Aile huzuru kanunla korunmaz 

 

Dinimiz aile kurumuna önem vermektedir. Çünkü iffeti korumanın en kısa yolu evliliktir. Evlenmek, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sünnetidir. Problemsiz aile hayatı da O’nun sünnetine uymakla mümkündür. Mutlu bir yuva, yeryüzünün cenneti gibidir. Huzursuz bir aile ise, o cenneti zindana çevirir. Eşlerin birbirlerine üstünlük taslaması ahlaka aykırıdır çünkü onlar, bir meyvenin bölünmüş iki yarısı gibidirler. Zira ayeti kerimede: “Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Buyrulmaktadır.” (Bakara Suresi 2/187)

Eşlerin birbirine elbise sayılması, birçok hikmetleri ihtiva etmektedir. Çünkü Allah (c.c.) bizim fıtratımızı bizden daha iyi bilmektedir. Fiziki olarak eşler birbirinin sırdaşıdır. Hata ve ayıplar bakımından, birbirinin kimliği gibidirler. Aile sırrını ifşa eden eş, Kur’an diliyle elbise olma sıfatını kaybetmiş olacaktır. Zira Hz. Ayşe validemiz, Resulullah (s.a.v.)’ın sırrını babasına dahi söylememiştir. Eşi uyumlu olan kişinin, kendisi de uyumlu olmalıdır. Eşlerin samimiyeti, yuvalarındaki mutluluğun göstergesidir. Mutlu bir ailede yetişen çocuklar da müspet yönde mesafe kat ederler. Karaktersiz bir kişi, iyi bir elbise giymekle adam olamayacağı gibi, idaresiz bir kişide, iyi eş bulmakla sağlam bir yuva kuramaz. Bir felaket anında eşlerin birbirini suçlama yerine, kenetlenip tek vücut olmaları, Hz. Hatice validemizin sünnetidir. Resulullah (s.a.v.)ı herkes yalanlarken, o bütün kalbi ile inanmış, malı, canı ve her şeyini O’nun yoluna feda etmek suretiyle, Kübra sıfatına yükselmiştir. Küçük bir sorunda boşanmayı düşünmek, dondurucu soğukta elbise çıkarmak gibidir. Eşler birbirlerinin tamamlayıcısı ama kölesi değildir. Temel haklarda üstünlük yoktur. Yani kadınlar da erkekler gibi, hayat, mülkiyet, adalet, şeref, inanç gibi bütün haklara sahiptirler. Zira Asr-ı saadette kadınlar, aktif görevler alır, camiye gelir, her çeşit sorularını bizzat Resulullah’a sorar ve öğrenirlerdi. Mesela:

Hz. Ömer(r.a.) Bir hutbesinde kadınlara verilen mihrin azaltılması gerektiğini söylemişti. Mescitte bunu duyan siyahi bir kadın: “Allah’ın bize vermiş olduğu hakkı sen nasıl alırsın “Eşlerden birine yüklerle (Altın) Mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın”. Nisa Suresi 4/20 Ayetini unuttun mu Ya Ömer dediğinde: Hz. Ömer derhal kendine gelerek, “Ömer yanıldı. Ama bir kadın onu uyardı” deyip, itirazı kabul etmiştir.

Günümüzde, töre ve adetlere kurban edilen kadınların durumu, maalesef cahiliye adetine dönüş arzusunu canlandırmaktadır. Basın-yayın organları, kadınlara eşlerini tahakküm altına almayı teşvik ettiği için, aile içindeki sevgi bağları ya iyice gerilmekte yahut da kopmaktadır. Hanımların şikayeti ile evinden uzaklaştırılan erkeklerin gönül torbalarına, her gün biraz daha kin ve nefret dolmakta, uzakta yakaladığı eşini ya yaralamakta yahut ta öldürmektedir. Yani Allah’ın emaneti olarak aldığı eşini katletmektedir. Halbuki İslam, haksız yere adam öldürmeyi değil, bir karıncayı dahi incitmeyi yasaklamıştır. Aslında kadınlar istedikleri takdirde eşlerini ipsiz bağlar, tüfeksiz teslim alırlar. Allah (c.c.) onlara bu kabiliyeti vermiştir. Eşler birbirine hükmetme hırsına kapıldığı için, mutluluk hayal olmaktadır.

Bir hadis-i şerifte:

“Karılarını dövenler hayırlılarınız değildir. Akşam bir yatağı paylaşacağınız eşlerinizi nasıl hayvanlar gibi dövebiliyorsunuz” buyrulmuş, başka bir hadis-i şerifte de “Geçimini sağlaması gerekenleri ihmal etmek, insana günah olarak yeter” denilmiştir. (Ebu Davud, Zekat, 45)

Başka bir hadis-i şerifte:

“Sizin en hayırlınız, ehline karşı en iyi davrananınızdır. Ben aileme en iyi davrananım.” Buyrulmuştur. (Kütübi Sitte Trc  17/214)

İslam’a göre, erkekler eşlerinin haklarına saygı gösterse, hanımlarda, eşini evinin reisi olarak kabullense, huzur için dünyevi kanunlara ihtiyaç duyulmaz.

Zira bir hadis-i şerifte:

“Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer” buyrulmuştur. (Tirmizi rada 10)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.