Gurur tablosu

 

Bilirsiniz hayat bazen insana istediklerini vermez. Bazen öyle olur ki bir şeye sahip olmak veya toplumun heyecanına ortak olmak için uzun süre beklersiniz ama tam sahip olmanıza ramak kalmışken bir şey ters gider ve siz ya dışarıda kalır ya da hedefinizden uzaklaşmak belki de vaz geçmek zorunda kalırsınız. Benim de çoğunlukla öyle olur. Bir şeyi çok istediğim zaman sahip olmam ya çok gecikiyor ya da hiç hesapta olmayan bir şey oluyor ve vazgeçmek zorunda kalıyorum. Geçtiğimiz hafta gerçekleşen yüksekokul hizmet binamızın açılışı da bunlardan biriydi. Haberi çok öncesinden almış ve hazırlığımı da günler öncesinden yapmıştım. Oradaki heyecanı yaşamak bütün bir ilçenin yıllarca bekledikten sonra esnafıyla, vatandaşıyla, siyasetçisiyle, bürokratıyla el ele verip ortaya çıkardığı o güzel eserin kapılarını resmen açtığı ana bizzat tanık olmak, o coşku ve gururu yaşamak yıllardır beklediğim, canı gönülden istediğim bir şeydi. Ama az önce dedim ya bazen çok istersiniz ama olmaz. İstediğim halde kavuşamadığım birçok şey gibi o heyecana da çağımızın belası covid yüzünden ortak olamadım. Törenden sadece birkaç gün önce covid testim pozitif çıktığı için karantinaya girmek zorunda kaldım. Ve yaşananları sosyal medyadan takip etmek, haber içeriklerini de diğer meslektaşlarımın yardımıyla edinmek zorunda kaldım. Eminim oradaki atmosfer Kocaali’nin son yıllardaki en gurur verici tablolarından biriydi. Yıllarca emek verildi, beklendi, milyonlarca lira para harcandı, yüzlerce tartışmanın odak noktası oldu, hatta birçok insan tartışmanın dozunu kaçırdı, birbirlerini kıranlar hatta ahbaplığını bitirenler bile oldu. Ama bütün o mücadelenin sonunda ortaya parmakla gösterilecek, gelecek nesillere gerçekten kıymetli bir miras olarak bırakabileceğimiz, hem sektörün hem de ülkemizin gelişiminde “Biz de varız” diyebileceğimiz ve bu gelişimde aktif rol oynayabileceğimiz nadide bir eser çıktı. Her ne kadar orada o havayı soluyamamış olsam da emek harcayan ve orada olup o heyecanı yaşayanların neler hissettiklerini az çok tahmin edebiliyorum. Bu konu ile ilgili olarak geniş bir zamanda daha kapsamlı bir yazı yazmayı düşündüğüm için burada noktalamak istiyorum. Gençlerimizin aydınlık yarınlara emin adımlarla yürüyeceği, aldıkları eğitimlerle ülkemizin büyümesine katkı sağlayacakları ve görsel açıdan bölgemizin tanıtım yüzü olmaya aday güzel okulumuzun, ilçemize kazandırılmasında maddi manevi fark etmeksizin emeği geçen herkese canı gönülden teşekkür ediyorum.

