Yine de siz bilirsiniz

 

“Akıl pazara çıkmış da herkes kendininkini almış” derdi babaannem. Bir inanışa göre de dünyada nazar olmayacak tek şey akıldır. Zira kimse başkasının aklını kıskanmaz. Kendi aklı herkese yeter. Genç nesil bu konuya “Sana kalmayacaksa bana akıl verme” cümlesi ile katkıda bulunuyor.

Ancak olayların farklı açılardan farklı görüntüleri mevcut. Bakış açınızı değiştirdiğinizde gördüklerinizin de değiştiğini fark ediyorsunuz.

Geçmişte meşveret kültürü varmış. Heyet haline istişare yani. Bir akıl danışma değil. Bakış açılarını kontrol etme.

Bürokrasi her şeyi çözebiliyor olsaydı siyasete gerek olmazdı. Siyasiler bürokrasi ile vatandaşın arasında köprü olmak için ortaya çıktı. Sıklıkla siyaset ile bürokrasi çatıştı. Seçilmiş-atanmış atışması çatışmaya vardı. Sonunda uzlaşı sağlandı. Siyasetten bürokrasiye geçiş başladı. Zaman içinde bazı siyasiler bürokraside yer aldı. Bazı bürokratlar da siyasete girdi. Siyaset de zaman içinde bürokrasi gibi olmaya başlayınca bu defa sivil topluma ihtiyaç doğdu.

Bu defa da sivil toplum kuruluşları ile siyaset arasında çatışma başladı. Nasıl siyaset bürokrasiye tepki olarak ortaya çıktıysa sivil toplum da siyasete tepki olarak ortaya çıktı.

Ancak atlanan bir durum var. Siyaset aslında bürokrasinin işlerliğini artırdı. Doğru işletildiğinde siyaset mekanizması bürokrasinin tıkanıklığını ortadan kaldırdı.

Sivil toplum da zaman zaman siyasete geçiş yolu olarak kullanılıyor. (Ben siyaset yapmak istediğimi söylediğimde bana ilk olarak bir sivil toplum kuruluşuna üye olmam önerildi. Ben kendi bildiğimi yaptım o ayrı.)

Siyaset ile sivil toplum kuruluşları arasındaki çatışma sürüyor. Sivil toplum siyasetin rakibi mi? Aslında değil!

Aksine sivil toplumdan her ne kadar siyasete geçişler sık olsa da sivil toplum aslında siyasetin denetçisi ve ön açıcısı. Ön açıcı kısmı tamam da işte denetçi kısmı can sıkıyor. Bu nedenle siyasiler göreve geldiklerinde ya sivil toplum kuruluşlarını yok sayıyor ya da himayeleri altına alıp tesirsiz hale getiriyor.

Karasu’da bu yollardan ilki seçildi. Sivil toplum kuruluşları “birkaç emeklinin gündemde kalma çabası” olarak tanımlandı. “Bizi halk seçti sizi kim seçti” düşüncesi hakim oldu. Neticede de sivil toplumda değerlendirilmesi mümkün olan kişiler “Köre yüzünü, sağıra sözünü süsleme” ilkesini benimsedi ve kabuğuna çekilmeyi tercih etti.

Hayırlı hiçbir iş için geç değildir. Karasu’da sivil topluma hiç olmadığı kadar çok ihtiyaç vardır.

Zira hukuk ne kadar mühimse hatır hukuku da o kadar önemlidir. Hatır hukuku sayesinde, pek çok konu yargıya gerek olmadan çözüme kavuşur. Hatır hukukunu siyasetin sağlaması artık güçleşmiştir. Bu nedenle toplumu uzlaşıya kavuşturacak mekanizme sivil toplum olacaktır. Bunun için zaten büyük bir kısmını siyasilerin oluşturduğu, himayesini belediyenin üstlendiği, kent konseyinin bir an önce kurulması, etkin ve aktif olması mühimdir. Bundan önceki denemenin başarısız olması, başka yerlerde başarısız örneklerinin olması umutsuzluk vesilesi olmamalıdır. Aksine aksayan yönler düzeltilmeli, etkin ve etkili bir kent konseyi oluşmasının önü açılmalıdır.

