diye üzülüyorlar. Ha bana sorarsanız üç ya da en fazla beş yabancı kaliteli oyuncu yeter. Yani şöyle gelecekse Hagi, Alex gibi örnek ve faydalı olan oyuncular gelsin. Diğer yabancı oyuncular gibi ülkemizde binlerce var. Bu oyuncular süper ligimiz dahil her kategoride oynayacak kadar yetenekliler.

Birini bitirmeden öteki soru anın da geliyor “hocam ülkemizdeki altyapıları yeterli buluyor musunuz?” diye.

Diyorum ki şu korona illeti yedi bitirdi altyapıyı. Bütün olumsuzluklara rağmen altyapı da yetişenler de var. Süper lige gidenler de var. Erzincanspor’dan alınan Galatasaraylı Kerem Aktürkoğlu gibi. Ülkemiz de her kulüp yabancı oyuncularla ile dolu. Bu durumda altyapıdan gelen oyuncular nasıl oynayacaklar. Süper futbolcu olsalar kaç yazar? Hocalar kendi koltuklarını kaybetmekten korktuklarından forma vermiyorlar ki, yazık çok yazık diyorum.

Üstüne üstlük siyasetin bu denli futbolun içine sinmiş olması ve baskı yapması ise işin çok vahim olan başka boyutu.

İşin asıl tuhaf olan yanı ise toptan anlamayanlar, hakemliği bilmeyenler hakem diye çorak toprakta pıtrak gibi çoğalıyorlar. Siyasilerde ha keza.

Her şeye burunlarını sokacaklar ya illa. Spora siyaset girmesin diye yıllardır yırtınıp duruyoruz boşu boşuna. Siyasete spor girsin diye yırtınanlar kazandı hep maalesef.

Ee para var, rant var, şöhret olmak var. Oooh mis. Kaymaklı ekmek hem de kadayıflı. Haliyle çok cazip geliyor. Sporla özellikle futbolla alakasız kişiler olmasa her şey, çok daha güzel olacak amma nerdeeee.

Ülkemiz de hakemliğin profesyonelliğe geçişi ise tam bir garabet örneğidir.

Profesyonel hakemlik diye bir şey olamaz kardeşim. Adam işini gücünü bırakıyor, TFF ile sözleşme imzalıyor. İyi de bu sözleşmede neler yazılı bilen gören var mı? Mesela bir hakem her zaman iyi olamaz ki sahada. Buna rağmen bir bakıyorsunuz çok kötü bir maç yönettikten sonra ertesi hafta yine sahada.

Profesyonel hakemlik ücretlerinin bu kadar çok artması da iyi bir şey değil. Amatör maçları yöneten hakemlerin ücretleri ise sadaka gibi. Eski kafalı değilim ama görüyoruz işte sonuçlarını. Sonuçları ortada. Nasıl olsa maç görevi alacak. Bulunmaz Hint kumaşı gibi. Ülkemizin yoksullaştığı şu günlerde profesyonel hakemlerde  para ganimet gibi. Böyle olunca hatalar da artıyor. Oysa hakemlik bambaşka bir şey. Lokanta işletmeye benzemiyor ki. Soruyorlar hoca size göre sözde özerk ama siyasetin güdümündeki TFF’yi bu hale getiren etkenler nelerdir diye.

Diyorum ki bu ülkede adamcılık, torpil liyakatsizlik, adaletsizlik ve rüşvet devam ettiği sürece hiç bir şey düzelmez. TFF’yi de işlevsiz hale getirenler bunlar.

Ve sorular yağmur gibi yağmaya devam ediyor, “hocam siz karar verici olsa idiniz TFF ve MHK Başkanları kimler olmalı” diye.

Köşe yazılarım da sıkça belirttiğim gibi. Herkes gibi benim de kafamda da mevcut. Benim adaylarımdan öyle bir MHK, öyle bir TFF listesi yaparım ki tadından yenmez. Elbette hata olur ama asla ve asla üstüne basa basa belirtiyorum adaletsizlik olmaz, haram olmaz, emeğe saygısızlık, alın terine ihanet olmaz.

Ve son olarak üzerin de önemle durduğum bir konuyu siz okuyucularımla paylaşmak istiyorum.

Bakın bu sözlerime dikkat kesilin. Ülke sporumuzun ve tabi içerisin de futbolumuzun belki de kurtuluşu burada.

Doğduğunuz toprakların, şehrin, ilçenin, köyün, havasını solduğunuz doğanın her şeyine sahip çıkın. Bırakın AVM’leri kendi mahalle bakkalından, esnafından, komşunuzdan alışveriş yapın, kendi ilinizin, ilçenizin takımını tutun, destek olun. İstanbul takımlarının sizlere bizlere ihtiyacı yok, bizim de onlara tabi ki. Sakın yanlış anlamayın. Ayrımcılık değil amacım. Hep belirttiğim gibi ben haddimi bilirim. Üzümü severim ve yerim, bağcıyı da asla dövmem.

Baktım ki bu soruların sonu gelmeyecek sözlerime son noktayı koydum. Koronaya dikkat, rehavete kapılmayın, mutlaka ama mutlaka maske takın ama dosdoğru takın. Ağız, burun kapalı olsun. Bu can bize emanet, hayatta geçici. Yürüyebiliyorken yürüyün, yiyebiliyorken yiyin, gezebiliyorken gezin. Hayat fani ölüm ani. Her şey futbol, top, takım tutmak falan değil. Bu işin şakası yok bu illetten kurtulmak da çok daha zaman alacak.

Selam ve dua ile…