Aşı olmasaydım ölmüştüm

Şimdi sizlere son iki haftada yaşadıklarımı kısaca özetlemek ve Covid’i yaşayan biri olarak aşı konusunda çağrıda bulunmak istiyorum. Malumunuz 22,23 24 Eylül tarihlerinde ilçeye hava birden soğudu ve ciddi bir yağış düştü. Tabi genel olarak dışarıda çalışan bir olarak ben de o yağmurdan nasibimi aldım ıslandım, üşüttüm ve hafif grip oldum. İlk bir iki gün böyle geçti ama 25 Eylül Cumartesi günü öğlen saatlerinde koku hissimi kaybettiğimi fark ettim. Birkaç farklı şeyi özellikle derin derin kokladım ama baktım ki koku sıfır. Velhasıl çevremdekileri uyarıp kendimi ofise kilitledim izole oldum. Birkaç hafif ilaç alıp birkaç saat kadar izole şekilde bekledim. Baktım pek bir düzelme olmuyor hemen gidip Covid testi yaptırdım sonrasında da evde izole oldum. Bir gün sonrasında da gece geç saatlerde toplum sağlığı merkezinden arayıp testimin pozitif çıktığını söylediler. Zaten yaşadığım durumdan dolayı farklı bir sonuç beklemiyordum kaldı ki ilk hissettiğim andan itibaren eşim ve çocuklarım dahil herkese mesafeyi koymuştum. 27 Eylül Pazartesi günü de ilaçlarım geldi. Takviye bazı ilaç ve doğal ürünlerle birlikte sıkı beslenmeye ve ilaçları kullanmaya başladım. Ve geride kalan 14 günlük süre içerisinde Covid’e bağlı bir tane bile semptom göstermedim. Ne ateşim yükseldi, ne ağır sancım oldu nede nefes darlığı çekmedim. Covid olduğumu hissetmedim bile. Bir kez hafif göğüs ağrısından şüphelendiğim için yetkililerin bilgisi dahilinde Karasu’ya acile gittim. Doktorum, çekilen EKG için “Müthiş”, iki kez alınan kan tahlili için “Mükemmel” ve akciğer röntgeni için “Gayet güzel” ifadelerini kullandı. Göğsümdeki sancının da Covid’ten dolayı normal olduğunu ama daha çok soğuk algınlığından kaynaklandığını söyledi. Yani kısacası güle oynaya Covid geçirdim. Bolca istirahat ettim ve kendime baktım. Covid’ten önce sık öksürüğüm vardı, yemin ederim Covid olduktan sonra öksürmeyi bile unuttum. O derece.

Benim buradaki tek şansım ise 2 doz Biontech aşısı oldu. Ben ikinci doz aşımı 1 Eylül tarihinde oldum ve aşılar 2. Dozdan 4 hafta sonra tam olarak etkisini gösteriyor. Benim şansım ise 2. Dozdan tam 25 gün sonra Covid’e yakalanmam oldu. “En iyi insan kendini bilen insandır” diye bir söz var. Ben de kendimi biliyorum. İş temposu ve yaşadığım gündelik durumlardan dolayı uyku ve yemek düzeni bozuk, tempolu çalışan kısacası genel anlamda dikkatsiz yaşayan biriyim. Malum durumlardan dolayı son bir iki yılı da oldukça stresli yaşıyorum. Üstüne maalesef sigara da kullanıyorum. Kısacası hastalığa davetiye çıkaran bir yaşam tarzım var. Ve Covid’e de zaten hastayken yakalandım. Az önce de söylediğim gibi bütün bu olumsuzluklara rağmen, hiç zorluk görmeden ne ağrı ne ateş ne de nefes darlığı hiç birini yaşamadan güle oynaya Covid geçirdim. Tat hissini hiç kaybetmedim ve yedinci günden sonra yeniden koku almaya başladım. Bunlar 2 doz aşı sayesinde oldu. Ben inanıyorum, şayet aşı olmamış olsaydım ve o halde Covid’e yakalansaydım işim gerçekten çok zor olurdu. Aşı olmasaydım muhtemelen şimdiye ölmüştüm. Normalde böyle özel konuları yazmayı sevmem ama bunu hala aşı olmamış, tereddüt eden veya olmamakta direnenler için ibretlik bir Covid öyküsü olması için özellikle yazdım. Canınızı gerçekten seviyorsanız koşa koşa gidip aşınızı olun. Siz de benim gibi çevrenizdekilere Covid’i nasıl yendiğinizi gülerek anlatırsınız. Sağlıkla kalın…