Güneş balçıkla sıvanmaz beyler

 

İnsanlar bazen çok, hatta çok çok inanılmaz bir olay yaşandığın da ya da duyduğun da derler ya, “bir yaşıma daha girdim” diye…

Evet, bende bu gün böyle bir haber duyduğumda kendi kendime dedim ki bir yaşıma daha girdim arkadaş!

Sporun 47 yıldır aktif, siyasetin ise 13 yıldır bizzat içindeyim. Hep övünüyordum ve iki kategoriyi de insan kazanma ve hizmet etme sanatı olarak görüyordum. Meğerse öyle değilmiş değerli okuyucular! Akıl Kamil olmuş olacağız ki bu iki illetin de “adam satma, insan satma, dost ve arkadaş satma” sanatı olduğunu öğrendim ve idrak ettim. Çok geçte olsa… İşte bunun adına acı tecrübe der. Demesine derler de ilk kez başımıza gelmese de yine de ders almayız, akıllanmayız maalesef. Yani sonuçta hepimiz insanız ve hayatın karşımıza çıkardığı nice tecrübeler, belki daha da çıkaracağı çok şeyler vardır kim bilir. Yüce Tanrı sağlık sıhhat verirse yaşayıp göreceğiz.

İstanbul’da GSGM’de (TFF) bölge antrenörlüğü yaptığım yıllar da Ümraniye’nin takımı olan Dudulluspor’u çalıştırmıştım. Ne var bunda diye düşünmüş olabilirsiniz! Çok şey var, çok şey… Çok şeyler yaşadık o yüzden olanı biteni ve o dönemlerde o kulüpteki başarımızı ve Türkiye Şampiyonası’nda üçüncü ligi penaltılarla nasıl kaybettiğimizi ve daha sonraki süreci, olanı biteni ve vefasızlığın, acımasız örneklerini özetle paylaşmak istedim siz okuyucularımla. Herkes anlasın ve olandan bitenden payını alsın. Dudulluspor’da birlikte görev yaptığımız yıllarda futbolun emekçisi ve maddi, manevi her şeyini kulübüne atfetmiş bir spor adamı olan ve daha sonra İstanbul’da futbol kamuoyu tarafından çok sevilen, takdir edilen bir insan olan Cemalettin Tansug’dan bahsedeceğim ve tabii ki sonraki yıllar da ona yapılan haksızlıklardan ve tekrar edile gelen vefasızlıklardan söz edeceğim…

Emin olun bu yazdıklarımı okursa bana gönül koyacaktır ama olsun…

Ben gerçekleri yazmak için gazetecilik adına saygı, sevgi ve vefa adına yemin etmiştim o yeminimi kimse bozduramaz.

