sakarya-kuzey-gazetesi-haber-ihbar-hattı-0536-073-72-72 Baiylerimiz Arzum kırtasiye-Mert kırtasiye- Birlik büfe-Duman market-

20 Kasım 2019 Çarşamba

SAKARYAKUZEY

Kangrenler ilçesine hoş geldiniz yazalım girişe

MÜNİR ALİ KARA

MÜNİR ALİ KARA

E-Posta : munirali@yahoo.com


Karasu’da OSB kangren olmuş. Yatırımcı geldiğine pişman. Tarlasını satan sattığına. Yeri yanlış diyen dediğine bile pişman. O kadar yani. Açmaz o hale gelmiş ki artık ne ileri gitmek mümkün ne geriye dönmek. Hani bir söz var ya, “Geldiğimiz yok çok yanlış. Ama o kadar da geldik artık” diye. Tam da o noktadayız. Çözülemiyor.

Yatırımcı yatırımı söküp alıp gidecek durumda değil. Tarlasını satan bin pişman. O zaman söz verenlerin verdikleri söz yerinde duruyor lakin sözü verenler yerinde durmuyor.

Neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

OSB’yi oradan kaldırsanız o araziyi ne yapacaksınız. Adamlar “Yaptığımız dolguyu ödeyin gidelim” dese ödeyemezsin. Eski haline getirse bataklığı kullanamazsın.

Resmen kangren.

Ama Allah’tan tek kangren olan konu o değil.

Karasu’da inşaat sektörüne öyle aşırı yatırım yapıldı ki müteahhitlerin elinde trilyonluk binalar var. Satacak hal yok. Alacak müşteri de…

Karasu’da kişi başına bir ev düşüyor neredeyse.

Yatırımlar bir giderse inşaat sektörü de kangren. Ki zaten şu an nefes alan kendini şanslı sayıyor.

Tersane yapıldı bu ilçeye. Kısa süre sonunda battı. Neyse ki tersanenin tüm teşkilatı toplandı. Kangren olan yeri kesip attık.

Kumsal mesela…

675’lik diye arsalar satılmış adamlara. Adam üstüne çivi çakamıyor. Ama devletin kullanması da suç. Hem vatandaş haklı hem devlet. Nasrettin Hoca olsa “Sen de haklısın” diyip işin içinden çıkar. Ama bu bir fıkra değil ne yazık ki…

İmar girmiş birbirine. Keyfi imar tadilatları şehri keşmekeşe çevirmiş. Üstüne bir de imar barışı çıkmış. Çatısı olan haklı. Üç katlı binanın yanındaki yedi katlı binanın yapı kayıt belgesi var artık. Hayırlı olsun.

Sakarya Nehri’nin üstündeki yapılardan dolayı yıkım kararı almışsın. Sonra imar barışından faydalanmış adam. Senin ceza orada duruyor adamın elinde yapının yasal olduğuna ilişkin belge var. Hadi çık işin içinden.

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü konusu bile komik. İlçenin hak sahibi iki ilçe milli eğitim müdürü var. Düşün yani.

46 milyon meselesi var. Alan da haklı veren de… Ödesen ödenir gibi değil. Ödemesen zaten kesinti ile ödüyorsun. Hadi gel de çık işin içinden.

Hizmet desen 46 milyonluk hizmet almış bir ilçe gibi değiliz. Parayı öde desen o kadar para bu ilçeden çıkmaz.

Park sorunu var. Park edecek yer bul! Yok! Gel çözelim desen nasıl çözeceksin? Park yeri buluyorsun “uzak” diyor. Yakında da yer yok. Tek yön yapsan millet ayağa kalkıyor. Yapmasan yapacak bir şey yok!

Ekonomi zaten doğal kangren. Fındıkçı elindeki sattı, fındık fiyatı şimdi yükseliyor. Buyur buradan yak.

İlçenin bağlantı yolları komik. Ülkede kriz var. Tasarruf etmek bize düştü. İlçenin içinde her yer duble ama girişte iki şerit. Kazanın bini bir para. Ama yapacak bir şey yok.

Yan yol açacaksın. Herkes oraya dükkan açmış. Dükkanın önüne bariyer çeksen adam ona göre ruhsat almış. Almayan da resmen batacak. Gel de çık işin içinden.

