60 yıllık dostu işsizliğe feda oldu

 

Önümüzdeki dönemde koronavirüsten daha büyük tehlike geliyor: İşsizlik!

Geçtiğimiz hafta TÜİK tarafından 2020 yılı Ekim ayı işsizlik verileri açıklandı.

Genel işsiz sayısı 2019 yılının aynı dönemine göre 391 bin kişi azalarak 4 milyon 5 bin kişi olmuş. Oransal olarak 0,7 puanlık azalış ile yüzde 12,7 seviyesinde gerçekleştiği belirtiliyor. Buna iş bulma umudu olmayanların sayısı (1 milyon 511 bin) da eklendiğinde 6 milyon 11 bin işsiz ordusuyla karşılaşılıyor. Bu sayıya iş aramayıp çalışmaya hazır olan, 4 milyon 348 bin kişiyi katmıyorum.

Rakamlarla zihninizi bulandırmak istemiyorum ama önemli gördüğüm için genç işsizliği de ortaya koymak istiyorum. TÜİK raporuna göre (15-24 yaş grubunu kapsayan) genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki yılın (2019) aynı dönemine göre 0,4 puanlık azalışla yüzde 24,9 olduğu tespit edilmiş. Bunu yüzde 25 kabul edersek (yaklaşık 20 milyon genç olduğu varsayımı ile) 5 milyon genç işsiz olduğunu üzülerek görmekteyiz. Yani aradan 1 yıl geçmiş genç nüfus artmış çalışan hemen hemen aynı kalmış. Muhtemelen önümüzdeki aylarda bu verilerde artış göreceğiz.

***

DİSK-AR, Ekim 2019’da 7 milyon 302 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısının Ekim 2020 döneminde 2 milyon 379 artışla 9 milyon 681 bine yükseldiğini açıkladı. DİSK-AR’a göre bu dönemde geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 20,9’dan yüzde 27’ye sıçradı. Ümitsiz işsiz sayısı da bu dönemde 1,5 milyonu aştı.

Görüldüğü üzere TÜİK ile DİSK-AR araştırmasında önemli farklılık bulunuyor! Size göre hangi veriler inandırıcıdır bilemem ama işsizlerin büyük çoğunluğunun üniversite mezunları olduğunu üzülerek söyleyebilirim. Binlerce lira harcayarak çocuklarını okutan ebeveynler, onların bir işe girerek aile ekonomisinin yükünün hafifletilmesini beklerken, harçlıklarını gelirinden karşılamaya devam etmesi gelecek açısından kaygı yaratıyor.

***

Uzmanların iddiasına ve toplumda oluşan genel kanıya göre, TÜİK tarafından açıklanan işsizlik verileri sağlıklı verilmiyor. İşsiz sayılarına iş aramaktan vaz geçen insanların dahil edilmemesi nedeniyle rakamlar düşük gösteriliyor.

Pandemi sürecinde artan işsizlerin büyük bölümünün de “kısa çalışma” ve “ücretsiz izne ayrılma” genelgeleri doğrultusunda işlerinden az bir gelirle ayrılmak zorunda kalan çalışanlar, işsiz sayılmıyor ama geçim noktasında işsiz gibi bir yaşam sürüyorlar. Çünkü bu insanlar çalıştıkları süreçte birtakım yerlere borçlanma yapmış durumda. Kimileri de kira ödüyor, çocuk okutuyor, hasta bakıyor. Yani aldıkları günlük 49 lirayla geçinmeleri mümkün değil. Süreç sonunda bunlardan ne kadarının yeniden işlerine döneceği bilinmiyor.

Pandemi sürecin uzaması işsizliğin katlanarak artması anlamına geliyor. Buna gerekçe olarak da küçük ve orta ölçekli firmaların dayanacak güçlerinin kalmaması nedeniyle iş yerlerini kapatmaları veya küçültmeleri yönünde alabilecekleri karar gösteriliyor. Devlet her ne kadar belirli süreli katkı sağlayacak adımlar atıyorsa da bunun da yetersiz olduğu ve bu sarmalın tehlikeli boyuta ulaşılmasının önüne geçmekte geç kalındığı belirtiliyor. Dolayısıyla ne kadar ticari mekan kapanırsa o kadar işsiz aramıza katılmış olacak.

***

Türkiye’nin geldiği durumu anlamak açısından bir kuyumcu esnafı dostum bana müşterisi ile arasında geçen konuşmayı şöyle anlattı: Yaşlı bir teyze 60 senedir bozdurmadığı Osmanlı Lirası altını bozdurmak istediğini söyledi. Kendisine neden bozduruyorsun dediğimde; “Evladım bunu zor günümde bozdurmak için saklıyordum. Eşim sizlere ömür, dul aylığı alıyorum. İki çocuğum çalıştığı işyeri kapanınca işsiz kaldı. Onların da çocukları var. İşte 60 yıldır sakladığım bu Osmanlı böyle bir gün içindi. O gün bu gündür!

Görüldüğü üzere mevcut durumu çok acı özetlemiş. İşsizlik ekonomik sıkıntıyı, ekonomik sıkıntı da 60 yıllık dostu Osmanlı Lirası’nı alıp getirmiş teyzeden…

Dolayısıyla bizi yönetenlerin bu soruna dikkat etmesi gerekiyor…

Çünkü kaoslar ekonomik sıkıntıyla başlar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.