2002-2003 yılları o dönemler de kulüpçülük çok daha zordu. Hem maddi, hem manevi, hem de tesis ve malzeme anlamın da. Sosyal medyayı karıştırırken uzun yıllar birlikte çalıştığım Cemal kaptanın kulüp üyeliğinden noter kanalı ile istifa dilekçesini gördüm. Bir anda içim “cız” etti ve eski günleri anımsadım… İstanbul’da grup şampiyonu olmuştuk ve Türkiye Şampiyonası’na gidecektik. İşin garibi kulübümüzün maddi durumu sıfırdı ve Ümraniye Belediyesi de yardım etmiyordu. Bir kaç kişinin Kulüp Başkanı Ali Yazlı’nın Yardımcısı Selamet Başkan’ın ve tabi Genel Kaptan Cemal Bey’in omuzların da idi bütün yük. Öyle çaresiz bir halde idik ki kulübümüzün yöneticileri kara kara düşünüyordu ve çalmadık kapı bırakmadılar nere de ise. Cemal Kaptan, altındaki arabayı sattı ve kulübe bağışladı. Gidip önceden konaklama yerimizi ayarladık ve sonuçta o parayla Türkiye Şampiyonası’na gidip bütün takımları eleyerek finale çıktık ve penaltılarla finalde kaybettik. Kulüp adına daha sonra unutulup gidecek olan ve hatta geçmişte başarıların arasına bile alınmamıştı bu başarı. Bir dergide mi bir kitapta mı görmüştüm tam hatırlamıyorum. O yıllar da tarih yazılmıştı ama yok saymıştı birileri o başarıları… Oysaki “güneş balçıkla sıvanmıyordu”… O başarıdan sonra kulüp çok başarılara imza attı ama en büyük başarısı o Türkiye Şampiyonada kaybedilen final maçıydı. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. Ve öyle de kaldı. İşte o yıllar da yine bir kaç sezon için de yine maddi anlamda sıkıntılar yaşandığında Cemal Kaptanın kendi adına bankalardan kredi çekerek futbolcuların alacaklarını ödediğine şahidim. Kimse gidip kulübümüzün arkasından konuşmasın, hakkımı yediler, küfür etmesinler diye böyle özveride bulunan bir insan, bir spor adamı ne olmuştu da üyelikten kopacak kadar kulübüne küstürülmüştü? Bakın neler olmuştu. Sonraki yıllar da kulüp çok büyük aşama gösterdi, tesisleşme ve maddi anlam da bir takım kaynaklar noktasında. Tabi sporcu yetiştirip satma noktasında da. Fenerbahçe’ye Beşiktaş’a ve diğer kulüplere çok oyuncu kazandırdık. Özellikle Cemal Kaptanın kulüpleşme, kurumsallaşma noktasında çok çok büyük çabaları oldu. Peki, sonuç ne oldu? Sormayın değerli okuyucular. Tabi başarılar ve akar gelince kulübe bir takım insanlar üşüşmeye başladılar. Zerre kadar kulübe katkısı olmayanlar ve futbolun “f”sinden anlamayan insanlar kişisel kariyer adına kulübün bu gelişmesinden faydalanmak adına, her türlü karalamayı her türlü yanlışlığı ve “adam satma, arkadaş satma” noktasında her türlü kötülüğü yaptılar. Bizzat şahit olduğum olaylar entrikalar ve ilginç kongre süreçleri, daha neler neler yaşandı. Emin olun ne Fenerbahçe de ne Beşiktaş’ta ne de diğer profesyonel kulüpler de böyle süreçler yaşanmamıştır. Kulüp büyüdükçe o kulübe sızan ve sırf kendi şahsi ve menfaatini düşünen insanlar küçüldüler. Bilmiyorum bu yazımı okurlar mı, okumazlar mı ama tek bir fazla yazdığım itham yoktur, bilakis eksiği vardır! En son üç – dört gün önce kongre sürecin de olanı biteni yazsam inanın insanlık adına mideniz kaldırmaz. Hele hele kırk yıllık dostlukların yaşandığı bir mahallede, bir kulüpte olanı biteni duysanız pes dersiniz. Hala tüm olana bitene rağmen, bu kulübümüzde yine maddi, manevi her şeyini yerine getiren Cemal Kaptan ve Kazım Tıkıl Hoca’nın arkasından edilen sözler, kurulan cümleler tam bir vefasızlık, saygısızlık ve utanç örneğidir. O yüzden dataya girmiyorum isteyen ve merak eden olursa tek tek açıklarım. Bu kulübümüze uzun yıllar onuruyla hizmet eden Cemal Kaptan, Kazım Hoca ve ben Kenan Hoca hep onurumuzla hizmet ettik ve yine ihtiyaç anında her türlü ederiz. Çünkü başkaları gibi kimselerin yüzüne bakamayacak kadar astarsız yüzümüz yok çok şükür bizlerin…

Teşekkürler Cemal Kaptan çok ender tanıdığım insanlardan birisin ve Kazım Hoca teşekkürler iyi ki sizleri tanımışım, iyi ki birlikte örnek teşkil edecek onurlu mücadeleler vermişiz. Kulüpler ve hizmetler gelip geçicidir Baki olan dostluklardır ve insanlıktır… Şunu itiraf edeyim. Yıllar sonra böyle bir yazıyı kaleme alacağımı ve Sakarya’daki gazetem de köşe yazılarıma ekleyeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi… Ne diyelim bu kadar entrikaya ve vefasızlığa sebep olanlar utansın!

Selam ve dua ile…