İlçenin girişinde bir demiryolu ayağı var. Resmen ucube. Yıksan yıkamıyorsun. Yolu taşısan mümkün görünmüyor. Uğraş bakalım.

Demiryolu zaten başlı başına kangren. Ödeneğin tamamı kullanılmış elde avuçta bir şey yok.

Soruyorsun siyasilere. “O işi kurcalama. O iş yalan oldu” diyor.

Sahilde esnaf bari para kazansın, ekonomi canlansın diye kumsalı kiralıyorsun. Kavga dövüş.

Daha bin tane sorun sayarsın. Her şey olmaya çalışan hiçbir şey olamaz.

Şimdilerde tüm sorunlar bir kenara konuldu. İlçenin girişine bir tabela yaptırılması gündemde.

Benim önerim “Yatırım çöplüğü, kangren ilçesi Karasu’ya hoş geldiniz” yazalım.

 

Akil adam niye lazım

Yıllar önce bir sohbet sırasında Erdem Bal’a “Abi senin gibi adamlar siyasette olması lazım. Fikirleri olan ama çıkarları olmayan adamlar lazım Karasu’ya” dediğimde Erdem Abi bana, “Bazı kişiler siyasetten uzak durmalı. İlerde tarafsız olduğuna emin olduğumuz insanlara da ihtiyacımız olacak” demişti.

O zaman bu söze çok anlam verememiştim. Çünkü bence siyaset olmadan söylenen sözün kıymeti yoktu.

Şimdi ilçemiz OSB konusunda ciddi bir krizle karşı karşıya. Gazi Metal “Biz Karasu’dan gitmeyiz” diyor. Arsa sahipleri de “Biz daha fazla para istiyoruz. Hakkımız bu kadar değil” diyor.

Herkes haklı. Burada racon kesecek, işi tatlıya bağlayacak ve ilçeye huzur verecek adamlara ihtiyaç var. Biz herkesi siyasetin içine çektik. Herkesin bir tarafı var. Tarafsız birinin araya girip kara kaplı kitabı açıp herkesi ikna edecek ciddi bir irade lazım.

Siyaset mekanizması bu noktada tıkanmış durumda. Hukuk da kararını tapuların iadesi yönünde vermiş.

Dürüst olalım. O arsanın artık kullanılabilirliği yok. OSB oradan çıkarılırsa ve giderken dolguyu da alacağını söylerse orası işe yaramaz bir bataklık haline gelir.

Aslına bakarsanız pek çok arsa sahibi de OSB’nin gitmesinden yana değil. Daha fazla para ödenmesinden yana. Bu konuda birilerinin elini taşın altına koyması ve herkesi ikna etmesi lazım.

Yoksa ciddi tazminat talepleri, uzun yıllar sürecek davaların açılması gündeme gelecek. OSB orada işgalci konumuna geldi. Hatta bazı insanların işyerleri kolluk kuvveti yardımıyla boşaltıldı. Bunun suç boyutu bile gündeme gelebilir.

Tam da bu noktada aklı başında, siyasete bulaşmamış, aklıselim insanlara ihtiyaç var.

Siyaset mekanizmasına düşen ise o adamları bulup, ortak akılla bu işin çözülmesini sağlamak. Yoksa ilçedeki huzur bozulacak. Yatırımcı ile arsa sahipleri resmen karşı karşıya gelecek…

 

Bayraktar’ın azmi

Fiskobirlik Genel Başkanı Lütfi Bayraktar hep doğru şeyler söylüyor. Kafası çok çalışan, aynı azimle kendi işinde çalışsa kimseye eyvallahı olmayacak seviyeye gelecek bir adam.

Adam iyi niyetle çalışıyor. Fiskobirlik’i ana işi haline getirmiş. Varı yoğu, konuştuğu her konuda aklında Fiskobirlik olduğu belli.

Bulduğu formüller de aslında çok mantıklı. Ama bunları dile getiren kişi hep kendisi olduğu için destek bulmuyor. Adam diyor ki, “Kardeşim! Fındığı biz üretiyoruz. Hamallığını biz çekiyoruz. Adam Türk fındığı satmakla, ürünlerinde Türk fındığı kullanmakla övünüyor. Peki biz kendi fındığımızla kendi markamızı üretsek, bu adamlara da ‘size verecek kadar fındığımız yok’ diyecek duruma gelsek. Cefasını çektiğimiz gibi sefasını da biz sürsek daha iyi olmaz mı?”