Bu her şeyden önce hukuki bir zorunluluktur.

Haddim olmayarak bir kez daha hatırlatıyorum. Seçildiğinize göre millet size “Siz daha iyi bilirsiniz” demiş oluyor. Ama atalarımız da “Ne kadar bilirsen bil bir bilene danış” diyor.

Yine de siz bilirsiniz…

 

FINDIK KAÇ LİRA OLMALI

Eskiler “12 ayın bir çiçeği” derdi fındık için. Şimdilerde pek çok kişi için ek gelir olsa da ciddi bir dayanak. Düğünler bile fındık sonrasında yapılıyor halen. Kış sezonunda düğün çok nadir yapılıyor.

Demek ki fındık halen buranın ana geçim kaynaklarından biri.

Sadece bu bölge için değil Türkiye için de fındık önemli bir gelir kalemi. Sanayi mamullerinin pek çoğunun hammaddesi ülke dışından geliyor. Burada işleniyor ve sonunda bir miktar kârla ihraç ediliyor. Bir sanayi ürününün ülkeye sağladığı girdi yüzde 30 civarında. Fındık ise yüzde yüz ülkeye döviz girdisi sağlıyor.

Fındığın fiyatını mahsul arzı belirliyor deniyor ama hikaye… Eskiden fındık fiyatı Hamburg’da belirleniyordu, şimdi İtalya’da tespit ediliyor.

Tamam da adamlar Euro kullanıyor, biz TL. Euro’nun değeri artıyor, tüm market fiyatları dövizden hızlı yükseliyor, fındık fiyatı beklenen düzeyde yükselmiyor.

Hadi mazotu gübreyi bir kenara koyalım, tırpan ve işçi yevmiyesi bile iki katından fazla arttı.

Fındık fiyatının da en az iki kat artması beklenir.

Bunu gavur da belirlese Müslüman da belirlese insan insafı bunun altını kabul etmez.

 

YASSAH HEMŞERİM

Kurumlar kendilerine basın birimleri oluşturdu. Bu durum önceleri hem iletişim fakültelerinin hem de basın kuruluşlarının işine geldi.

Diyelim ki belediye var. Basın ve halkla ilişkiler birimini kurdu. Bu şekilde bir iki gazeteci iş buldu. Gazeteciler haber yazdığı için gazete editörlerinin işleri kolaylaştı. Halkla ilişkiler biriminde görev yapanların bazıları gazetecilerin arkadaşıydı ya da zaman içinde arkadaş oldular. Yazılmış haber, gazeteciye iş imkanı ve dostluk üçgeni başlarda iyi oluyordu. Zaman içinde durumu fark eden pek çok kuruluş basın birimi kurdu. Hatta zaman zaman patronları da mutlu etmek için ilanlar da verildi. Verilmeye de devam ediyor.

Ancak bu durum tabi habercilikte tekdüzeliği getirdi. Bu da bir yere kadar tahammül edilebilir durumdaydı da… Sonunda basın kuruluşlarının kurumlara alınmasına müsaade edilmemeye başlandı.

Karasu’da gazete çıkaracağız. Belediye’yi karıştırmıyorum.

Asayiş haberine denk gelmezsek haberleri valilikten bülten alacağız. Hastaneden haber yapmak için İl Sağlık Müdürlüğü’nün onayını bekleyeceğiz.

Yakın zamanda İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü de uyarı almış. Sanıyoruz ki bundan sonra okumaya geçen birinci sınıf öğrencisinin kırmızı kurdele aldığına ilişkin haber için bakanlıktan olur bekleyeceğiz.

Zaman içinde gazeteciler fotoğrafçıya, gazeteler de bültene döner. Konu kapanır.