Düşünüyorsun! Evet! Mantıklı.

Madem tarlada ben koşuyorum, madem ki fındık benim ürünüm. O zaman ben bunun ekmeğini yeme hakkına sahibim.

Sürekli tüccara kızmak da manasız. Tüccar resmen Ferrori’nin memuru gibi. Onun parası ile, onun dediği kadar ve onun dediği koşullarda fındık alıyor.

Arada sadece küçük bir komisyonu var. Tüccarın elinde fındığı satacak birden fazla alıcı yok ki! Alıcı belli. Piyasayı o şekillendiriyor.

O zaman bu duruma birilerinin “dur” demesi lazım.

Ama gel gör ki herkes kendini geriye çekiyor.

Zamanın birinde bir siyasetçi geldi. Ak Parti binasında toplantı yaptı. Dedi ki, “Arkadaşlar! Buradan Kocaali’ye gideceğiz. Kabul edelim ki fındık Kocaali’nin ana geçim kaynağı. Biz de fındık politikası konusunda başarılı olamadık. Onun için orada bize tepki gösterilebilir. Hatta tahrik edici söylemler de olabilir. Sizi ikaz ediyorum. Lütfen ses çıkarmayın. Tahriklere kapılmayın. Eleştirileri şahsi algılayıp savunmaya geçmeyin. Konuyu olgunlukla karşılayın…”

Konuyu bu şekilde toparladı.

Sonra ne mi oldu?

Kocaali’de o siyasetçiler alkışlarla karşıladı. Sesini çıkarmaya çalışan fındıkçılar yine başka fındıkçılar tarafından susturuldu. Ak Parti Kocaali’den silme oy aldı.

Benzer şeyler Ordu’da, Giresun’da da yaşandı.

Kimse fındık konusunda tek kelime etmedi.

Üretici sesini çıkarmayınca hükümet de konunun üstünde durma gereği duymadı.

Geldiğimiz noktada da Lütfi Bayraktar tek başına kaldı. Ne siyasi baskı, ne üretici baskısı…

Oy ile bile tehdit etmeyi başaramadık.

Sonunda Lütfi Bayraktar kaldı sadece. Elinde Fiskobirlik borçları, batık bir kurum için varını yoğunu ortaya koyan bir adam.

Bari bu defa onu yalnız bırakmayalım. Yanında duralım. Sesinin daha gür çıkmasını sağlayalım. Yanı başımızdaki adama sahip çıkalım. O’nu sevdiğimiz için de değil ha!

Kendimi için.

Fındıkçının sesinin duyulması için.

Yoksa işler gittikçe daha kötüye varacak. En sonunda Ferrori dünyanın başka ülkelerinde fındık üretmeyi deneyecek. Bizim elimizde de fındık ağaçlarından başka bir şey kalöayacak.


07 Kasım 2019 Perşembe 10:29
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÜLKE GÜNDEMİ

YUSUF DEMİRCİOĞLU'NDAN ÇİFTE SAADET

Karasu Aziziye Mahallesi tiyatro topluluğu kurucularından Yusuf Demircioğlu, reklam ve dizi kariyerine bir yenisini

SAKARYA KARA TESLİM

Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş'un, Pazartesi günü Sakarya genelinde okulları tatil etmesinin ardından gözler

SAĞANAK YAĞIŞ GELİYOR

Kar yağışının Çarşamba gününden beri ülke genelinde ve Sakarya'da etkisinin sürdürmesinin ardından Devlet

YENİ YILA KARLA GİRECEĞİZ

Aralık ayının bitmesine günler kala kara kış kendisini kapıdan gösterdi. Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün

SAATLERİ GERİ ALMAYI UNUTMAYIN

Yaz saati uygulamasının sona ermesiyle saatler, bu cumartesiyi pazar gününe bağlayan gece yarısından sonra,

1 KASIM 2015 SEÇİM SONUÇLARI

Türkiye, 1 Kasım Pazar günü sandık başına gitti. Tüm yurtta olduğu gibi Karasu ve Kocaali'de de erken seçim

SAKARYA - HAVA DURUMU

SAKARYA